AB (Avrupa Birliği) ve Türkiye İlişkileri

İkinci Dünya Savaşı’nın arkasından AET’nin (Avrupa Topluluğu) kısa sürede genişlemesi Türkiye’nin dikkatinden kaçmamış, bütünleşmenin haricinde kalmak istemeyen Türkiye müracaat mevzusunda kendini mecburi hissetmiştir.

1959 senesinde AET’ye müracaat yaparak günümüzde de devam etmekte olan adaylık sürecini başlatmıştır.

Türkiye’de gerçekleşen 27 Mayıs 1960 darbesi ile süreç yavaşlamış olsa da 1963 Ankara Antlaşması, Türkiye-AET ilişkilerinin geliştirilmesinde mühim bir adım olmuştur. 1980’lerde dünyada yaşanmış olan süratli değişiklik, Doğu ve Batı blokları içinde ilişkilerin yumuşaması, Avrupa’nın Türkiye’ye bakışında bir değişiklik başlatmıştır. Ekonomik refahın artırılmasının AB’ye üyelikten geçtiğine dair fikir, Türkiye’nin 14 Nisan 1987’de tam üyelik başvurusu yapmasına yol açmıştır.

Avrupa Komisyonu 1989 yılına ilişkin bir raporda esas itibarıyla Türkiye’nin üyeliğe uygun bulunduğunu fakat o dönem için üyelik mevzusunda verilecek kararın ertelenmesinin uygun olacağını duyurmuştur.

Soğuk Harp’ın sona ermesiyle AB, Türkiye mevzusunda daha rahat hareket etmeye başladı. Bu zamanda Türkiye’nin AB ile ilişkileri sıkıntılı bir süreçten geçti (Görsel 5.12). Avrupa ülkeleri başta PKK olmak suretiyle Türkiye’ye karşı terör faaliyetlerinde bulunan örgütlerin kendi ülkelerindeki faaliyetlerine izin verdi.

Doğu Avrupa ülkeleri için uygulanan üyeliğe hazırlama programlarına Türkiye’yi dâhil etmedi. 1992 Lizbon Zirvesi Netice Belgesi, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerini tam üyeliğe hazır hâle getirmek için bu ülkelerle topluluk arasındaki iş birliğinin geliştirilmesini ifade etmekteydi. Aynı belgede Türkiye’nin tam üyeliğine asla değinilmeden Körfez Savaşı ile beraber artan jeo-stratejik öneminden dolayı ilişkilerin geliştirilmesi gerektiği açıklandı.

Özetlemek gerekirse Mevzu Başlıkları

AB Üyesi Olmadan Gümrük Birliğine Giren İlk ve Tek Ülke

1993 tarihindeki Kopenhag Zirvesi’nde, tam üyelik için lüzumlu olan ekonomik ve siyasal koşulları yerine getirecek Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin en kısa sürede tam üye olarak AB’ye kabul edileceği açıklandı. Buna rağmen Türkiye için bir tek iş birliğinin güçlendirilmesi, ilişkilerin geliştirilmesi ve gümrük birliğinin tamamlanması benzer biçimde hedeflerden söz edildi. Türkiye’nin tam üyeliğe geçişte büyük bir adım olarak görmüş olduğu Gümrük Birliği Antlaşması 1995’te imzalanarak 1 Ocak 1996’dan itibaren yürürlüğe girdi. Tek taraflı yükümlülükler üstüne alan Türkiye, tam üye olmadan Gümrük Birliğine giren ilk ve tek ülke olmuştur. Aralık 1997’deki Lüksemburg Zirvesi kararları, Türkiye için öteki zirve kararlarından daha fena olmuştur. Lüksemburg Netice Bildirisi’nde Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ve Kıbrıs’ı kapsayan bir katılma sürecinin başlatılması kararlaştırılmıştır.

Türkiye, bu zirve kararlarıyla Avrupa bütünleşme tarihindeki en geniş katılma sürecinin haricinde bırakılmıştır. Lüksemburg kararlarında Kıbrıs dâhil on bir ülkeden tam üyeliğe “aday” ülke olarak söz edilirken Türkiye ile ilgili başlık altında “adaylık” terimi kullanılmamıştır. Lüksemburg kararları ile Kıbrıs ve Türk-Yunan ikili sorunları Türkiye’nin önüne ilk kez ön şart olarak konulmuştur.

Türkiye, 1998 tarihindeki Cardiff Zirvesi’nde öteki adayların olduğu rapor sistemine dâhil edilmiştir. 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki’de meydana getirilen AB Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi, Türkiye-AB ilişkilerinin dönüm noktası olmuştur. Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin adaylığı resmen onaylanmış ve öteki aday ülkelerle eşit konumda olacağı açık bir üslupla ifade edilmiştir. AB, Helsinki Zirvesi ile Kıbrıs ve Ege sorunlarını Türkiye’nin AB’ye uyum sürecinde siyasal kriterler hâline getirmiştir. Türkiye için hazırlanan Katılım Ortaklığı Belgesi, 8 Mart 2011’de AB Konseyi tarafınca onaylanmıştır.

Türkiye, AB ile tam üyelik müzakerelerine başlayabilmek için 2001-2004 içinde iki anayasa paketiyle 2002-2004 yılları aralığında sekiz yasal uyum paketi kabul etmiştir. Aralık 2004 tarihindeki Brüksel Zirvesi’nde Türkiye’nin siyasal kriterleri karşıladığı vurgulanarak Ekim 2005’te müzakerelere başlanması sonucu alınmıştır. Ekim 2005’te Lüksemburg’da meydana getirilen hükûmetler arası konuşma ile Türkiye resmen AB’ye katılım müzakerelerine adım atmıştır. Katılım müzakerelerinde mevcut durumda şu ana kadar 16 fasıl müzakerelere açılmış, biri geçici olarak kapatılmıştır.

Yaşanmış olan tüm bu süreçlere karşın Türkiye, AB’ye kabul edilmemiştir. AB’nin, Türkiye’nin nihai üyeliğini geciktirmesinde üç temel mesele alanı tespit edilmiştir.

Avrupa Birliği’nin Türkiye İçin Üç Temel Problemi

Nüfus

Türkiye seksen milyonluk nüfusuyla AB üyesi olursa AB kurumları içinde en büyük katılım ve temsil hakkını elde eder. Türkiye, hem de AB’deki fonlardan en fazlaca yararlanan ülke olur.

Jeopolitik konum

Türkiye, ABD’nin teröre destek veren ülkeler sıralamasında yer edinen devletlerle komşudur. Türkiye’nin AB üyesi olması AB’yi, İran, Irak ve Suriye benzer biçimde ülkelerle komşu yapmış olacaktır. AB açısından bu bölgeyle komşu olmak pozitif yönde bulunmamaktadır. Şundan dolayı Türkiye’nin komşusu olan ülkeler ve onların doğusunda bulunan devletlerden gelebilecek göçmenler tehdit olarak algılanmaktadır. Türkiye’nin AB üyesi olması doğu ülkelerinden gelen göçmenlerin direkt AB’ye girmelerine niçin olacaktır. Bundan dolayı AB, Türkiye’yi tam üye olarak görmek yerine doğu ülkeleri ile içinde tampon olarak görmeyi tercih etmektedir.

Kültürel farklılıklar

Türkiye’nin demokratik, laik, toplumsal bir hukuk devleti olmasına karşın AB’deki bazı çevreler Türkiye’nin haiz olduğu İslami kimliğin AB değerleriyle uyumlu olmadığını düşünmektedirler.

Türkiye, iki yüzyıldır sürdürdüğü modernleşme hareketleriyle Avrupalı değerlerle bütünleşebileceğini göstermiştir. NATO’ya üye tek Müslüman ülkedir. Bununla beraber da İslam dünyasında çağıl demokrasiyi temsil eden tek ülkedir. Bu özelliklere haiz Türkiye’nin AB’ye üyeliği “medeniyetler çatışması” tezini çürütecektir. Bu tespitlere karşın Türkiye’nin AB’ye üyeliği sürüncemede bırakılmıştır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir