27 Mayıs ve ABD

1. ABD, Türkiye’de silahlı kuvvetlerin işe karışmasının an meselesi olduğu bir ortamda, Menderes’i CIA vasıtasıyla uyarmadı; vakası kendi dinamiğine bıraktı. Hatta DP’nin en fazla ihtiyacı olduğu anda kredileri keserek rejimin zayıflamasını hızlandırdı.

2. ABD’nin bu tutumu, organik olarak Menderes’in yalnızca antikomünizm bayraktarlığı yardımıyla almış olduğu Batı yardım ve kredilerini israf etmesinin rejimi tıkadığı saptamasına dayanıyordu.

Menderes bir noktadan sonrasında endüstri tesisi olmaksızın ekonominin yaşayamayacağını görmüş, Türkiye’nin sanayileşmesini istemeyen Batı’nın haricinde başka bir kaynak arayışına girerek sonunda kredi için Moskova’ya açılma sonucu vermişti. ABD, hem Menderes rejiminin pamuk satmak yerine tekstil üretip satmak istemesinden hoşlanmadı hem de Soğuk Cenk ortamında Batı Bloku’nda gedik açacak bir Moskova gezisinden bilhassa rahatsız oldu. (…)

3. Darbeyi Menderes’e suç duyurusu etmemenin ötesinde, ABD kendisine ikili anlaşmaların verdiği bir yetkiyi kullanmaktan da dolaylı olarak kaçındı. 5 Mart 1959 tarihindeki Türk-Amerikan Güvenlik İş Birliği Antlaşması, Orta Doğu’da internasyonal komünizmin silahlı saldırısına uğrayacak herhangi bir ülkenin talep etmesi hâlinde ABD’nin bu ülkeye silahlı kuvvet göndererek yardım yapacağını duyuru eden 5 Ocak 1957 tarihindeki Eisenhower Doktrini’ne gönderme yapıyordu. Doktrinde silahlı saldırıya uğramış olmak öngörülürken Türk-Amerikan Güvenlik İş Birliği Antlaşması’nın dibacesi (ön söz) ve 1. maddesine bakılırsa Türkiye’ye direkt yada dolaylı hücum durumunda ABD, silahlı kuvvetlerin kullanılması da dâhil olmak suretiyle lüzumlu her türlü harekete girişecekti.

Bu dolaylı hücum ifadesi, Türkiye’nin talep etmesi hâlinde, ABD’nin ülkedeki bir talebe hareketini bile silahlı müdahale sebebi kabul ederek asker yollamasına olanak verecek nitelikteydi. Bundan dolayı de TBMM’de muhalefetin büyük itirazına yol açmıştı. Amerikan yetkilileri Menderes’e darbe mevzusunda ihbarda bulunmayınca bu şekilde bir talep olasılığı da ortadan kalkmış oldu. (…)

Baskın Oran, 2001, s. 667

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir