Kuzey ve Batı Kafkasya’da Osmanlı Politikası 3

İstanbul’a gönderilen yazıda (1790/1791) Kabardey ve Besleney temsilcilerin İstanbul’a gitmesi için lüzumlu yol masraflarının ödenmesi isteniyordu (BA. HAT, 211/11394). Sultana hitaben yazılan başka bir yazıda ise (1791/1792) Çerkes ve Abaza kavimlerinden 20 kişilik bir heyetin İstanbul’a geldiği, “devlet tarafınca kendilerine bir konak kiralanacağı, yiyecek ve içeceklerinin karşılanması için bir mihmandar görevlendirileceği, elbise ve harçlık verileceği …” bildiriliyordu (BA. HAT, 229/12578).

Tatar Mehmed’in raporu (3 Eylül 1785) Osmanlı subayları tarafınca Anapa’da İslam’ın Çerkesler ve Abazalar içinde yayılması hakkında bilgiler içermektedir. Humbaracıbaşı Hüseyin Ağa’nın “gece gündüz Çerkes ve Abaza kabilelerine Müslüman olun, ahiret var, cehennem var, sonrasında bana yakarış edersiniz” diye dini telkinlerde bulunmuş olduğu ifade ediliyordu (BA. HAT, 21/1011-C). Hüseyin Ağa’nın “bayram gecesi Abaza ve Çerkes beylerini kabul etmiş olduğu” ve “onlara büyük iltifat göstererek İslam’a döndürdüğü” de ek olarak anlatılıyordu (BA. HAT, 21/1011-C).

Osmanlı belgelerinde Rusya ve Osmanlı imparatorluklarının bölgede 18. yüzyıl sonundaki çatışmasının etkisinden meydana gelen, Kafkas halkları arasındaki karmaşık ilişkiler hakkında bilgiler de içeriyor. Bilhassa, ulaştırma yetkilisi Ahmed’in (1782/1783) takririnde, Gürel3 hanının 6-7 bin savaşçıyla, Çerkeslerle muharebeye gireceğini bildiren Kırım hanı Şahin Giray’ın yardımına gittiği, Abhaz prensi Keleşbey’in de bunu haber alınca Çerkeslere destek için ordusuyla yola çıkmış olduğu bildiriliyor. (BA. HAT, 10/338). Son Kırım hanı Şahin Giray (1777-1783) Rusya yanlısıydı. Kırım Hanlığı’nın komşusu olan Çerkes toplulukları (Natuhaylar, Şapsığlar) Osmanlı İmparatorluğu’nun müttefikiydiler. Abhaz prensi Keleşbey Çaçba Osmanlı İmparatorluğu’nun himayesi altında bulunmakla beraber o sıralarda bağımsız hareket ediyordu. Komşu Çerkes topluluklarıyla da ittifak halindeydi. Sadece Şahin Giray Han’ın Çerkesya’ya seferi Kırım Hanlığı’nın Rusya’ya ilhakına bağlı olarak yapılmadı. 8 (19) Nisan 1783 tarihinde II. Katerina’nın “Kırım Yarımadası’nın, Taman adalarının tüm Kuban tarafıyla Rusya’ya ilhakı hakkında” manifestosu gösterildi. (http: //www. nlr. ru/e-res/law_r/search. php).

Osmanlı belgelerinde, Osmanlı makamlarının Kırım Hanlığı’nda yargı devam eden Giray hanedanı temsilcilerinin Çerkesya’dan İstanbul’a getirilmesi mevzusundaki faaliyetleri hakkında bilgiler bulunuyor. Kırım Hanlığı’nın 1783 senesinde ilgasından sonrasında Girayların bazı temsilcileri kendi bağlılarıyla beraber Çerkesya’ya sığındılar. Tatar Mehmed’in raporunda (3 Eylül 1785) Bahadır Giray’ın Sultan’ın İstanbul’a yerleşmesi talimatına uymadığı, Rus makamlarıyla ortaklaşa iş ve yerli halk içinde Osmanlı karşıtı propaganda yapmış olduğu bildiriliyordu: “Bahadır Giray oraların halkına “size bu paşa ne yapsın, bunu neylersiniz?” diye tahrik ve ifsatta bulunmakta, Ruslarla yazışmakta ve haberleşmektedir. Dolayısıyla o taraftan kaldırılmadıkça ifsat ve fitneden geri kalmayacağı açıktır.” (BA. HAT, 21/1011-C).

1787-1791 Osmanlı-Rus Savaşı esnasında Osmanlı hükümeti Şimal Kafkasya’da, bilhassa de Kabarda mevzusunda rövanşı almak istiyordu. Bu amaçla Battal Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Kabarda’ya sefer düzenledi, sadece 30 Eylül 1790’da bugünkü Çerkessk şehri civarlarında Rus ordusu tarafınca bozguna uğratıldı. Erzurum ve Trabzon valisi Abdullah Paşa’nın raporunda (1790/1791) Osmanlı makamlarının Kuban’a ve Kabarda’ya daha büyük çaplı sefer hazırlıklarına dair bilgiler bulunmaktadır. Bu sefer için birliğin komutanlığı Abdullah Paşa’ya verilmişti. Raporda Abdullah Paşa’nın sefere çıkma mevzusundaki isteksizliği açıkça görülmektedir. Abdullah Paşa birliklerin daha dikkatli hazırlanmasının önemini, sefer için lüzumlu cephane, çadır, teçhizat ve erzak miktarını bildiriyordu. Belgede düzenlenmesi istenen sefer için 30-40 bin asker, 40 top ve 200 topçu gerektiği bildiriliyor. Abdullah Paşa bu oranda asker toplamanın mümkün olmadığını ileri sürerek, gerekçe olarak da Çerkeslere güvenilemeyeceğini gösteriyordu:

Çerkeslerin tutumları bilinir. Devlete bağlı şeklinde görünmeleri çıkarları içindir. Buralara İslam askerleri gelip kafirlere galip geleceklerini görürlerse bir ihtimal destek olurlar. Yenemeyeceklerini anlarlarsa her biri bir şey kapıp bir tarafa gidecekleri şüphesizdir. Daha ilkin Battal Paşa’nın yanında Kabartaylara giden askerlerin durumu malumdur. Bu vakada geri dönen askerlerin iyi mi perişan oldukları, tabanca ve eşyalarının Çerkesler ve kabileler halkı tarafınca gasp edilmiş olduğu ve yollarda türlü meşakkatlere düşerek tamamıyla dağıldıkları bilinmektedir. Maiyyetime verilecek askerlerin de başına aynı şey geleceği için kendi rızalarıyla gitmeleri güç olur. Herhalde zor ve tehditle götürüleceklerdir. (BA. HAT, 147/6192).

Battal Paşa komutasındaki Osmanlı ordusuyla çarpışan Rus birliklerinin komutanı olan Geyman, Çerkes ve öteki Şimal Kafkasyalı fazlaca sayıda savaşçının (10 bin kadar) Osmanlılar safında çarpışmalara katıldığını belirtmektedir (Vevskaya Şamanov 1985, 128). Abdullah Paşa’nın Çerkeslere güvensizliği Batı Çerkesya’nın 18. yüzyıldaki bağımsız statüsü ile ilgili olmalıdır. Internasyonal antlaşmalara bakılırsa (1700, 1739, 1774) Kuban nehrinin Rusya ve Osmanlı imparatorlukları içinde sınır kabul edilmesine karşın, Batı Çerkesya’nın Osmanlı İmparatorluğu’na bağlılığı göstermelikti. Çerkes liderleri Osmanlı hükümetinin içişlerine karışmasına izin vermiyorlardı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Sultanlarını yalnız halife olarak tanıyorlardı.

Devamı: Şimal ve Batı Kafkasya’da Osmanlı Politikası 4

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir