İslam Öncesi Giyim Tarzı

İslamiyet Öncesi Giyim

Millet, geçmişte paylaşılmış olan ortak paydalar ve beraber yaşama arzusu gösteren insan topluluğudur. Bir milletin hissettiği duygular, savunduğu düşünceler, somutlaştırarak abideleştirdiği güzel duyu değerler, uyguladığı davranışlar, uygulama etmiş olduğu dini, etik, hukuki, tutumsal, gelenek-görenek ve teknolojik sistemler nihayet kendi varlığı hakkında ulaşmış olduğu tarih şuuru benzer biçimde bütüncül unsurlar, o milletin süre içinde yaşamış olduğu oluşumlardır. Kişi yada bir topluluğun yaşam tarzını biçimlendiren gelenek-görenek, alışkanlıklar, davranışlar, giysiler ve inançlar kültürel özelliği yansıtır. İşte bu bağlamda Türk kültürünü, yaşam biçimini yansıtan öğelerin başlangıcında da giyim kuşamlar akla gelir. Bugün Türk ifadesi kullanıldığında, çoğu zaman Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yasayan ve ana dili Türkçe olan insanoğlu akla gelmektedir. Oysa yeryüzünde ana dili Türkçe olup da bizim sınırlarımızın haricinde yaşayan milyonlarca soydaşımız bulunmaktadır. Tarih süresince değişik topraklara göç etmişler, pek fazlaca devlet kurmuşlar, yeni yeni kültürlerle karşılaşmışlardır. Türk zamanı, eski dünya coğrafyasının nerede ise tüm ülkelerini kapsamış olduğundan, kültür kaynakları da o oranda çeşit ve tane bakımından büyük bir yekûna ulaşmıştır. Bu zenginlik Türklüğün tarihteki büyüklüğünü işaret etmekte ve kültürel kaynaklarını incelerken bazı genellemelere ya da hususi bir alana yönelmemizi sağlamaktadır. Öteki topluluklarda olduğu benzer biçimde Türklerin de tarihten gelen belirli, kendisine münhasır ve yaşam tarzını üstünde barındıran bir giyim geleneği vardır. Bu geleneği de belirleyen muhakkak ki yaşam şeklidir. Zira Türkler sert ve soğuk bir coğrafyada yargı sürerken, göçebelikle birlikte ziraat ve hayvancılıkla da uğraşmışlardır. Hayvancılık ise, eski Türk topluluğunda mühim bir yer tutmaktaydı. Ulaşım ve harplerde kullandıkları hayvanların bununla birlikte etinden, sütünden, derisinden ve yününden giyim eşyası olarak faydalanmışlardır. At yetiştiren ve onu ehlileştiren Türkler daha enerjik ve daha teşkilatçı idiler .

Günümüzde 20 milyon kilometrekarede, ortalama 400 milyonu gören Türk nüfusu, ülke coğrafyalarının farklılığı sebebiyle, değişik kültürlerden etkilenmiş, bu beşeri yaşantıda da tesirini göstermiştir. Mesela XV. yüzyıl Türk coğrafyasında Osmanlıların, Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklularından kalan siyasal ve askeri kıyafetlerin büyük bir çoğunluğunda Arap ve Fars tesiri görülürken; Muhakemetü’l Lugateyn adlı eserinde Ali Şir Nevayi’nin, bir çok Moğol tesiri altındaki giysileri kullanım alanlarına bakılırsa sıraladığı bilinmektedir. Türk siyasal ve toplumsal yaşantısının ilk numunelerini teşkil eden Orhun ve Yenisey abidelerinde mutlak bir devlet yapısı olduğu açık olmasına karşın; giyim sistemi, abidelerin içinde ne olduğu sebebiyle anlaşılamamıştır. Gene aynı coğrafyada meydana getirilen Altunyaruk buluntuları, Yabgu ve Şad beyliklerine bağlı idarecilerin ayrı bir kılık giyim intizamına dahil bulunduğunu destek sunar mahiyettedir. Börk, keçe, Hint kumaşlarının egemen olduğu pelerin ve gümüş işlemeli zırhlılar; Karahanlı, Gazneli ve hatta Selçuklu Devletlerinin en göze çarpan giyim şekilleridir. 1069 senesinde Karahanlı Devletinin Özgü Hacib’i (Tayangu), Yusuf Özgü Hacib’in Kutadgu Bilig adlı çok büyük mesnevisi, bununla birlikte Türk içtimai yaşamının da esaslarını belirlerken, halk kitlesinin Karabudun (halk tabakası) ve Begler ( seçkinler kısmı) olarak ikiye ayrıldığını belirtmektedir. Su Başı (ordu başı), Alimler, Otaçı (hekimler), Tüşyorgıçılar (rüya tabircileri), Tarıgçılar (tarımla meşgul olanlar), Çigaylar (fakirler), Yıltuzçular (falcılar), Idugçular (elçiler) vb. birçok kurumda toplumsal kademelerin oluşu Kutadgu Bilig’te yerini bulmuş, ek olarak bunların iyi mi davranması ve iyi mi giyinmesi icap ettiğini açıklayan beyitlere de yer verilmiştir.

Cenk giysileri geçmiş yüzyıllardaki devletlerde olduğu benzer biçimde Türklerde de değişmez giysilerdendi: Orta Asya Türk devletlerindeki askeri giysiler tulga (tuğulga-miğfer), börk (kalpak), ışuk (aşuk) başa giyilen müdafa amaçlı teçhizatlardır. Vücudun biçimine bakılırsa şekillendirilen, omuzdan asılı göğüslük, bele bağlı etek, kolluklar, bacaklıklar, azalara bakılırsa şeritlerle bağlanıp sağlamlaştırılırdı. Küçük deri parçalarının yada madeni lamelerin elbisenin üstüne yan yana ve üst üste balık pulu benzer biçimde sıkı şekilde dikilmesinden zırhlar meydana geliyordu. Meydana getirilen bu zırhlar bununla birlikte, günlük bir giyim olabilecek sitilde yapılarak üstü çeşitli şekillerde süsleniyordu . Cibe: Moğolca Zırh anlamına gelmektedir. Nevayi, bunun Osmanlıcada cebe şeklinde kullanıldığını söyler ki zannımızca cebeci ocağının isim babası da bu Moğolca kelimedir. Kanguldurak: Gene Moğol dilinde bir tür zırhtır. Karbıçı: Kılıç kını anlamındadır. Harp giysilerinin yanı sıra toplumlarda dini giysiler de mühim yer tutmaktaydı. Degele: Moğol dilinde Elbise üstüne giyilen kısa kollu giysidir. Osmanlılarda Tegele: ulemanın elbise üstüne giydirilmiş olduğu kaftandır. Şırdağ ise, Moğolca bir tür kaftandır. Tirlik, hafifçe ter alıcı gömlektir. Anlam kaymasına uğrayan kelime sonrasında bugünkü manasında Batı Türklerinde de kullanılır. Topi, Moğolca baş giyimidir. Börük ve bere şeklinde Türkmen ve Türkiye Türklerinde kullanılmaktaydı. Yilek, Günümüzde kullanılan yelek anlamındadır. Yağlık, mendil vb. kullanım gerecidir. Bugün dahi Anadolu’nun çeşitli yerlerinde bu ve benzeri kelimeler halk dilinde kullanılmaktadır. Yaşanılan topraklar değişik da olsa giyim kuşamda, aynı kültürden gelen Türk boylarının bir kültür mirası olarak ortak paylaşımlar içinde bulunduğunu görüyoruz.

Türklerde giyim eşyasının ana malzemesi deri, kürk ve yündür. Yünden bununla birlikte iç çamaşırı olarak da faydalanılmaktaydı. Giyimde Çin’den alınan ipekli kumaşların kullanıldığı da kurganlardan elde edilmiş bulgulardan anlaşılmaktadır. Hayvancılıkla uğraşan Türkler için çalılara, taşlara ve soğuğa karşı dayanabilen elbiseler gerekliydi. Türkler, Çinliler ve Araplar benzer biçimde ata, entari ile binemezlerdi. Atın sürtünme ve bacaklarda yara açma benzer biçimde olumsuzluklarından etkilenmemek için kalınca pantolon ve çizme giymek zorunda idiler. Türklerin yiyecek ve silahlarını asabilmek için kalınca deri kemerlere gereksinimleri bulunmaktaydı. Daima açık havada dolaşma zarureti, kalınca palto ve kürklerin kullanılmasını da gerektiriyordu. Soğuğa ve rüzgâra karşı kulaklıklı ve enselikli şapkalar giymek de işin ve iklimin bir parçasıydı. Atlı boyların giysileri, çakşır ve keçe çizme, kaftan, kepenek, kürk, hem soğuktan hem de güneşten koruyacak börkler asırlar boyu değişmemiştir. Madeni ve kemikten elde edilmiş minik levhalar, giyimde olduğu benzer biçimde at takımlarında da kullanılıyordu. Boy beyleri dışındaki erkekler, kadınlardan daha mütevazı giyim giymişlerdir. Fakat onların da küpeleri, gerdanlıkları olabiliyordu. İşlemeli yaka ve kol ağızlarına dikilebilen şeritler, mertebe işareti olarak gözükmekteydi .

Bugünkü çağdaş giyinmenin ilk tipi olan bozkır seçimi, Çin’de M.Ö. IV. asırdan, Bizans’ta VI. asırdan itibaren Türk tarzına bakılırsa meydana getirilen askeri ıslahatlar sonrasında dünyaya yayılmıştı. Başka kavimler kopça kullandıkları halde, Türkler düğme kullanırlar ve ceketlerini, Çinliler ve Moğolların aksine sola açarlardı. Hava şartlarına bakılırsa pelerinler de kullanmışlardı. Türkler ayaklarına çizme giyiyorlardı. Devletin ileri gelenleri, makam sahipleri, daha fazlaca başlıklarının uzun ve heybetli olmasından tanınırdı. Uygurlar, kürk ve süslü şapkalar giymekten zevk alırlardı. Ek olarak samur deriler, beyaz keçeler ve çiçeklerle süslenmiş kumaşları da fazlaca ünlüydü. Bayanlar genel anlamda hotozlu* şapkalar giyerlerdi. Bu şapkalar da Moğol çağındaki “boytag” adlı şapkaları ile karşılaştırma edilebilir .

İskitler de başlarına uzun külahlar geçirirlerdi. Elbise olarak, belden kemerle sıkılan uzun etekli ceketler ile pantolon ve bot giyerlerdi. İnce deriden meydana getirilen ve sarkan parçaları üstünde madeni aplike süsler bulunan kemerler Türk giysisinin vazgeçilmezleri arasındaydı. Kur denilen kemerlere minik kişisel eşyaların asılması, sahibinin rütbesini ve mertebesini ifade etmekteydi .

Eski dönem Türklerde saçlar genel anlamda kesilmezdi. Sakallar ise mümkün olduğunca tıraş edilirdi. Fazlaca eski bir anane olan saçları uzatmanın ve örmenin Peçeneklere ve Oğuzlar´a kadar devam etmiş olduğu hatta Anadolu Selçuklu Devleti döneminde yaşamını sürdürdüğü görülmektedir. Nitekim Kubadabad sarayındaki adam figürlerinin uzun saçlı olması bunun bir örneğidir. Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Avarlar, Hazarlar, Oğuzlar ve Bulgarlara ilişik vesikalara bakılırsa, genel olarak sakallarını kestiren Türk erkekleri uzun kesik saçlı ve bıyıklı idiler. Saygı alameti attan inmek, börk ve başlıkları çıkarmaktı. Uygur öncesinde yaşayan Hun Türkleri yaşam şartlarına uygun olarak kaftan şeklinde kalınca kumaşlardan yapılmış giysiler kullanmışlardır. Giysilerin üst kısımları motifle işlenmiştir. Hunların ve İskitlerin daha fazlaca deriden yaptıkları ve iki mühim parçadan oluşan giysileri vardı. Alta giyilen pantolon ve kamzol denilen günümüz ceketlerine (kaban) fazlaca yakın biçimdeki üstlük en mühim kıyafetleridir. Uygurlar içinde ise ayakkabısız dolaşma âdeti yalnız sıcak bölgelerde bulunmaktaydı. Sadece İslamiyet’ten sonrasında Uygurlar genel anlamda başlarında kesinlikle bir giyecek bulundurmuşlardır. Uygurların genel giysisi bozkır tipinin ortak kıyafetleridir. Hanımlarda şalvar ve üstlük görülür. Çiçekli kumaşlar, süslü şapkalar dönemlerinin giyim özellikleri arasındadır. Hanım giysileri ise oldukça süslüdür. Deri ve keçelerden pantolonlar, ceketler yapmışlardır. Göktürklerin elbiseleri ise kaftan biçimindedir. Hanım giysileri ipekli kumaşlardan yapılmış ve kürkle süslenmiştir. Göktürklerde kemer sıkça görülmüş; madeni plakalarla süslü kemerleri kaftan şeklindeki giysilerin üstlerine takmışlardır .

İslam öncesi Türk giyiminde, giyeceklerinin ana maddesini deri, kürk ve yün oluşturmaktadır. Deri, Türklerin en eski ve en başta gelen giyim malzemesi olmuştur.

Yerleşik hayata geçen ve din değiştiren Uygurlarda, Budizm’deki dinin hayvan öldürmenin yasaklanmasına bağlı olarak dokumacılığın ön plana çıkmış olduğu bilinmektedir. Yerleşik yaşam onları pamuk, ipek benzer biçimde malzemelere yöneltmiştir. Hayvan sürüleri besleyen, dağ, orman, bozkırlarda avlanan Türkler, en kolay elde ettikleri deri, kürk ve yünü, başlık, elbise ve ayakkabı yapımında temel araç-gereç olarak görmüşlerdir. Fakat bu tarz şeyleri yalnız ihtiyacı karşılayacak şekilde değil, rahatlık, zarafet ve incelik örneği olacak şekilde titizlikle dikmiş ve kullanmışlardır. İlik, (düğme), çiknemek (sıkı dikmek), küpik (seyrek dikiş), yigne (iğne) ve ütü bunun açık ve kati delilleridir. Tonçı’nın günümüzdeki terzi, etükçinin de kunduracı olduğu ortaya çıkmaktadır. Tüm bunlar, Türklerin o dönemdeki giyim tarzında kendilerine özgü birikimi ve özgünlüğü bulunduğunu belirten örneklerdir .

Türk giyim kuşamıyla ilgili bilgiler, Orta Asya’da elde edilmiş duvar resimlerinden, minyatürlerden, yazıtlardan ve döneme ilişik seyahat yazılarından öğrenilmektedir. Bunlar ışığında Türk giyim kuşamının Orta Asya döneminde kendine özgü bir kalite kazanılmış olduğu görülmektedir. Tarihleri süresince çeşitli topraklara yerleşip devletler kuran, pek fazlaca kavimle iç içe, yan yana yaşayan Türklerin giyim kuşamlarında çeşitli değişikliklerin olması organik karşılanmalıdır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir