Ermeni Diasporası Nedir?

Diaspora terimi 20. yüzyılda değişik problemler sebebiyle ülkesinden ayrılarak değişik bir ülkeye giden ve azınlık şeklinde hayatlarını sürdüren fakat kültürel bağlarını koparmayan topluluklar için kullanılmıştır.

Bu kavram 20. yüzyılın ortalarında Ermenilerin haiz çıkmış olduğu bir kavram olarak siyasal kalite kazanmış, değişik ülkelerde Türkiye’yi zor duruma düşürmek için konferanslar düzenleyen, bu yolda basın ve tiyatroyu da kullanan bir yapıya bürünmüştür.

Ermeni diasporası, 1965’te sözde Ermeni soykırımının 50. yıldönümünde Büyük Ermenistan ve sözde soykırımın tanınması yönünde taleplerde bulunmuş ve çalışmalarını bu yönde devam ettirmiştir. 1970’li yıllarda Ermenistan’ın Kurtuluşu İçin Gizli saklı Ermeni Ordusu anlamına gelen ve kısa adı ASALA olan terör örgütü ile sesini dünyaya duyurmaya çalışmıştır. Teşkilat, Türkiye ile müttefiklerini düşman olarak görmüş ve Ermeni davasının sadece silahlı mücadeleyle çözülebileceği görüşünü savunmuştur.

Yurt dışındaki Türk görevlileri, elçilikleri ve kuruluşlarına yönelik ASALA tarafınca düzenlenen saldırılar yoğunluk kazanmıştır. Basında bu suikastlar yer alırken 1915 Vakaları’ndan soykırım olarak bahsedilmesi, Ermenilerin seslerini daha fazlaca duyurabilecekleri düşüncesine kapılmalarına niçin oldu. 1974’ten sonrasında Türk diplomatları ve temsilciliklerine yönelik sabotaj, suikast ve hücum biçimindeki terör faaliyetlerinin bir çok, Ermeni diasporasının etkin olduğu ülkelerde gerçekleştirildi.

1983’teki Orly Vakası, ASALA terör örgütünün gerçekleştirdiği son suikastı oldu. Bu vakada Türklerin haricinde başka milletlerden de ölenlerin olması Batı kamuoyunda tepkiler oluşturdu, bu tepkiler üstüne ASALA’nın etkinliği son buldu. ASALA terör örgütünün yapmış olduğu saldırılarda 1973-1984 yılları aralığında 34 Türk diplomatı ve dış temsilcilik mensubu yaşamını yitirmiştir.

Özetlemek gerekirse Mevzu Başlıkları

Diaspora Ermenileri ve Faaliyetleri

1991’de Ermenistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonrasında Ermeni diasporası, faaliyetlerini daha da artırdı ve bağlantılarının bulunmuş olduğu ülkelerin yönetimlerine sözde soykırım iddialarını tanıtmaya yönelik politikalar izledi. Ermenistan’ın 1993’te Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesini işgal etmesi, diaspora Ermenilerini güçlendirmiştir. Ermenistan’ın dış politikasını belirlemeye çalışan diaspora Ermenileri, Ermenistan’la ilişkilerini geliştirerek “Büyük Ermenistan” ideali çerçevesinde Türkiye’den toprak talebinde bulunmuştur.

Ilk olarak ABD, Fransa, İngiltere ve Almanya olmak suretiyle Avrupa’da etkili olabilecek bir yapıya haiz olan Ermeni diasporasının, Türkiye’nin AB’ye girişine dahi etkide bulunabilecek emek harcamaları olmuştur. Ermeni diasporası, Türkiye’ye dair karalamalar ve sözde soykırımın tanınması yolundaki propaganda faaliyetleri ile güçlenmiş, Türkiye’yi tehdit eder bir yapıya bürünmüştür.

Ermeni diasporasının 2000’den sonrasında sözde soykırımla ilgili kampanyaları bulundukları ülkelerin siyasetlerine dâhil etmesi, Türkiye’nin dış politikasında yaşamış olduğu en büyük sorunlardan biri olmuştur. Ermeni diasporası sözde soykırımın tanınması noktasında mühim adımlar atmıştır. Batı dünyasında eğitim, propaganda ve medya alanında yapmış olduğu çalışmaların etkisiyle bu vaka tek mutlak doğru olarak kabul görmeye adım atmıştır.

1965-2000 yılları aralığında sözde soykırımı Uruguay, Cenup Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, Arjantin, Rusya, Kanada, Yunanistan, Lübnan, Belçika, Vatikan ve İtalya şeklinde ülkeler tanımıştır. Bilhassa ABD ve Fransa’da yoğunlaştırılan lobi faaliyetlerinin arkasından 2000 senesinde Fransa da iddialara ilişkin yasayı kabul etmiştir. Bununla beraber 1987’de sözde soykırımı tanımış olan Avrupa Parlamentosu, 2004 yılına gelindiğinde zirve öncesi almış olduğu kararla Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliğini sözde soykırımı tanıması şartına bağlamıştır.

Ermenistan’ı İlk Tanıyan Türkiye mi?

21 Eylül 1991’de bağımsızlığını duyuru eden Ermenistan’ı ilk tanıyan ülkelerden biri Türkiye olmuştur. Ermenistan ile iyi ilişkiler tesis etmeye çalışan Türkiye, kurucu üyesi olduğu Karadeniz İş Birliği Örgütüne bu ülkeyi de çağrı etmiştir. Türk-Ermeni ilişkileri 2005’ten itibaren hız kazanmış, iki cemiyet arasındaki ilişkilerin geliştirilip sorunların çözülmesine yönelik konferanslar ve sempozyumlar düzenlenmiştir.

2005 senesinde Gazi Üniversitesi Mustafa Kemal Atatürk Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafınca düzenlenen “Türk-Ermeni İlişkilerinin Gelişimi ve 1915 Vakaları” temalı sempozyumu bunlardan biridir. İki ülkenin iş birliğiyle meydana gelen bu tür faaliyetlerin yanı sıra TBMM de aynı yıl yayımladığı bildiride şu ifadelere yer vermiştir:

“Gerek Türkiye’nin gerekse Ermenistan’ın çıkarlarının, asırlar süresince aynı topraklar üstünde birbirlerine karşı hoşgörü ve sulh içinde yaşamış olan Türk ve Ermeni uluslarını barıştırmak, onları cenk yıllarından meydana gelen derin ön yargılara tutsak olmaktan kurtarmak ve hoşgörü, dostluk ve iş birliğine dayalı bir ortak geleceği paylaşmalarına olanak verecek bir ortamı yaratmak olduğuna…”

İki ülke arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesine yönelik birçok faaliyete imza atan Türk tarafı, bu faaliyetlerle birlikte tarihsel gerçekliğin bilimsel araştırmalarla açığa çıkartılması için ortak bir komisyon kurulması önerisini Ermeni Devlet Başkanı Robert Koçaryan’a iletmiştir. Bununla beraber Viyana Ermeni-Türk Platformu ve Türk-Ermeni Barışma Komisyonu şeklinde pek fazlaca girişim başlatmıştır.

Türkiye’nin Ermenistan ile iyi ilişkiler kurma isteği 2007 yılı itibarıyla daha da hızlanmış ve Van Gölü’ndeki Akdamar Kilisesi’nin Türkiye tarafınca restore edilmesi, Erivan-Antalya tayyare seferlerinin başlatılması şeklinde adımlar atılmıştır. 2008 senesinde ilişkileri normalleştirmek için “Peynir Diplomasisi” ve “Futbol Diplomasisi” olarak adlandırılan süreçler yaşanmıştır. Atılan tüm adımlara karşın hedeflenen sonuçlara ulaşılamamış, iki ülke arasındaki ilişkiler Ermeni yönetiminin Türkiye karşıtı diasporaya verdiği destek ile 2011 yılının sonlarına doğru duraksamıştır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir