İKI SAVAŞ ARASI DÖNEMDE OLUŞAN ULUSLARARASI SIYASI, EKONOMIK VE ASKERÎ DENGE ILE II. DÜNYA SAVAŞI’NIN NEDENLERI

I. Dünya Savaşı’ndan galip çıkan İtilaf Devletleri, Paris Sulh Konferansı ile kendi düzenlerini kurma gayretine giriştiler. Temelde İngiltere merkezli olarak kurulmaya çalışılan dünya düzeni, İngiltere dışındaki tüm tarafları rahatsız edecek şekilde gelişti. 1925’te meydana getirilen Locarno (Lokarno) Antlaşması, harp sonrası olumsuzlukları en aza indirmek için atılan ilk adımdı. Harp sonrası Fransa ve Almanya’nın ilişkilerinde ilk kez normalleşme yaşandı fakat Versay Antlaşması başka antlaşmalarla teyit edilmedikçe bu antlaşmanın bağlayıcı olmayacağı ortaya çıktı.

1928’de Briand-Kellogg (Brio-Kellög) Paktı’nın imzalanması ile oluşturulmaya çalışılan sulh ve saldırmazlık ortamı uzun soluklu olmadı. Tüm bu sürecin devamında ABD’de süregelen 1929 Dünya Ekonomik Buhranı dünya devletlerinin başta ekonomik olmak suretiyle siyasal ve toplumsal yapısını da etkilemiştir. İngiltere merkezli kurulmaya çalışılan dünya düzenine karşı tepkileri besleyecek olan ideolojiler, siyasal akımlar ortaya çıktı.

Almanya ve Yaşam Sahası: 1933’te iktidara gelen Nazi Partisi ve Adolf Hitler, Versay Antlaşması’nın negatif etkilerini kırmak için harp ekonomisine yatırım yapmış oldu. Almanya’nın yeteri kadar ham madde kaynakları yoktu. Bu ihtiyacını karşılamak için sömürgecilik yarışına girmesi gerekiyordu. Almanya Lebensraum [Libenşraum (Hayat Sahası)] politikasına bakılırsa yayılmaktaydı. Bu yayılma dünyayı içine alacak küresel bir savaşın mühim sebeplerinden biri olmuştur.

Avusturya, Çekoslovakya ve Polonya’yı bünyesine katınca Almanya’nın nüfusu aniden 60 milyondan 88 milyona çıktı. Ek olarak ham madde kaynaklarında, ordunun haiz olduğu asker ve tabanca sayısında çok önemli artışlar oldu. Bu ani güç artışları Almanya’nın kendine olan itimatını artırdı ve Almanya daha da saldırgan hâle geldi. Almanya’nın Polonya’yı işgal etmesi üstüne İngiltere ve Fransa, Almanya’ya harp duyuru ettiler fakat hazırlıksız oldukları için müdahale edemediler. Oysa Almanya geliştirdiği Blitzkrieg [Blitskrig (Yıldırım Savaşı)] stratejisi ile harbe evvel hazırdı. Düşman harekete geçemeden düşmanın işini bitirmeyi amaçlayan bu strateji Almanya’nın harp öncesi ve harp esnasındaki temel stratejisidir.

İtalya ve Bizim Deniz: Almanya’nın Yaşam Sahası politikası ile örtüşen Mare Nostrum [Mar Nostro (Bizim Deniz)] ve Roma İmparatorluğu’nu canlandırma siyasetleri Mussolini’nin uygulamalarında yaşam bulmaya çalışıyordu. Mussolini Akdeniz’i “Bizim Deniz” olarak görmekteydi. İtalya bu siyaset doğrultusunda ilkin Yugoslavya’dan Fiume şehrini aldı. 1935’te Habeşistan’ı işgal etti. Sonrasında İspanya iç savaşına müdahil oldu. Bu girişimler, İtalya’yı ziyadesiyle yıprattığı hâlde İtalya, bilhassa ham madde kaynaklarına olan ihtiyacından dolayı sömürgeler elde etme çabasından vazgeçmedi. İtalya’nın Arnavutluk’u işgali Türkiye’nin başını çekmiş olduğu Balkan Antantı’na ağır bir darbe indirince İngiltere bölgedeki devletlerle dostluk antlaşmaları imzaladı. İtalya, kendisine yönelik bir hamle olarak görmüş olduğu bu vaka karşısında 1936’da Almanya ile imzalamış olduğu dostluk antlaşmasını ve ondan sonra oluşturulan mihver birliğini daha ileriye taşıyarak 1939’da Almanya ile Çelik Paktı kurdu. Bu pakt İtalya’nın Alman politik değerleriyle yoluna devam etmesine niçin oldu.

Japonya ve Ortak Refah Alanı (Yeni Japon Düzeni): I. Dünya Savaşı sonrasında Japonya’nın Çin ile yapmış olduğu antlaşmaların da katkısıyla elde etmiş olduğu üstünlük, 1920-1930 yılları arası dönemde de devam etti. Japonya bu durumu destekleyen kuvvetli bir orduya ve ekonomiye sahipti fakat 1929 Ekonomik Buhranı’ndan Japonya da negatif etkilendi. 70 milyonluk ülke bu kriz ortamından kurtulmak ve mevcut gelişmişliğini çoğaltmak için daha ilkin giriştiği sömürgecilik hareketlerini artırma yoluna gitti. Tayyare filosu ve gezici topçular bakımından oldukca ileri olan Japonya ilk etapta Asya’da Mançurya’yı işgal etti. 1938’de ise Çin limanlarının büyük bir kısmını ele geçirdi. Bu teşebbüsler yaklaşan yeni bir dünya savaşının ayak sesleriydi. Bu yayılmacı politika karşısında duran İngiltere ve ABD’nin Çin’e destek vermesinden dolayı Japonya ile Almanya Tokyo-Berlin Paktını (Anti-Komitern Pakt) kurdular. Bu gelişmelerle Alman-Japon-İtalyan birliği kurulmuş oldu.

Japon İmparatoru Michinomiya Hirohito’nun (Mişinomiya Hirohita) Büyük Doğu Asya Ortak Refah Alanı politikası, Avrupalıların Asya’daki hegemonyasına tepki olarak dünyaya geldi. Japonya, Almanya’nın ırk üstünlüğü anlayışından, tutumsal ve toplumsal seviye politikalarından esinlendi. Bu düşünceye bakılırsa Japonya; İngiltere, Fransa, ABD ve Hollanda benzer biçimde sömürgeci güçleri Uzak Doğu’dan kovacak ve Batı’nın bölge üstündeki her türlü tesirini tasfiye edecekti. Kurtarılmış halklar da Japonya yönetimi altında siyasal ve tutumsal politikalara bakılırsa gelişecekti. Bir yeni seviye kurulacak ve içine Çin’i, Çinhindi’ni, Tayland’ı, Malezya’yı, Hollanda’ya ilişkin Hint adalarını ve Mançukuo benzer biçimde Japonya’ya bağlı bölgeleri alacaktı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir