Bağlantısızlar Hareketi’nin Doğuşu

20. yüzyılda yaşanmış olan iki dünya savaşı sonrası sömürgeci devletlerin bir çok güç yitirmiş ve sömürgelerindeki denetimleri zayıflamıştı. Ek olarak bu savaşlar esnasında başarıya ulaşmış olmak için sömürgelerinden yardım taleplerinde bulunmuşlardı. Bu gelişmeler neticesinde sömürgelerdeki insanoğlu, beyaz insana nazaran bir eksikliklerinin olmadığını fark ettiler. Bununla birlikte da Batı’nın liberal düşüncelerini tanıma imkânı buldular. Bu ortam içinde Üçüncü Dünya ülkeleri, siyasal bağımsızlıklarını kazandıktan sonrasında siyasal istikrarlarını sağlamak ve ekonomik kalkınmalarını gerçekleştirmek için aralarında birlik oluşturmaları icap ettiğini anladılar.

Bağlantısız ülkeler, Avrupa devletleri arasındaki siyasal oyunlar ve çekişmelerden ziyade dünyanın açlıkla savaşım eden öteki yarısının geleceğini gündemlerine aldılar. Bu ülkeler, temel politikalarını ittifak bloklarının haricinde kalmak olarak belirleseler de kendilerini dünya siyasetinden tamamen soyutlayamadılar. İttifak blokları arasındaki ilişkilere değil, azca gelişmiş ülkeler arasındaki ilişkilere ehemmiyet verdiler.

Bağlantısızlığın Asya ve Afrika devletleri içindeki öncü rolünü Hindistan üstlenmiştir. Bağlantısızlık politikasını şekillendiren Hindistan Başbakanı Jawaharlal Nehru (Javarla Nehru) olmuştur (Görsel 4.11). Nehru’nun bağlantısızlık fikrinin temelinde sulh içinde bir arada yaşamı sürdürmenin beş ilkesi vardır. Bu beş ilke; siyasal bağımsızlık, askerî ittifaklara katılmamak, kendi topraklarında başka devletlerin askerî üs kurmasına izin vermemek, ikili ittifaklara girmemek, millî kurtuluş mücadelelerini desteklemektir. Bağlantısızlıkta bloklara karşı bir düşmanlık değil, hep beraberce dost olmak esastır. Nehru, bağlantısızlığın bir üçüncü blok olarak değerlendirilmesine de karşı çıkmıştır. Bağlantısızlığın içinde yer edinen Yugoslavya da Soğuk Cenk’ı şiddetle reddetmiştir.

1955 Bandung Konferansı’nda bağlantısızlığın ortaya çıkmasını elde eden en mühim niçin, bağımsızlığını yeni kazanan bu devletlerin zayıflığı ve güçsüzlüğü olmuştur. Bu devletler kurulduğunda dünya iki bloka ayrılmıştı ve bu blokların her ikisi de nükleer güce sahipti. Yeni kurulan devletlerin bu nükleer güçlere tek başlarına karşı koyma gücü bulunmuyordu. Bu bloklardan herhangi birine girmekse bir sömürgecilikten kurtulup öteki bir sömürgeciliğe girmek anlamına gelmekteydi. Bandung Konferansı’nın netice metninde halkların kendi kendilerini yönetme hakkı, tüm bağımsız devletler içinde eşitlik ve iç işlerine yabancıların müdahalesinin reddedilmesi vurgulandı. Ek olarak silahsızlanma ve nükleer silahların yasaklanması üstünde duruldu. Bu şekilde dünyayı iki bloka ayıran durumun karşısında üçüncü bir yol açıldı.

Bağlantısızlık, blokların nükleer gücüne karşı gelmeyi ve silahsızlanmayı esas aldı. Bağlantısızlar, BM Genel Kurulundan çıkarttıkları kararlar ile büyük devletlerin politikalarına yön vermeye çalıştılar. Bağlantısız Devletlerin bir kısmı liberal ve demokratik yapıya sahipken bir kısmı da otoriter ve toplumcu yapıya sahipti.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir