Filistin Merkezli Orta Doğu Politikaları

Orta Doğu, devamlı küresel ve bölgesel güçlerin ilgi odağı olmuştur. Bu ilgi bir çok vakit çıkar çatışmalarından ve güç gösterilerinden meydana gelen sorunları bununla beraber getirmiştir. Bunlardan en önemlisi hâlâ çözümsüzlüğünü sakınan Filistin sorunudur.

İsrail, İngiliz himayesi ve ABD desteğiyle 1948’de Filistin topraklarının %56’sını işgal ederek kuruldu. Arap-İsrail savaşlarıyla topraklarını genişleten İsrail, hem de bir milyon insanı sığınmacı durumuna düşürmüştür. Filistin halkı, İsrail Devleti’nin kurulması ile süregelen uzun dönemli cenk yıllarında devamlı yıkımlar ve saldırılarla karşı karşıya kalmıştır. Filistin’de Yaser Arafat yönetimindeki El Fetih, İsrail saldırılarını tam anlamıyla önleyememiştir. FKÖ’nün ve Filistin halkının haiz olduğu imkânlar, ABD’nin ekonomik ve askerî desteğini alan İsrail’e karşı yetersiz kalmıştır. Yaşanmış olan tüm bu olumsuzluklar Filistin halkında dayanışmanın artmasını ve direniş hareketlerinin ortaya çıkmasını elde etmiştir.

1978-1979 Camp David Antlaşmalarına karşın İsrail’in 1980’de Kudüs’ü ve 1982’de Cenup Lübnan’ı işgali, barışa karşı yaklaşımını ortaya koymuştur. 1982’de Reagan (Regın) Planı ile Fez’de toplanan Arap Zirvesi’nde ortaya konulmuş olan plan, iki tarafın görüş farklılıklarını yansıtmıştır. Reagan Planı, Batı Şeria’nın İsrail tarafınca güvenlik içinde yönetilmesini ortaya koyarken Filistinliler için bağımsızlığı desteklemeyeceğini belirtmekteydi. Plan, bu özelliğiyle daha önceki Camp David ve 1993’te başlamış olacak Oslo süreçleriyle benzerlik göstermekteydi. Filistinlilerin ve Arapların ortaya koyduğu plan ise onların genel kanaatlerini yansıtacaktı.

İntidafa (Uyanış)

Filistin’deki İsrail işgaline karşı ilk kez 9 Aralık 1987’de başlatılan halk direnişine verilen isimdir.

1967 Arap-İsrail Savaşı Filistinlilerde “kendi kurtuluşlarını gene kendilerinin sağlayabileceği” düşüncesini ortaya çıkarmıştır. 1987’de yaşanmış olan intifada süreci ile Filistin dünya gündemine gelmiştir. Yaşanmış olan bu intifada esnasında yeni bir halk direniş örgütü olarak Hamas kurulmuştur. Ağustos 1988’de Ürdün yönetimi FKÖ’yü Filistin halkının tek meşru temsilcisi olarak tanıyacağını bildirmiştir. BM, 8 Kasım 1989’da Filistin’le ilgili kararın tavsiyeler kısmında “Komite, Filistin Devleti’nin internasyonal topluluktaki ve BM içindeki haklı yerini alması gerektiği düşüncesini ifade eder.” açıklamasında bulunmuştur. Bu gelişmelerin arkasından FKÖ, 15 Kasım 1988’de Yaser Arafat’ın devlet başkanlığında bağımsız Filistin Devleti kurulduğunu açıklamıştır. İsrail, ABD’nin baskısı ve kendi kamuoyundan gelen istekler neticesinde senelerce terör örgütü olarak kabul etmiş olduğu Filistin Kurtuluş Örgütü ile sulh masasına oturmuştur.

ABD, Körfez Savaşı sonrası Filistin’deki sorunların çözümü için tarafları Ekim 1991’de Madrid Konferansı’nda bir araya getirmiştir. Konuşma, 1967’de işgale uğramış olan Batı Şeria ve Gazze mevzusunda bir çözüm ortaya koyamamıştır. 1993’te süregelen Oslo Görüşmeleri’nde ve 2000’de meydana getirilen Camp David Zirvesi’nde Filistin Devleti’nin kurulmasına yönelik bir netice elde edilememiştir. Ariel Şaron’un ortalama 1000 askerle Harem-i Şerif’i ziyareti Filistinlilerin protestolarına niçin olmuş ve El-Aksa İntifadası isminde olan ikinci intifadayı ortaya çıkarmıştır.

FEZ PLANI

• Kudüs dâhil, İsrail’in 1967’de işgal etmiş olduğu topraklardan çekilmesi
• 1967’den sonrasında işgal edilen yerlerde kurulan yerleşim yerlerinin kaldırılması
• Mukaddes yerlerde üç dinin dinsel törenlerinin özgürce yapılabilmesi
• Filistin halkının kendi kaderini belirleme hakkının ve tek meşru temsilcisi FKÖ önderliğinde ulusal haklarının vurgulanması
• Kudüs başkent olmak suretiyle bağımsız Filistin Devleti’nin kurulması
• BM Güvenlik Konseyinin yukarıdaki kararların uygulanmasını güvence etmesi
• (…)

2002’de İsrail saldırılarının artması üstüne ABD, AB, Rusya Federasyonu ve BM’den oluşan Orta Doğu dörtlüsü sorunları çözmek ve çatışmaları önlemek için bir “yol haritası” hazırlamıştır. Buna nazaran izlenecek yol şu şekilde belirlenmiştir:

Birinci Aşama: Terör ve sertlik eylemlerine son verilecek, Filistinlilerin durumlarının düzeltilmesine çalışılacak.

İkinci Aşama: İsrail 1967 sınırları öncesine çekilecek, geçici Filistin Devleti kurulacak.

Üçüncü Aşama: Filistin Devleti’nin sınırlarının belirleneceği nihai bir statü antlaşması imzalanacak.

2003’te taraflara sunulan bu maddelerden de pozitif yönde netice çıkmadı. BM Güvenlik Konseyi, İsrail’in bu zamanda Gazze Şeridi’ndeki evleri yıkması ve sivil Filistinlileri öldürmesinden dolayı 19 Mayıs 2004’te İsrail’i kınayan (ABD’nin çekimser kalmış olduğu) sonucu kabul etti. İsrail’e internasyonal hukukun gözetilmesi gerektiğine dair çağrıda bulunmuş oldu.

ABD’nin girişimiyle Kasım 2007’de iki taraf içinde Annapolis toplantısı yapılmış oldu. Katılımcı sayısının fazlalığıyla dikkat çeken görüşmede iki devletli yapıya dair görüşmeler 2008’de tamamlandı. Görüşmede altı temel mevzu (Kudüs, sığınmacılar, yerleşimciler, sınırlar, güvenlik ve su) çözüme kavuştu- rulacaktı fakat görüşmeler sonunda hiçbir somut adım atılamadı.

2009’da 1500 Müslüman’ın öldüğü ve on binlercesinin evsiz kalmış olduğu İsrail saldırısı, Gazze halkının yaşam koşullarını daha da zorlaştırmış ve barışa vurulmuş en büyük darbe olmuştur. Internasyonal yardımlar İsrail tarafınca zorla izin verilmediği için Gazze, dünyanın en büyük açık hapishanesi hâline dönmüştür. İsrail’in bu uygulamalarına dünyadan somut bir tepki gelmezken Ocak 2009 Davos Zirvesi’nde İsrail, Türkiye’nin tepkisiyle karşılaşmıştır.

Yaşanmış olan bu tarihsel süreçte Filistin sorununa her ülke kendi menfaatleri açısından yaklaşmış ve değişik politikalar ortaya koymuştur. Türkiye, Orta Doğu sulh sürecinin savunucusu olmuş, güvenli ve tanınmış sınırlar içinde İsrail ve Filistin’in yan yana yaşayacakları bir yapıyı desteklemiştir.

ABD, 1948-1976 döneminde uyguladığı İsrail’i destekleyen politikalarını, 1976-2000 yılları aralığında da sürdürmüştür. Bunun yanında ABD’nin bazen İsrail’e desteğini azalttığı dönemler de olmuştur. ABD, Irak Harekâtı’nda Suudi Arabistan’ın desteğini almak için Suudi Sulh Planı’ndan yana görünmüş ve İsrail’e yönelik eleştirilerini artırmıştır fakat İsrail’in tüm hukuk dışı uygulamalarına karşı onu siyasal ve askerî (tabanca satışı) olarak desteklemiştir. 1980 Venedik Bildirisi ile sulh görüşmelerinde FKÖ’yü tanıyan ve İsrail’in öteki bölge devletleri tarafınca tanınmasını isteyen AB, bölgede İsrail’i suçlamamaya dikkat etmiştir. AB, Araplardan yana net bir tavır ortaya koymamış ve ABD’ye nazaran daha dengeli bir siyaset izlemiştir. 1987’deki İntifadaya İsrail’in sert tepki vermesini kınamış ve internasyonal hukuka ve insan hakları ilkelerine uymasını istemiştir.

Kudüs sorunuyla ilgili gerek BM’de gerekse internasyonal hukukta oldukça sayıda karar alınmıştır. Buna karşın İsrail’in şehirdeki yerleşim yerlerini ve buralara yerleşen İsraillilerin sayılarını artırma, şehrin dinî mekânlarını tahrip etme, şehirdeki Filistinlileri temel haklarından yoksun bırakma şeklinde politikalarından vazgeçmemesi, çözüme ulaşmayı engellemiştir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir