İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi

II. Dünya Savaşı’nda milyonlarca insana yönelik insan hakkı ihlaline karşı ortaya konulmuş olan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, temelinde birçok sebebi barındırmaktadır.

Küresel cenk, kazanan ya da kaybeden herkeste oldukca derin yaralar açtı. Mevcud her şeyin yerle bir olduğu dünyada yeni bir başlangıç için ABD’nin önderliğinde 14 Ağustos 1941’de Atlantik Bildirisi diye deklare edildi. Bu bildirinin temelinde özgürlük ve demokrasi ruhu vardı. Sonrasında Almanya’ya karşı savaşan 26 devletin imzasıyla piyasaya çıkan Birleşmiş Milletler Beyannamesi ile cenk esnasında ve sonrasında oluşturulacak sulh ortamı için ciddi adımlar atıldı.

II. Dünya Savaşı’ndan sonrasında insan hakları ihlalleri ülkelerin iç problemi olmaktan çıktı. Devletlerin insanı ve insan haklarını korumak için ilk somut adımı, 1945’te ABD’nin San Francisco kentinde meydana getirilen konuşma ile 24 Ekim 1945’te Birleşmiş Milletler Teşkilatını oluşturmak oldu. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (İHEB) 10 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Türkiye’nin de içinde bulunmuş olduğu 48 ülkenin evet oyu ile kabul edildi.

ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt (Franklin Delino Rozvel) kendi çabaları ile çıkarılan bu bildiri için “Tüm insanlığın Magna Carta’sı (Magna Karta).” sözünü kullandı. Tavsiye durumunda 30 maddeden oluşan bildiri bağlayıcı değildi. 1976’da 35 ülkenin imzalamasıyla İHEB hem bağlayıcı hem de yükümlülük getiren bir içerik kazanmıştır.

Özetlemek gerekirse Mevzu Başlıkları

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine Bakılırsa İnsanlığın Değerleri

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile tüm insanlığın her yerde ve devamlı geçerli olacak ortak değerleri oluşturuldu.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi yaşama hakkı, hususi yaşamın gizliliği, sıhhat hakkı, eğitim hakkı, fikir, kanaat ve ifade özgürlüğü, yasalar önünde eşitlik, din ve vicdan özgürlüğü, işkence ve kölelik yasağı benzer biçimde temel haklar da denilen hak ve özgürlükleri getirdi. Bu düşüncelerin evrensel olması dünyanın her yerinde aynı kıymeti taşıması anlamına gelir. Bugün tüm demokratik toplumlar, insanoğlu içinde hiçbir fark yapmadan bu hakları sağlamaya çalışır. Çağımızın hedefi, insan haklarını güvence altına alabilecek bir cemiyet düzenini dünyanın her yerinde oluşturabilmektir.

  1. Tüm insanoğlu hür ve eşit doğar, akıl ve vicdan sahibidir, birbirlerine karşı kardeşçe davranmalıdır.
  2. Hepimiz ırkı, rengi, cinsiyeti, dini, siyasal görüşü ya da toplumsal konumu ne olursa olsun herhangi bir fark gözetilmeksizin bildiride yazılı tüm haklardan ve özgürlüklerden yararlanma hakkına haizdir.
  3. Yaşamak, özgürlük ve can güvenliği her insanın hakkıdır.
  4. Asla hiç kimseye işkence, zulüm, onur kırıcı ceza ya da işlem uygulanamaz.
  5. Yasalar önünde hepimiz eşittir.
  6. Her insanın hususi yaşamı, ailesi, konutu ve haberleşmesi yasayla korunmalıdır.
  7. Hepimiz mal ve mülk edinme hakkına haizdir.
  8. Her insanın fikir, vicdan ve inanç özgürlüğü vardır.
  9. Her insanın eğitim hakkı vardır, ilk eğitim parasızdır.
  10. Kölelik yasaktır.
  11. Bir kabahat işlemekten sanık olan her insana, savunması için lüzumlu tüm haklar sağlanmalıdır.
  12. Asla kimse fikir ve sözlerinden dolayı görevli tutulamaz.
  13. Hepimiz direkt doğruya yada özgürce seçtiği temsilcilerle ülke yönetimine katılır.
  14. Hepimiz dinlenme, eğlenme, çalıştıktan sonrasında ücretli dinlence yapma hakkına haizdir.
  15. Tüm insanoğlu bu bildiride yazılı hak ve özgürlüklerin uygulanmasını sağlayacak bir toplumsal düzeni hak etmiştir.
  16. Hepimiz bu bildirideki maddelere uyulmasının lüzumlu bulunduğunu kabul eder.
  17. Bu bildirinin herhangi bir maddesinin devlet, cemiyet ya da kişiler tarafınca yok edilmesi için emek verme yapılamaz. (…)

Georges Langlois, 20. Yüzyıl Zamanı, s.273’den uyarlandı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir