Asya Hun Devleti’nin Kuruluş ve Çöküş Süreci – 2

M. Ö. 124 senesinde hafifçe süvari birliklerinden oluşan Çin ordusu, eskiden beri Hunların yaşamış olduğu Kan-su bölgesine saldırarak Hunların bu sağ kanadındaki prensliğini yenik etti. M. Ö. 121’deki Çinli General Ho K’ü-ping komutasındaki ikinci hücum ile Çinliler, batıya oluşturulan Kaşgar’ın doğusu ile Kan-su’nun batısı arasındaki bölgeyi ele geçirdi. İmparator Wu-di tecim yolunda kontrolü sağlamış oldu. Bunun sonucunda Hunlar tutumsal olarak büyük zarara uğradı.

Değişik bölgelerde Çinlilerin saldırıları devam ederken M. Ö. 123’ten itibaren Hunlar Go-bi Çölü’nün güneyinde, Çin sınırına oldukça yakın olan başkentlerini daha doğru bir ifade ile askerî karargâhlarını Go-bi Çölü’nün kuzeyindeki Orhun yada Selenga çanağındaki bir yere naklettiler ki, bu saldırıdan vazgeçip savunmaya geçtiklerini gösterir. Artık Türkistan coğrafyasında Çin Devleti ile Hun Devleti arasındaki güç dengesi kati olarak Çin lehine değişti.

Çin ordusunun batıdaki zaferleri ve Hun Devleti’nin güç kaybetmesi sonucunda, doğal olarak eyaletlerden bazıları Hunlardan koparak Çin hâkimiyetine girmeye başladılar. İmparator Wu-di yeni tabilerine büyük saygınlık göstererek onları aşama, unvan, para ve toprakla ödüllendirdi. Ek olarak Wu-di, Çin İmparatorluğu’nun stratejik bakımından oldukca önemli bir halde topraklarını genişletti. Kuzeyde Hunlar ve güneyde Tibetliler içinde bir hat çekerek Hunların askerî seferlerde Tibetlilerin desteğini almalarına engel olmaya çalıştı. Daha önemlisi de Çin’in güneyde Kaşgarya ve öteki bölgelerle direkt temasa geçmesini sağlamış oldu. Bunların yanında İmparator Wu-di, M. Ö. 119’da Hunlara kati bir darbe indirmeye karar vererek büyük bir ordu vücuda getirdi. Üstün silahlarla donanımlı ve çoğunluğu hareket kabiliyeti fazla Hun tarzında hafifçe süvarilerden oluşan ordu iki koldan harekete geçti. Kum fırtınası isminde olan harpte Hunlar yenik oldu. Güç ve nüfuzları kırıldı. Bu durumdan cesaretlenen Wu-di gönderilmiş olduğu elçi vasıtasıyla Tanhu’ya kendisine doğal olarak olması teklif etme cüretinde bulunmuş oldu. Bu isteğe Tanhu büyük bir kızgınlıkla karşılık verdi ve elçiyi tutuklattı.

M. Ö. 104 yılına ulaştığında Hun tahtına oldukca genç olduğundan ‘Çocuk Tanhu’ denilen yeni bir Tanhu çıktı. Oldukca geçmeden zalim bir kişilik ortaya koydu. Ülkede büyük bir huzursuzluk ve memnuniyetsizliğe yol açtı. Tanhu’nun yakın akrabalarından olan maiyetindekilerden birisi isyan bayrağını açtı. İsyancı, Çin sarayı ile irtibata geçerek tasarladığı darbe girişiminde kendisine yardım etmelerini istedi ve bunun karşılığında Han Hanedanı’nın sadık bir tebaası olacağına yemin etti. Bu fırsatı değerlendirmek isteyen İmparator Wu-di, M. Ö. 103’te ihtiyaç duyulan her türlü yardımı sağlaması için başarıya ulaşmış generallerden Caho-bu’nu 20.000 kişilik ordunun başlangıcında Moğolistan’a gönderdi. Fakat isyan adım atmak üzereyken Tanhu bu teşebbüsü öğrendi ve isyancıyı öldürdü. Çinliler geri çekildi. Artık çeşitli vesilelerle Çin, Hunların iç işlerine karışır duruma geldi. Çin İmparatorluğu bu devrede Cungarya, Tanrı Dağları, Turfan, Kuçar ve Yarkent şeklinde Hun topraklarını ele geçirerek Hun Devleti’nin batı bölgesinde enerjisini ve prestijini arttırmayı başardı. M. Ö. 100 senesinde Çin İmparatorluğu ihtişamın zirvesindeyken, Hun İmparatorluğu ise dâhili çöküntülerden meydana gelen huzursuzluklarla uğraşmaya devam ediyordu. Hun tahtında Tanhular birbirini izlemiş ve asla biri ne uzun süre tahta kalabilmiş, ne de kuvvetli bir yönetim ve bir kişilik gösterebilmişti. Bu dönem içinde uzun seneler Hun sarayındaki güç, tahttaki hükümranın değil Wei-lu adındaki yetenekli bir Hun vatandaşının elinde idi. Wei-lu Hun asıllıydı fakat eğitimini Çin’de görmüş, Çin’i her yönüyle yakından tanımıştı. Hun başkentine ilk gelişi de, Çin İmparatorluğu’nun bir diplomatik göreviyle olmuştu. Hun topraklarına girişinden kısa bir süre sonrasında Tanhu’nun hizmetine girerek Çin ile olan bağlantısını koparmış, yalnız o zamanki Tanhu’ya değil, ondan sonrakilere de mahrem bir müşavir, resmî olmayan bir başbakanlık hizmeti gören yüksek bir mevkie getirilmişti.

Çin İmparatoru Wu-di’nin M. Ö. 87’de ölmesi Hun Devleti’nde toparlanmaya yol açtıysa da, bu uzun sürmedi. Wu-di’dan sonrasında gelen imparatorlar da Çin siyasetinde belirgin bir değişikliğe gitmediler. Wu-di’nin bıraktığı yerden devam edilerek M. Ö. 72–71 senesinde Hunlar üstüne yeni bir sefer düzenlendi. Bu hareket Hunlar açısından bir nevi sonun başlangıcı oldu. Hun Tanhusu devletinin iyice ters dönen talihini düzeltmek için M. Ö. 71 sonlarına doğru umutsuz son bir çaba gösterdi. Fakat bu seferi Çin’e karşı değil, yaşanılan felaketlerin baş müsebbibi olarak görmüş olduğu Wu-sunlara karşı açtı. Birliklerini Altay Dağlarından geçirip Cungarya’ya soktu ve Wu-sunlara ani bir hücum yapmış oldu. Baskın Wu-sunların pek beklemediği kış mevsiminde olduğundan halkın pek çoğunu tutsak etmeyi başardı. Şimdilik bu kadarıyla yetinmeyi uygun gören Hun Tanhusu, Wu-sun ana güçleriyle çarpışmayı beklemeden Moğolistan’a dönmeyi karar verdi. Hun ordusu tam bu sırada, kim bilir Altay Dağlarını geçerken alışılmamış derecede büyük bir kar fırtınasına yakalandı. Oldukca fazla sayıda insan ve at öldü. Ülkeye aslolan ordunun sadece % 10’u dönebildi.

Bu felaketin haberi yıldırım hızıyla Orta Asya’nın geniş ovalarına yayıldı ve bir çok eskiden Hunlara doğal olarak olan topluluklar, uzun zamandan beri nefret ettikleri efendileri olan Hunlardan intikam almak için bu fırsattan yararlanma yoluna gittiler. Nerede ise bununla beraber batıdaki Wu-sunlar, kuzeydeki Ding-linglar ve doğudaki Wu-huan ile Sien-piler tüm tabilik bağlarını kopararak Hun topraklarına istila etmek suretiyle ordular gönderdiler. Öte taraftan Çinliler de üç koldan harekete geçtiler. Hunların binlercesini öldürmek ve tutsak almak fırsatını buldular.

Yıkım üzerine yıkım olarak Hun Ülkesi’nin her köşesinde çekirge sürüleri afetiyle büyük bir açlık ve kıtlık baş gösterdi. İddia edildiğine bakılırsa tüm nüfusun 2/3’ten fazlası ile büyük baş sürülerinin yarıdan bir çok bu açlık sonucu mahvoldu. Bir zamanlar Çin İmparatorluğu’nun ve Orta Asya’da yaşayan kavimlerin korkulu rüyası, kudretli Hun İmparatorluğu mısra getirildi. Bilhassa M. Ö. 60–58 yılları aralığında hükümdar ailesine mensup olmakla beraber zor ve hile ile Hun tahtına çıkan Tanhu o şekilde sert ve sevilmeyen birisi idi ki, bu yüzden ülkenin her yanında iç harp başladı. M. Ö. 58 senesinde Tanhu intihar etmeye zorlanıp, tahta hukuki sahibi Ho-han-yeh çıkarıldı (M. Ö. 58–31).

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir