Balfour Deklarasyonu (2 Kasım 1917)

Yahudilerin, İngiltere Hükûmeti nezdindeki girişimleri netice vermiş, İngiliz yöneticiler Filistin’de bir İngiliz mandası kurularak burada bir Yahudi yurdu oluşturulması mevzusunda ikna edilmişlerdir.

1917 Balfour Deklarasyonu ile alınan bu söz, harp sonrası döneme damgasını vurmuş, ileride İsrail’in kurulmasında mühim bir aşamayı oluşturmuştu.

İngiliz Dışişleri Danışmanı Arthur James Balfour

Yahudiler, Balfour Deklarasyonu’nun yayımlanmasından sonrasında Filistin’e göç etmeye başladılar. I. Dünya Savaşı yıllarında Yahudiler aralarında para biriktirerek hedeflerinin mali alt yapısını oluşturdular. Bu paralarla 60.000 Yahudi, Arap toprak ağalarından toprak satın alınarak Filistin’e yerleşti.

İki harp arası dönemde aşama aşama Filistin’e Yahudi göçleri devam etti. Hitler’in iktidara gelmesiyle Almanya’dan kaçan Yahudilerle beraber 1940’a gelindiğinde Filistin’de Tabloda da görüleceği benzer biçimde Müslümanların nüfusunun yarısı kadar Yahudi nüfusu toplanmıştı. Bu miktar 1948’de ise 2.065.000 olan toplam nüfus içinde 650.000’e ulaşmıştı.

Filistin’de Müslüman ve Yahudi Nüfusu (1922 – 1942)

Irgun”, “Haganah” benzer biçimde Yahudi terör örgütleri, II. Dünya Savaşı’ndan sonrasında Filistinli Müslümanlara ve İngilizlere karşı sabotaj eylemleri düzenlemeye başladılar.

Zor durumda kalan İngiltere, mevzuyu 1947’de Birleşmiş Milletlere götürdü. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Birleşmiş Milletler Filistin Hususi Komitesi (UNSCOP) kuruldu. Komite oy birliğiyle Filistin’in bağımsızlığını öneriyordu. Sadece komitede bu bağımsızlığın “Filistin’de Araplar ve Yahudilerin iki ayrı devlet kurması” biçiminde mi yoksa “Araplar ve Yahudilerden oluşan federal bir devlet” biçiminde mi olacağı mevzusunda görüş ayrılıkları oluştu.

Uzun tartışmalardan sonrasında Filistin’de Araplar ve Yahudilerden oluşan iki ayrı devlet kurulması ve Kudüs’ün bağımsız olmasına sonucu verildi.

BM’nin 1947’deki Filistin paylaşım planı

Birleşmiş Milletlerin Filistin topraklarını parçalama sonucuna Arap ülkelerinin pek bir çok karşı çıktı. Bu ülkelerde Birleşmiş Milletler ve ABD’ye karşı kitlesel gösteriler yapılmış oldu. Aynı yıl Filistin’de Araplar ve Yahudiler içinde çatışmalar başladı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yaşanmış olan sertlik vakalarını önlemede etkili olamadı. Yahudi örgütleri ise sertlik eylemlerini daha da arttırdı.

9 Nisan 1948 gecesi Kudüs civarlarında bir Filistin köyü olan Deir Yassin’i yerle bir edip köydeki herkesi öldürdüler. Bu vaka bir taraftan Filistin davasının simgesi olurken öteki taraftan Filistinli sığınmacılar problemininin da başlangıcı oldu. Bir ay içinde 400.000 Filistinli Arap, bölgeyi terk ederek Ürdün’e kaçmak mecburiyetinde bırakıldı.

Filistin’de çatışmaların yoğunlaşması üstüne İngiltere 14 Mayıs 1948’de Filistin’deki manda rejimini kaldırdığını duyuru etti. Birkaç saat sonrasında da Yahudi önder David ben Gurian (Deyvid ben Guryan) bağımsız İsrail Devleti’nin kurulduğunu duyuru etti. Bu tarihten itibaren yalnızca Orta Doğu’yu değil, tüm dünyayı etkileyen Filistin Problemi başlamış oldu.

İsrail’in kuruluşu duyuru edilirken (1948)

İsrail’i ilk tanıyan ABD olurken SSCB derhal onun arkasından tanıyan ülkeler içinde yerini aldı. Sadece İsrail’in bağımsızlık ilanından bigün sonrasında Mısır, Suriye, Lübnan, Ürdün ve Irak bu sonucu tanımayarak İsrail’e girdiler ve bölgesel bir harp başlattılar. Cenk, Aralık 1948’de Arap ülkelerinin yenilgisiyle sonuçlandı. Savaşın sonunda İsrail, topraklarını genişletti ve bir milyona yakın Arap, sığınmacı durumuna düştü.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir