Kudüs’ün Tarihi ve Dinî Önemi Nedir?

Kudüs’ün önemi mevzusuna değinmeden ilkin, mukaddes kent Kudüs hakkında bilinmesi gerekenlere değinelim. Nitekim bir şeyin önemini idrak etmek için ilkin onun ne işe yaradığını bilmek gerekir.

Özetlemek gerekirse Mevzu Başlıkları

Kudüs’ün Tarihî ve Dinî Önemi

Kudüs’ün önemi mevzusuna değinmeden ilkin, mukaddes kent Kudüs hakkında bilinmesi gerekenlere değinelim. Nitekim bir şeyin önemini idrak etmek için ilkin onun ne işe yaradığını bilmek gerekir.

Kudüs; uygarlıkların yerleşik hayata geçtikten sonrasında yurt edindikleri ve dünyada malum en eski şehirlerden birisidir. Kudüs’e ilk yerleşimin M.Ö. 3.000’li yıllarda gerçekleştiği bilinmektedir.

Eski Kudüs olarak malum bölge 1981 senesinde Dünya Mirasları olarak malum listeye dahil edildi, ek olarak şehrin Müslümanlar, Yahudiler ve Hristiyanlar tarafınca paylaşılamamasından olsa gerek Kudüs, Çekince Altında Olan Dünya Mirasları arasına da girmiştir.

Kudüs

Kudüs duvarları olarak malum Eski Kudüs’ü çevreleyen duvarlar günümüzde Müslüman, Hristiyan, Ermeni ve Yahudi olmak suretiyle 4’e bölünmüştür.

# Kudüs İsminin Anlamı?

# Kudüs Nerededir?

# Kudüs’ün Dini Önemi

# Kudüs’ün Zamanı

# Kudüs’ün Paylaşılamaması

Eski Kudüs bölgesini gezinmek ister misiniz? Buyurun:

Kudüs İsminin Anlamı?

Kudüs adı Arapça dilinde Al Quds olarak anlatılır.  Al Quds’un Arapçadaki manası “mukaddes” yada “mukaddes mabet“tır.

Yahudiler Kudüs’e Yeruşalayim derler. Bu isme ilk kez Yeşua kitabında rastlanılmaktadır. Yaruşalayim, “Barışın Şehri” manasına gelmektedir. Bunun sebebi Şalim şu demek oluyor ki Tanrı manasına gelen kelimenin SLM kökünden türemesi ve İbranice Şalom ile Arapça Salam kelimelerinin “Sulh” manasını taşımasıdır. Şalam kelimesine ek olarak gelen “-ayim”, İbranicede çoğul belirtmek için kullanılır, buradan Kudüs’ün iki tepe üstüne kurulmuş olabileceği manası çıkar.

İbranice’de Barışın Şehri manasına gelen Yeruşalayim adı verilen Kudüs kent, Türklerin şu demek oluyor ki Osmanlı Devletinin 400 yıl hakimiyetinde kalmış ve yalnız bu zamanda sulh ve huzuru bulmuştur.

Kudüs Nerededir?

Kudüs şehri, Akdeniz’in 60 km doğusunda bulunur. Ölü Deniz, Kudüs şehrinin 35 km uzağında ve karşısındadır. Kudüs’ün batı tarafında Herzl Dağı bulunur, bu dağ İsrail’in ulusal mezarlığıdır. Kudüs, Yehuda Dağları platosunun güneyinde 760 metre rakımda kurulu bir şehirdir.

Kudüs’ün nüfusu 1 milyona yakındır, kent bölgenin en büyük şehridir ve şehrin alanı 125.1 km²’dir. Filistin Merkezi İstatistik Kurumunun verilerine nazaran Doğu Kudüs olarak malum bölgede ortalama 210.000 civarında Filistinli yaşamaktadır.

Kudüs’ün Dini Önemi

Kudüs şehri zamanı süresince İslamiyet, Hristiyanlık ve Musevilik için oldukça öneme haiz olmuştur. Bu yüzden kent Osmanlı hakimiyeti altında kalmış olduğu 400 yıl haricinde 23 kez işgal edilmiş, 44 kez el değiştirmiş ve hatta 2 kez yok edilmiştir.

# Kudüs’ün Müslümanlar İçin Önemi

# Kudüs’ün Yahudiler İçin Önemi

# Kudüs’ün Hristiyanlar İçin Önemi

Eski Kudüs olarak malum bölge ufak bir alan olmasına karşın dini öneme haiz bir fazlaca noktaya haizdir. Ağlama duvarı, Mabet dağı, Kubbet-us Sahra, Mukaddes Gömüt Kilisesi ve en önemlisi de Mescid-i Aksa bu bölgede yer verilmiştir.

Kudüs – Mescid-i Aksa

2000 yılına ilişkin Kudüs’ün İstatistik Yıllığında, Kudüs’te 1204 tane Sinagog, 158 tane Kilise ve yalnız 73 tane Camii bulunmuş olduğu belirtilmiştir.

Kudüs’ün Müslümanlar İçin Önemi

Sunni müslümanlar için Mekke, Medine ve Kudüs mühim şehirlerdir. Öyleki ki bugün Kıble olarak kabul edilen Kabe’den ilkin 610 senesinde Kudüs kıble olarak kabul edilmiştir. Ek olarak müslümanların peygamberi Hz. Muhammed (SAV) Kudüs’ten miraca terfi etmiştir. Resulullahın buradan cennete yükselmesi de müslümanlar açısından Kudüs’e büyük bir ehemmiyet kazandırır. İsra suresinin ilk cüzünde Peygamberimizin Mescid-i Aksa’dan cennete yükseldiği bildirilmektedir.

Kudüs’ün Yahudiler İçin Önemi

Yahudiler, Hz.Davud’un M.Ö. 10. yüzyılda Kudüs’ü ele geçirmesinden beri şehri mukaddes kabul etmektedirler. Hz. Davud’un arkasından krallığa hükmeden oğlu Süleyman, Kudüs’te ilk tapınağı kurmuştur.

Ağlama duvarının Kudüs’te bulunması da şehrin önemini artırmaktadır. Yahudiler için Kutsalların Kutsalı olarak ifade ettikleri Mabet Dağı’ndan sonrasında en mukaddes mekan olarak Ağlama Duvarı kabul edilir. Ağlama Duvarı diye ifadelen yer ikinci Tapınağın bir kalıntısıdır. Yahudiler Mabet Dağı’na o denli fazlaca kıymet verirler ki yakarma ederken yanlarını Mabet Dağı’na çevirirler.

Kudüs – Ağlama Duvarı

Kudüs’ün Hristiyanlar İçin Önemi

Hristiyan kesim hem Tevrat zamanı açısından hemde Hz. İsa’nın yaşamındaki önemi açısından Kudüs’ü mukaddes mekan olarak kabul ederler. Yeni Ahit’te Hz. İsa’nın doğumdan derhal sonrasında Kudüs’e getirilmiş olduğu ve büyüdüğünde İkinci Tapınağı temizlediği belirtilmektedir.

Tarihe nazaran Hz. İsa son akşam yemeğinde Kudüs’te bulunmuştur ve Hz. İsa burada çarmıha gerilmiştir. Hz. İsa’nın çarmığa gerildiği bu bölge Golgotha olarak ifade edilmiştir sadece günümüzde bu bölgede Mukaddes Mezar Kilisesi vardır. Hristiyanlık dinine inananlar için Mukaddes Mezar Kilisesi hac alanı olarak kabul edilmektedir.

Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesinden 300 yıl sonrasında Azize Helena, Hz. İsa’nın hayatındaki hac noktalarını burada belirlemiştir.

Kudüs’ün Zamanı

Filistin’in başkenti olarak kabul ettiğimiz günümüz Kudüs’ünde meydana getirilen kazılarda çömlek buluntulara rastlanılmaktadır. Bu da insanların Bronz çağlarında Kudüs’te yaşamaya başladıklarını ve ilk yerleşmelerin Bronz çağlarında gerçekleştiğini göstermektedir. Kudüs’te ilk yerleşmelerin başladığı zamanlarda Kudüs, Mısır’a bağlıydı.

Kudüs

Bir fazlaca kaynakta Kudüs’ten Davud’un Şehri olarak bahsedilir, bundan dolayı Hz.Davud Kudüs’ü işgal etmiş ve Birleşik İsrail Krallığının başkenti haline getirmiştir. Bununla birlikte İsrail Krallığının mühim dini merkezi olmuştur.

Kral Davud, 40 yıl süreyle Kudüs’e hükmetti ve bu hükümdarlık M.Ö. 970 senesinde sonlandı. Kral Davud’tan sonrasında yerine oğlu Süleyman geçti. Süleyman Mukaddes Tapınağı Moriah Dağı üstüne kurdu. Birinci mabet olarakta anlatılan Süleyman Tapınağı Yahudiler için büyük öneme haiz olan Ahit sandığının bulunmuş olduğu yerdir. Birinci Mabet dönemine M.Ö. 586 senesinde Babilliler, Kudüs’ü işgal ederek son vermişlerdir.

Büyük Daryus M.Ö. 516 senesinde İkinci Tapınağın yapımını tamamlattı. Kudüs şehrinin duvarlarını ise I. Artaserhas M.Ö. 445 senesinde yine yaptırdı. M.Ö. 63 senesinde bu kez Romalılar Kudüs’ü fethettiler.

Büyük Herod, Kudüs’e bir fazlaca yapı inşa ettirdi. Şehrin görüntüsünü büyük seviyede değişmiş olduğu bu zamanda Kudüs bir Romalı kent havasına büründü. Hatta Kudüs’ün adı bu zamanda “Aelia Capitolina” oldu. Bu zamanda Yahudiler’in şehre yılda yalnız bir kez girmelerine izin verildi ve bu durum M.S. 7. yüzyıla kadar bu şekilde devam etti.

614 senesinde Sasaniler Kudüs’ü salgın ettiler ve sonrasında 15 yıl süresince Kudüs’e hükmettiler. 629 senesinde Bizans İmparatorluğu Kudüs’ü yine geri aldı.

Ömer İbn el-Khattab 620 senesinde Bizans üstüne yapmış olduğu seferle Kudüs’ü ele geçirdi. Bu tarihten sonrasında ilk kez Kudüs’te müslümanlaştırılmaya başlanıldı. Bu zamanda Kudüs müslümanlar tarafınca kıble olarak kabul edildi ve Hz. Muhammed (SAV) burada Miraca terfi etti. Kudüs 16 yıl süresince müslümanların kıblesi olduktan sonrasında, kıble Mekke olarak değiştirildi. Müslümanların Kudüs’e hükmettiği dönemde halifelik makamı Hristiyanların Kudüs’te güvende olacağını temin etti.

Halife Abdülmelik zamanında Kubbet-ü Sahra’nın inşa edilmesine başlanıldı. Kubbenin inşa edilmesinin en büyük sebebi olarak Kudüs’te bulunan kiliselere karşılık heybetli bir müslüman yapısının bulunması fikri kabul edilir.

Kudüs’te müslüman ve hristiyanların beraber yaşamasına 1099 senesinde Fatimiler tarafınca son verildi ve Hristiyanlar Kudüs’ten kovuldular. Bu vaka üstüne toplanan Haçlı ordusu Kudüs’e baskın yapmış oldu. Bu baskında birçok müslüman ve yahudi katledildi.

Selahaddin Eyyubi 1187 senesinde Kudüs’e sefer düzenleyerek Kudüs’ü haçlılardan geri aldı. Sonrasında ise müslüman ve yahudilerin Kudüs’e geri dönmesine izin verdi.

Kudüs’ün Osmanlı Süreci

Tarihler 1517 yılını gösterirken dünyanın gelmiş geçmiş en büyük İmparatorluğu olan Osmanlı İmparatorluğu Kudüs’ü fethetti ve 400 yıl süresince Kudüs’e Türkler hükmetti. Kudüs şehrinde huzurun ve barışın hükmettiği bu dönem Kudüs’ün altın süreci olarak ifade edilebilir. Bilhassa Görkemli Süleman zamanında şehirde varlıklı bir dönem yaşam buldu. Kudüs’ün çevresinde bulunan büyük duvarlar bu zamanda Türkler tarafınca tekrardan inşa edildi.

Osmanlı Devleti zamanında Kudüs şehrine bir fazlaca yenilik getirildi. Kent her açıdan asla gelişmediği kadar gelişti. İnsanların rahatlık içinde yaşamış olduğu bu kent hem de dini bir merkez olma hususi durumunu de yine kazanmıştı.

Tarih 1831 yılını gösterirken Mısırlı Muhammed Ali tarafınca kent ilhak edildi. Bunun üstüne bir fazlaca ülke elçilikleri ve konsoloslukları vasıtasıyla şehirde varlık göstermeye çalıştılar.

Filistin’de 1834 senesinde bir ayaklanma oldu, bu ayaklan esnasında Kasım El-Ahmad Kudüs’e hücum etti ve 31 Mayıs 1834 senesinde Kudüs’e girdi.

Osmanlı hükümdarlığı 1840 senesinde Kudüs’e yine hükmetmeye başladı. Bu tarihten sonraki 10 yıl süresince Kudüs’te internasyonal bir çekişme baş gösterdi. Kudüs şehrine 1874 senesinde bir özellik verilerek Suriye vilayetinden ayrılıp direkt olarak İstanbul’a bağlanmıştır.

Kudüs savaşı 1917 senesinde baş gösterdi ve Osmanlı yönetiminde 400 yıl süresince rahatlık ve sulh içinde yaşayan, gelişen, gerçek bir kent görüntüsüne haiz olan Kudüs, İngilizler tarafınca ele geçirildi.

Osmanlı’dan Sonrasında Kudüs

Milletler Cemiyeti 1922 senesinde yapmış olduğu Lausanne Konferansı’nda, Irak mandası, Filistin mandası ve Ürdün mandasının yönetimini Birleşik Krallığa verdi.

Birleşmiş Milletler 1947 senesinde Kudüs’ün geleceği ile ilgili bir plan hazırladı. Plana nazaran kent ikiye bölünecek ve 10 yıl sonrasında kent halkı kendi kaderlerini belirleyecek, şehrin rejimini seçecektiler. Sadece 1948 senesinde çıkan harp sebebiyle bu plan uygulanamadı. Bu sırada İngilizler bölgeden çekilince İsrail bağımsızlığını duyuru etti.

Kudüs’ün bölünmesinin sebebi 1948 senesinde meydana gelen harp oldu. Eski Kudüs olarak malum duvarlarla çevrili bölge Ürdün hakimiyetine bırakıldı. Ek olarak Doğu Kudüs ile Batı Kudüs içinde kalan bir alan asla hiç kimseye ilişkin değildi.

İsrail kurulduktan sonrasında Kudüs’ü başkent olarak dünyaya duyurdu. Ürdün ise 1950 senesinde ele geçirdiği Doğu Kudüs’ü ikinci başkenti olarak dünyaya duyuru etti. Sadece Ürdün yönetimini İngilizler ve Filistinliler haricinde öteki ülkeler tanımadılar. Ürdün’ün egemenlik kurduğu bölge tüm mukaddes bölgeleri kapsıyordu.

Tarihler 1964 yılını gösterirken Yahudiler gene kendilerine yakışanı yaptılar; bölgede bulunan mezarlık alanlarını tahrip ederek buralara park ve tuvaletler inşa ettiler. Tanrıya inanan birilerinin mezarlık üstüne hela yaptırması akla hayale sığmayacak bir davranıştır. İsrail tarafı bu şekilde de kalmayıp birçok zamanı yapıyı yerle bir ederek yerlerine yeni yapılar inşa ettiler.

1948 Arap – İsrail cenginde Batı Kudüs İsrail tarafınca ele geçirilmişti, Doğu Kudüs ise Ürdün tarafınca ele geçirilmişti. Altı gün savaşlarında 1967 senesinde Yahudiler başarıya ulaşmış olarak Doğu Kudüs bölgesini ele geçirdiler. 1980 senesinde İsrail geçirdiği Kudüs kanunu ile Kudüs’ü İsrail’in bölünmez başkenti duyuru etti.

Internasyonal cemiyet Doğu Kudüs’ün İsrail işgali altında bulunduğunu ve Filistin toprağı bulunduğunu kabul etmektedir. Bu yüzden de Kudüs’te hiçbir devlet elçilik bulundurmaz (ABD 2017 senesinde elçiliğini Kudüs’e taşıyacağını açıklamış olsa da hemen hemen Kudüs’e taşınmış bir elçilikte bulunmamaktadır).

Kudüs

Kudüs’ün Paylaşılamaması (Filistin – İsrail)

Filistin ve İsrail ülkeleri başkentleri olarak Kudüs’ü işaret etmektedirler. Filistin Ulusal Otoritesi, Kudüs’ün ileride kurulacak olan Filistin Devleti’ne başkentlik edeceğini belirtmektedir.

İsrail açısından Kudüs’ün durumu daha da karmaşıktır. Nitekim Yahudi dini açısından büyük öneme haiz olan şehre hergün birazcık daha yerleşen İsrail, İsrail Parlementosu (Knesset)’nu Kudüs’te bulundurmaktadır. Ek olarak İsrail Yargıtayı, İsrail Başbakanı ve Başkanlarına ilişkin köşkler, İsrail Müzesi ve İbrani Üniversitesi benzer biçimde mühim birçok mekan Kudüs’te yer verilmiştir.

İsrail devleti kurulduğu günden beri Kudüs’ü başkenti olarak duyuru etmiş olsa da dünyada bunu kabul eden hiçbir devlet bulunmamaktadır. Günümüzde ABD’nin Kudüs’e elçilik taşıma açıklaması Ortadoğu barışına balta vurmaktan başka bir amaç taşımamaktadır.

Kudüs Hakkında Yararlı Bağlantılar:

» Türkiye Cumhuriyeti’nin Kudüs Açıklaması

» Birleşmiş Milletlerin Kudüs ve Filistin Sorunu Hakkındaki Açıklamaları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir