Kuzey Yolu ve Türk Göçleri

Türk göçleri, çoğu zaman doğu-batı ekseni üstünde gerçekleşmiştir. Hatta diyebiliriz ki, Türkler daima doğudan batıya doğru bir akış içinde olmuşlardır.

Türklerin batıya doğru göçlerinde ve yayılmalarında en oldukca kullandıkları yol, Karadeniz’in kuzeyinden Orta Avrupa’ya ve Balkanlar’a ulaşan şimal yolu olmuştur.

Derhal belirtelim ki, bu tesadüfen meydana gelmiş bir vaka değildir. Bu zamanı gelişmeyi kolaylaştıran ve teşvik eden bazı temel sebepler vardır. herşeyden ilkin Ural dağlarından Orta Avrupa’ya kadar olan Karadeniz’in kuzeyindeki sahalar, Türkistan’daki bozkırların tabiî bir uzantısı durumundadır. Daha doğrusu burası nebat örtüsü ve iklimiyle Türklerin kendilerine özgü yaşam tarzlarını sürdürmeye son aşama elverişli bir bölge idi. Bu durum asla şüphesiz Türk göçlerini ve yayılmasını teşvik eden mühim bir unsur olmuştur.

Öte taraftan, bu yön ve bu yol üstünde Türklerin önüne aşamayacakları tabiî bir engel yada Çin, İran ve Bizans benzer biçimde yerleşik medeniyete haiz büyük bir devlet çıkmamıştır.

Çin, İran ve Bizans engelinin Türkleri ne kadar uğraştırdığı göz önüne alınırsa, bu durumun Türk göçlerini ve yayılmasını ne kadar kolaylaştırmış bulunduğunu idrak etmek zor değildir. Eğer bu yönde Türklerin önüne yerleşik medeniyete haiz kuvvetli bir devlet çıksaydı, Türk göçleri ve yayılması bu kadar kolay olmayabilirdi.

Hakikaten de Ural Dağları’ndan Doğu ve Batı Roma topraklarına kadar uzanan Karadeniz’in kuzeyindeki tüm sahalar, eskiden beri göçebe topluluklarının yaşadıkları ve birbirleri içinde ara sıra el değiştirdikleri bir bölge idi. Türklerin bu toplulukları yenmeleri, buradan sürmeleri yada itaat altına almaları pek zor olmamıştır.

Türk topluluklarına, şimal yolunu açan Hun Türkleridir. Türkitan’daki siyasal hâkimiyetlerini kaybeden Hun boyları, Kazakistan bozkırlarında toplanmışlardır. Hun kütleleri, 350 yıllarında teşkilatlarını tamamlamış olmalılar ki, batı yönünde topluca harekete geçtiler.

Etil nehrini geçen Hunlar, 374 senesinde ilk kere Avrupa’nın ufkunda göründüler. Bundan sonrasında Hun göçü batıya doğru hızlıca gelişmeye başladı. Karadeniz’in kuzeyindeki Ostrogot ve Vizigot hâkimiyetleri büyük Hun gücü karşısında arka arkaya çöktü. Bu durum Got kütleleri içinde büyük bir korku ve ürkü yarattı. Daha da önemlisi, Hun ordularının yarattığı korku ve ürkü, “Kavimler Göçü” adında olan genel bir harekete sebep oldu (375). Romalıların “barbar” olarak niteledikleri bu kavimler, bir taraftan Hunlar hakkında korkulu rivayetler uydururlarken, öteki taraftan da birbirlerini iterek, yerlerinden oynatarak kaçışmaya başladılar.

Kalabalık Got kütleleri ve bunların önlerine kattıkları kütleler, güvenli bir sığınak bulmak için kendilerini Roma topraklarına attılar. Bu kütlelerin Roma topraklarına sığınmalarıyla kavimler göçü durmadı; bunlar, Trakya’dan başlayarak, Fransa, İspanya, Şimal Afrika ve Britanya’ya kadar olan geniş Roma topraklarını alt üst ettiler ve birçok vakaya sebep oldular. Önlerine çıkan Roma ordularını arka arkaya yendiler. Romalılar, kendilerini sadece Hunlar’dan sağladıkları destek kuvvetlerle koruyabildiler. Hunlar’ın başlatmış olduğu kavimler göçü hem Türk hem de Avrupa zamanı bakımından mühim gelişmelere yol açtı. Bu gelişimleri şu şekilde özetleyebiliriz:

  1. Gotlarla beraber kavimlerin Avrupa’dan Asya’ya doğru olan yayılmaları ve göçleri Hunlar’la beraber Asya’dan Avrupa’ya olmak suretiyle yön değiştirdi. Hunlar’ın açmış olduğu “şimal yolu”, kendilerinden sonrasında gelen Avarlar (VI. yüzyılın ortaları), Bulgarlar (VII. yüzyılın ikinci yarısından sonrasında), Peçenekler, Uzlar (Oğuzlar) ve Kumanlar / Kıpçaklar (IX-XI. yüzyıllar arası) benzer biçimde Türk toplulukları tarafınca onlarca kere kullanıldı.

    Tıpkı Hunlar benzer biçimde onlar da ilkin Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlara, Orta Avrupa’ya ve Balkanlar’a başat oldular. Buralarda kuvvetli siyasal teşekküller meydana getirerek, Bizans ve Roma Devletleri ile Kiyef Knezliği’ni baskı altına aldılar. Fakat, tüm bu Türk topluluklarının sonu, hep Türklük dünyasından sonsuza dek kopmak oldu.

    Neredeyse hepsi de içine girdikleri kültürlerin tesiri altında kalmış olarak, ulusal varlıklarını ve kimliklerini kaybettiler. Sonunda, içine girdikleri toplulukların bir parçası haline geldiler. Geriye zamanı hatıralarından başka bir şeyleri kalmadı.

  2. Doğuda Çin, Türk akınları ve yayılmaları karşısında dünyanın en büyük müdafa sistemini kurup reformlar yaparken, Batıdaki kavimler ya Hunlar ile öteki Türk topluluklarının hâkimiyeti altına girmekten ya da onların önünden kaçmaktan başka umar bulamamışlardır.
  3. Kavimler Göçü, dünyanın en büyük devletlerinden önde gelen Roma İmparatorluğu’nu temelinden sarsmıştır. Bu hareket, ilkin Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasını (395), sonrasında bunlardan Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasını hızlandıran başlıca vaka olmuştur (476).

    Bazı tarihçiler Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasını, bazıları da Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasını Eski Dönemin sonu, Orta Dönemin başlangıcı olarak kabul etmişlerdir.

  4. Kavimler Göçü, bilhassa Avrupa’nın etnik yapısının değişmesine neden olan mühim bir vaka olmuştur. Hunlar’ın önünden kaçarak Batı Avrupa’da toplanan kavimler, burada karışıp kaynaşarak, yeni topluluklar oluşturmuşlardır.67 Bundan dolayı, bugünkü Avrupa’nın etnik temeli Kavimler Göçü sonunda atılmıştır denilebilir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir