Fatih Sultan Mehmet ile Yavuz Sultan Selim’in Adalet Anlayışları

Din, mezhep ve ırk bakımından birbirinden değişik olan milletleri, uzun bir süre sulh ve refah içinde yaşatan Osmanlı Devleti, bu başarısını adaletli bir yönetim anlayışı ile elde etmiştir. Osmanlı Devleti fethettiği coğrafyadaki milletlerin kültürlerine, örf, âdet, din ve inaçlarına hiçbir şekilde müdahale etmemiş, onların eski yaşamlarına devam etmelerine müsade etmiştir. Bunun için birçok Osmanlı padişahı fermanlar yayınlayıp kanunnâmeler çıkararak bu halkların hukuklarını korumuştur.

Mesela Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethinden derhal sonrasında, Ortodoks Patrikliği’ne özgür davranma hakkı tanımış ve onları ayinlerinde özgür bırakmıştır. Kudüs Rum Patriği Atanasyos ve beraberindeki rahipler, İstanbul’a kadar gelmiş olarak ibadetlerinde özgür olmak için Fatih’ten izin istemişlerdir. Fatih de; “Bundan sonrasında asla kimse bunların ayinlerine, kiliselerine ve öteki ziyaretgâhlarına karışmayacaktır.” diye buyruk vermiştir.

Fatih, 1461’de de Bursa’daki Ermeni Piskoposu Hovakim’i İstanbul’a getirerek onu Ermeni Patriği ilân etmiştir. Böylece Ortodokslara tanınan haklar, Ermenilere de tanınmıştır.

Özetlemek gerekirse Mevzu Başlıkları

Fatih’in Bosna Ahidnâmesi (1461)

“Ben ki Sultan Mehmet Han’ım. Basit ve seçkin tüm insanoğlu tarafınca bilinsin ki bu padişah buyruğunu ellerinde bulunduran Bosnalı ruhbanlara büyük bir lütufta bulunarak şunları buyurdum. Adı geçenlere ve kiliselerine asla kimse engel olmayacak ve sorun vermeyecektir. Onlar sakınmaksızın ülkemde yaşayacaklardır ve kaçıp gidenler bile itimat içinde olacaklardır. Gelip vatanımızda korkusuzca oturacaklar ve kiliselerine yerleşeceklerdir. Ne ben ne vezirlerim ne uyruklarım ne de ülkemin tüm halkından asla kimse adı geçenlere kendilerine ve canlarına ve mallarına ve kiliselerine ve dışarıdan ülkemize gelenlerine dokunmayacak, saldırıp incitmeyecektir. Yeri göğü yaratan rızıklandırıcı adına ve Kur’an adına ve yüce Peygamberimiz adına ve yüz yirmi dört bin peygamber adına ve kuşandığım kılıç adına vallahi billahi, bu kişiler emrime itaat ettikleri sürece, bu yazılanlara asla kimse uymazlık etmeyecektir. Bu şekilde biline!” Ardan Zentürk, Artı 90 Dergisi, sayı: 6, s. 7

Fatih Sultan Mehmet’in yakarma mevzusunda verdiği bu fermanın bir benzeri de 1517’de Yavuz Sultan Selim tarafınca patriklere verilmiştir. Yavuz Sultan Selim’in Kudüs’e girişi esnasında, Ermeni patriği Serkis’e verilen bu fermana gore, Ermeni toplumu patriklerin idaresi ve tasarrufu altında olacaktı. Ek olarak patrikler Kudüs’teki kilise ve ibadethaneleri eskiden beri hangi şartlarla ellerinde tutuyorlarsa, aynı şartlar geçerliliğini koruyacaktı.

Özetle söylenecek olursa, Osmanlılar idareleri altındaki değişik milletlerin; din, dil, örf, âdet ve geleneklerine müdahale etmemişler, vicdan hürriyetlerine saygı göstermişlerdir.

Yavuz’un Kudüs Amannâmesi (1517)

“Kiliseleri ve mukaddes bölgeleri ziyarete gelen Ermeni toplumu, Zemzem denilen su yerine, panayırlarına ve öteki tapınak ve mukaddes bölgelere vardıklarında, devletin yönetim görevlilerinden ve başkalarından asla kimse karışmayacak ve rahatsız etmeyecektir. Her kim karışır, rahatsız eder, değiştirir ve bozarsa, hükümdarların yardımcısı olan Tanrı’ın katında suçlular takımından sayılsınlar.” Yavuz Ercan, Yavuz Sultan Selim Periyodu, Türkler Ansiklopedisi, C. 9, s. 437

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir