Hun-Çin İlişkileri

Han sülalesinin (MÖ. 206-MS. 221) başlangıcında, Çin içindeki askeri durum imparatorun tam politika için rekabet etmiş olduğu yarı bağımsız krallıkların varlığı sebebiyle muhteşem karmaşıktı.

MÖ. 200’lerde Han Gaozu’nun hükümdarlığının yedinci senesinde (MÖ. 206-194) Hunlar Han krallığı olan Mayi’deki Xin’in desteğini aldıklarında Hunlar ordularını Çin sınırlarına saldırmaya yönelttiler.

İmparator kişisel olarak ordularını Hunlar’a yöneltti ve Xin’in isyanının bastırdı, fakat kuvvetleri soğuk bir havaya maruz kaldı. Hatta, askerlerinin yüzde yirmi ile otuzunun soğuktan parmaklarını kaybetmiş olduğu söylenmektedir. Bu sorunlara karşın ordu Pingcheng’e baskı yapmış oldu.

Mete sonrasında Gaozu’ya karşı sayılarının iki yüz bin olduğu söylenen bir süvari ordusuyla hareket etti ve Han birliklerini Pingchen’de sardı. Han’ın yedi gün sonrasında çekilmesine izin verildi. Han’ın darbeli bir yenilgiyle cezalandırdıktan sonrasında Hunlar, iki güç içinde ilk malum bir anlaşmanın imzalanmasına neden olan vergi şartları yükledi. O vakit imzalanan antak kalma, “yakınlık ilişkileri içinde sulh” anlamına gelen hegin kelimesiyle adlandırıldı.

Özetlemek gerekirse Mevzu Başlıkları

Hun-Çin İlişkileri ve Hegin Siyaseti

Hegin siyaseti çoğu zaman saf ve rahat bir ödün, mal değişimi ile satın alma içinde bir strateji olarak kabul edilmektedir. Gerçekte ise bundan daha fazlaydı. Her ne kadar bu politika rüşvetle göçebeleri pasifleştirdiyse de, mal anlamında olmasa da önceki sınır siyasetleriyle uzlaştıracak unsurları da içermekteydi.

Hegin siyasetinin mimari Liu Jing idi ve Ona gore bir yakınlık ilişkisi kurulduğunda, Mete imparatorun damadı olacaktı ve sonrasında da Mete’nin oğlu -veliaht, Hun tahtına varis olan- Gaozu’nun torunu olacaktı ve dolayısıyla Çin’e itaat etme şeklinde bir durum söz mevzusuydu. Liu, bu siyasetin öteki iki stratejiyle kuvvetlendirilebileceğini de öne sürdü. Birincisi, bir “çürütme kampanyası” idi.

Han’ın Hunlar’ın şiddetle arzuladığı kıymetli eşyaları periyodik olarak yollayacaktı ev Han’ın burada bir artısı olacaktı. İkincisiyse, “telsin” kampanyası idi ve böylelikle Han Hunlar’a “etkin kontakt” kurallarını öğretecek hatipler yollayacaktı. Uygun Konfüçyüs öğretisine gore bir torun dedesini kendine eşit göremezdi ve böylelikle Çin imparatorunun Hun imparatoruna üstünlüğü sağlanacak ve harp olmayacağı için Hunlar Han’ın itaati altına girecekti.

Hun-Çin İmparator İlişkileri Kardeşçe

Bu politika MÖ. 199’da imparatorun onayını aldı ve Han’ın Hunlar’la eşit diplomatik statüyü tanımasına ve iki kutuplu internasyonal bir düzenin başlamasının işaretini veren MÖ. 198 anlaşmasının imzalanmasıyla başlandı.

Eşit haklar iki unsura dayanmaktaydı; (1) iki saray içinde evlenme ittifakı kontratı düzenlendi ve (2) Han senelik olarak ipek, kumaş, hububat ve öteki besin maddelerini göndereceği bir vergiyi kabul etti. Öteki anlaşmalar da aynı prensiplere dayandırıldı, kimi zaman de empatik olarak ifade edildi, mesela, “Şanyu” unvanı “Huagadi” (Çin İmparatoru) ile aynı diplomatik statüyü aldı ve iki yönetici arasındaki ilişkiler “kardeşçe” olarak tanımlandı.

Bununla birlikte, eşit rütbelerin diplomatik olarak tanınması askeri açıdan gerçek güç ilişkilerini yansıtmıştır. Han’ın bir vergi ödemesiyle Hunlar’ı pasifleştirmeye ihtiyacı vardı. Han Gaozu ve Mete arasındaki Hunlar’a senelik bir vergi ve bir Han prensesi ile evlilik şartları, Çin’in dış ilişkiler anlayışındaki bir değişime işaret etmektedir. Açıkça, Han’ı siyasal bir aşağılık kompleksine sokan bu şekilde bir politika Çinliler için öncesinden benzeri görülmemiş bir durumdu.

Mete dul kraliçe Lü Hou’ya bir evlilik teklifinde bulunduğunda incinmişliğe bir de hakaret eklendi. Bu hakaret Çin’in ülke onurunu korumak adına saldırgan bir tavır takınmasına niçin oldu ve bundan sonrasında on senelerce hegin siyasetinin onaylanması devam etti. Han’ın siyasal ve diplomatik olarak bir Hun liderini tanıması asla ciddiye alınmadı.

Han Gaozu zamanında Çin’in zayıflığı normal olarak Hunlar’ın daha çok askeri güç kazanmaları nedeniyleydi. Göçebe düşmanlarına karşı savaşların devam etmesi sebebiyle Hunlar Mançurya’dan Sarı Irmak’ın doğusundaki topraklara kadar olan bir alana yayılmışlardı. Bu süreçte öteki göçebe halkları içlerinde erittiler ve bu da merkeziyetçi yapısıyla beraber askeri kurumlarının daha etkili olmasını ve silahlı kuvvetlerinin daha çok büyümesine yol açtı.

Han tarafınca, Gaozu’nun ordusu göçebeler ve askerlerin harp deneyimleri eksikliği, komutanların disiplinsizliği ve imparatorluğa sadakati güvence etmeyen soylular sınıfı sebebiyle zayıflatıldı. Bu faktörler kaçınılmaz olarak Han ordusunu Hunlar’a karşı alaşağı etti ve Gaozu’ya uzlaştırıcı bir tutum uygulama zorunluluğu getirdi, bu durum, uzun solukta Han’ın kuvvetli bir iktisat ve “çağıl” bir ordu inşa etmesine niçin oldu. Bu da Çin’e karşı atağa geçme kabiliyeti kazandırdı.

Gelinler ve rüşvetler sınırlar süresince Hunlar’ın akınlar ve saldırılar yapmalarını yada Çin tarafınca ödenen verginin yeniden yeniden arttırılması taleplerini engellemediyse de cephede mühim bir dengeyi korudu ve büyük ölçekli bir savaşla kıyaslandığında devletin maliyesine daha hafifçe bir yük yükledi. Hegin siyaseti bu yüzden yeni doğan Çin İmparatorluğu’nun ekonomik gücünün ve toprak bütünlüğünün korunması için elzem oldu.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir