Maden Çağı’nda Anadolu

Çayönü ve Çatalhöyük’te meydana getirilen kazılarda ele geçirilen madenî buluntular, insan topluluklarının madeni günümüzden 10 bin yıl kadar ilkin tanıdıklarını ortaya koymaktadır.

Madenin insan yaşamındaki mühim yerini alması Kalkolitik Çağ ile adım atar sadece kullanımı Tunç Çağı’nda iyice yaygınlaşır. Maden Çağı; Bakır, Tunç ve Demir Çağı olarak gruplandırılır.

Tunç Çağı’na adını veren tunç, bakır ve kalay karışımı bir alaşımdır. Maden Çağı’nda yaşayan insanoğlu, tuncun yanı sıra altın ve gümüş benzer biçimde kıymetli madenleri de kullanmışlardır.

Madenciliğin gelişmesi, iş kısmına dayalı şehir yaşamının da başlamasını elde etmiştir. Bu oluşum giderek ilk bağımsız beyliklerin, ilk siyasal örgütlenmelerin hazırlayıcısı olmuştur.
Yavaş yavaş oluşan bu gelişimleri en sonunda yazının bulunması (IV. bin senenin sonları) izlemiştir. Yazıyla beraber, kimi ham maddelere olan gereksinimle ilişkili olarak ticarete duyulan büyük ilgi, ülkelerin birbiriyle ilişkisini güçlendirmiş, böylelikle yeni bir dönem adım atmıştır. Bu yeni dönem, daha iyi örgütlenebilen toplumların dönemleridir. Tunç Çağı’nda Anadolu ve çevresinde ilk kent devletleri, peşinden da ilk büyük devletler ortaya çıkmıştır.
Tunç Çağı’nda Anadolu’da bulunan mühim yerleşim merkezlerinden bazıları ve özellikleri şunlardır:

Troya (Truva): Çanakkale civarlarındaki Troya, çevresi surlarla çevrilmiş antik bir kenttir.
1871’de Heinrich Schlieman (Haynrih Şiliman) tarafınca keşfedilen bu antik kentte meydana getirilen kazılar sonucu aynı yerde değişik dönemlerde yedi kez şehir kurulduğu ve değişik dönemlere ilişik otuz üç katman olduğu saptanmışır.

Truva’da (Çanakkale) bulunan, hanım figürlü çömlek, Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Çömlekçi çarkının hemen hemen kullanılmadığı Truva’daki seramiklerin büyük kısmı siyah, gri ve zeytin yeşili rengindedir. Çoğu zaman bezemesiz olmakla beraber kimi çanaklara tutamaklar (kulplar) yapılmış, insan figürü biçimine sokulmuştur. Bu çanak çömlekler gerek yapım gerekse şekil olarak oldukça özgündür. Troyalıların madencilikteki ustalıkları kazılarda çıkan, kazı başkanı tarafınca Almanya’ya kaçırılan hazinelerdeki altın ve gümüş kaplarda, altın süs takılarında kendini gösterir.

 

 

 

 

 

Alacahöyük: Çorum ili Alaca ilçesi civarlarında bulunan Alacahöyük’teki ilk kazılar Mustafa Kemal Atatürk tarafınca başlatılmış, 1935’ten sonrasında Hamit Zübeyr Koşay ve Remzi Oğuz Arık başkanlığında yürütülmüştür.

Yerleşme alanının yamaçlarındaki 13 kral mezarı, dikdörtgen planlı çukurlara yapılmıştır. Ölü, dizlerini karnına çekmiş durumda (hoker), armağanlarıyla mezarın odasına yerleştirilmiş, sonrasında üstü ağaç, balçık ve toprakla örtülmüştür. Varlıklı gömüt armağanları altın, gümüş, elektrum (altın-gümüş karışımı bir maden), tunç ve demirdendir.

İdol formundaki altın takı ögesi, Alacahöyük, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara

Altın süs takılarındaki biçim, Anadolu’da tarih öncesinde yaşayan uygarlıklara ilişik kazılarda yakalanmış dinî simge olan idollerde de kullanılmıştır. İdol, tek yada oldukça başlı stilize edilmiş insanı simgeleştiren heykelciklerdir. Dövme, dökme teknikleriyle üretilmiş bu eserler Anadolu halkının bu zamanda ulaşmış olduğu yüksek değişen teknolojinin en canlı kanıtlarıdır. Daha önceki çağlarda pişmiş toprak ve taşlardan meydana getirilen “ana tanrıça” heykelciklerinin, Tunç Çağı’nda daha bir stilize edilmiş olduğu ve kıymetli maden ve taşlardan yapıldığı görülmektedir. Büyük çoğunluğu mezarlardan çıkarılan bu heykellerden, Hasanoğlan’da (Ankara) çıkarılan hanım heykelciği dikkat çekicidir.

Tunç Çağı’nda da varlıklı bir uygarlık yaratan Anadolu toprakları, bilhassa Ön Asya’daki başka yerleşim merkezlerinin de ilgisini çekmiştir.

Anadolu’daki bu zenginliği ilk görenler Asurlu tüccarlar olmuştur. Anadolu’nun altın ve gümüşünü çekebilmek için yoğun bir tecim ağı kuran Asurlu tüccarlar, kurmuş oldukları tecim kolonileriyle Anadolu’ya tunç yapımı için lüzumlu olan kalayı getirip karşılığında da altın ve gümüş benzer biçimde kıymetli madenleri almışlardır. Bu tecim yapılırken Tunç Çağı’nı yaşayan Anadolu insanı, Asurlu tüccarlardan yazıyı öğrenmiştir. Tunç Çağı’nın sonlarında yazının Anadolu’ya girmesiyle Anadolu’da uygarlık tarihinin ikinci evresi olan “tarih çağları” adım atmıştır. Bu çağa ilk tanıklık eden yerleşim yeri Kültepe’dir.

Kültepe: Asurlu tüccarlar Kayseri civarlarında bulunan Kültepe’de, bir tecim kolonisi kurmuşlardır. Kültepe, Anadolu’nun ilk yazılı tarih belgelerinin bulunmuş olduğu yer olmasından dolayı ayrı bir öneme haizdir.

Tunç Çağı’nda Kültepe’de meydana getirilen evlerin temelleri taş, duvarları kerpiçtir.

Meydana getirilen kazılarda cilalanmış, gaga ağızlı ve süzgeç özelliği taşıyan çanak çömlek ile oldukça sayıda yazılı tablet bulunmuştur.

Tabletler, o günkü Anadolu ve Ön Asya toplumlarının siyasal, kültürel ve ekonomik yaşamı hakkında mühim bilgiler vermektedir.

Kültepe’de bulunan yazılı belgelerden, kentin mühim bir tecim merkezi olduğu da öğrenilmektedir.

İkiztepe: Samsun’un 55 km, Bafra’nın 7 km kuzeybatısındadır. İkiztepe ören yeri 1941 senesinde meydana getirilen kazılar sonucu ortaya çıkarılmıştır.

İkiztepe denmesine karşın yerleşme alanı iki büyük, iki ufak tepeden oluşur. İkiztepe’de son Kalkolitik Çağ’dan Helenistik Çağ’a kadar yerleşim izlerine rastlanmıştır.

İkiztepe’de meydana getirilen kazılarda oldukça sayıda boynuzdan yapılmış baltalar, çekiçler, tokmaklar ve figürinler  ele geçirilmiştir.

Kazılar esnasında Tunç Çağı’na ilişik konut örneklerine rastlanamamıştır. Kazı alanında yer edinen sağlam taş yapılar Antik Dönem’e aittir. Devrin inşaat teknolojisi dramos tipli yeni bir gömüt türünün ortaya çıkmasını elde etmiştir.

Dramos çeşitli kültürlerde, toprak altına ya da kayalara oyulmuş oda-mezarların önlerine eklenmiş kuyu biçimli ufak giriş kısmına verilen addır. Eski Orta Doğu uygarlıklarında ve Antik Dönem’de yer altı gömüt anıtına giriş elde eden yol, koridor, geçit ya da merdiven olarak kullanılmıştır.
İkiztepelilerin yaşamlarını tarımdan oldukça avcılık, hayvancılık ve balıkçılıkla sürdürdükleri, kazılarda ele geçen av ve besi hayvanı kemikleri ile kılçıklardan anlaşılmıştır.
İkiztepeliler dokumacılıkta da oldukça ileri gitmişlerdir. Bu da günümüze kadar gelen ve metal eserler üstünde parçaları kalan oldukça iyi dokunmuş kumaş örneklerinden anlaşılmaktadır.

İkiztepe’de bulunan dramoslu bir gömüt yapısının girişi, Bafra, Samsun

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir