1. Dünya Savaşında Osmanlı Devleti

Özetlemek gerekirse Mevzu Başlıkları

1.Dünya Cenginde Osmanlı Devletinin Durumu

Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı Devleti’nin genel, ekonomik ve askerî durumu harbe girmeye elverişli değildi. Devlet, 1911 Trablusgarp Savaşı ve 1912-1913 Balkan Savaşları sonunda büyük kayıplara uğramıştı. Durumunu düzeltmek için sulh ortamına ihtiyacı vardı. Sadece savaşın genişlemesi halinde yansız kalması da elinde değildi. Osmanlı Devleti, gelebilecek saldırılara karşı kendini korumak için ittifak arayışları içine girdi. Cenk öncesi İngiltere ve Fransa’ya bu doğrultuda meydana getirilen müracaat negatif sonuçlandı. Aynı dönemde Almanya’ya yapmış olduğu ittifak önerisi de kıymet görmemişti.

Savaşın Avrupa kıtasında yayılma emareleri üstüne zor durumda duracak olan Almanya, Osmanlı Devleti’nin ittifak önerisini tekrardan gözden geçirdi. Ihtimaller içinde bir dünya cenginde Osmanlı Devleti, bulunmuş olduğu coğrafi konumundan dolayı mühim bir rol üstlenebilirdi. İtilaf Devletleri’nin güçleri bölünmeli ve cepheler genişlemeliydi. Osmanlı Devleti kendi yanlarında harbe girerse hem Osmanlı Devleti’nin insan gücünden faydalanacak hem de yeni cepheler açarak savaşın alanını genişleteceklerdi. Böylece Almanya’nın İtilaf Devletleri çemberi içindeki yükü de hafifleyecekti. Osmanlı padişahının halife unvanından da yararlanmak istiyorlardı. Halifenin yapacağı “mukaddes cihat” çağrısı sonucunda İngiliz ve Fransız sömürgelerindeki milyonlarca Müslüman’ın bu çağrıya uyup ayaklanacağını hesaplıyorlardı.

Osmanlı devlet yönetiminde söz sahibi olan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin liderlerinden Enver Paşa’ya nazaran yıkılmak suretiyle olan imparatorluğun kurtulmak için son şansı, Almanya’nın yanında harbe girmekti. Enver Paşa, Alman disiplinine o denli güveniyor ve savaşı Almanya’nın kazanacağına o denli inanıyordu ki bu devletin yanında harbe girilirse kaybedilen toprakların geri kazanılacağından emindi.

Harbiye Nazırı Enver Paşa

Kafkaslardaki Türkler, Rus egemenliğinden kurtarılacak ve büyük bir Turan İmparatorluğu kurulması olasılığı doğacaktı. Ek olarak kapitülasyonlar kaldırılacak, mevcud dış borçlar silinecek ve İmparatorluğun itibarı geri kazanılacaktı.

Karşılıklı çıkarlar doğrultusunda 2 Ağustos 1914’te Almanya ile Osmanlı Devleti gizli saklı bir bağlaşma antlaşması imzaladılar.

Osmanlı Devleti, Eylül 1914’te kapitülasyonları kaldırdığını duyuru etti. İtilaf Devletleri bu karardan hoşnut olmadılar sadece Osmanlı Devleti’nin tarafsızlığını bozmaması adına da büyük bir tepki göstermediler. Almanya ve Avusturya-Macaristan Hükumeti ise bu karara uzun süre karşı çıktı.

İtilaf Devletleri donanmasından kaçan Goeben (Goben) ve Breslau (Breslav) adındaki iki Alman gemisi Çanakkale Boğazı’na gelmiş olarak Osmanlı Devleti’ne sığınmak istedi. Tarafsızlık kuralına nazaran Osmanlı Devleti’nin ya yirmi dört saat içinde bu gemileri kara sularından çıkarması ya da silahsızlandırarak cenk sonuna kadar nezaret altında bulundurması gerekiyordu. Alman elçisinin de onayı alınarak Almanya’nın bu iki gemiyi daha evvelde Osmanlı Devleti’ne sattığı, Çanakkale’ye gelişlerinin teslim amaçlı olduğu açıklaması yapılmış oldu. Böylece büyük bir siyasal krizin önüne geçilmiş oldu. İstanbul Boğazı’na demirleyen gemilerin adı “Yavuz” ve “Midilli” olarak değiştirildi ve gemilere Türk bayrağı çekildi.

Yavuz Zırhlısı

Yavuz ve Midilli’nin de içinde bulunmuş olduğu Osmanlı birliği, Alman bir amiral komutasında tatbikat öne sürülen sebebi ile Karadeniz’e açıldı. Enver Paşa’nın gizli saklı emri ile 29 Ekim 1914’te Rusya’ya ilişkin Sivastopol ve Odessa limanları bombalandı. Böylece Osmanlı Devleti tarafsızlık politikasını terk ederken, İttifak devletlerinin yanında harbe girmiş oldu. Osmanlı Devleti’nin bir oldu bitti ile harbe girmesinden sonrasında yeni cepheler açıldı ve cenk daha geniş bir alana yayılmış oldu.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir