Manzum Hikaye

Yaşanmış ya da yaşanması olası olayların şahıs, süre ve mekan unsurlar çerçevesinde oluşmasına öykü, bu hikayelerin nazım şeklinde şu demek oluyor ki şiir biçiminde yazılmasına ise “Manzum Öykü” denir. Tanımdan da anlaşılacağı benzer biçimde bu türün mensur (düzyazı) hikayelerden ayrılan tek yönü şiir şeklinde yazılmış olmasıdır. Bu hikayelerde şiirlerde olduğu benzer biçimde kafiye düzeni sağlanmaya çalışılır. Böylelikle toplumsal, etik ve toplumsal olayların kafiyeden yararlanılarak daha etkili şekilde ifade bulması amaçlanır.

Edebiyatımızda manzum hikayelerin ilk örneklerine Recaizade Mahmut Ekrem ve Muallim Naci’de rastlarız. Sadece bu türü dikkat çekici bir halde kullanan, bir tür haline getiren ilk isim ise Servet-i Fünun sanatçısı Tevfik Fikret olmuştur. Hemen sonra Mehmet Akif Ersoy yazdığı başarı göstermiş manzum hikayeleriyle dikkat çekmiştir.

Manzum Öykü’nin Özellikleri

  • Manzum hikayenin, düzyazıyla oluşturulmuş olan hikayeden vaka, süre, mekan ve şahıs unsurları olarak bir farkı yoktur.
  • Çoğu zaman ders çıkartılabilecek vakalar işlenir.
  • Etik, toplumsal ve toplumsal mevzular çoğunlukla işlenmiştir.
  • Ders verme ve doğru olana yönlendirme benzer biçimde amacı bulunduğundan didaktiktir.
  • Şiirlerde olduğu kafiye ve ölçü bulunur.
  • En mühim temsilcileri Tevfik Fikret ve Mehmet Akif Ersoy’dur.
  • Beş Hececiler de manzum öykü denemesi yapmışlardır.
  • Her vaka manzum hikayenin mevzusu olabilir.
  • Vaka konularında olduğu serim, düğüm ve çözüm bölümlerinden oluşmaktadır.
  • Hikayeler dörtlük, beyit ya da bent şeklinde yazılabilir.
  • Düzgüsel öykü yerine bu tarzda öykü yazmaktaki amaç verilmek istenen mesajların tesir düzeyini arttırmaktır.
  • Manzum öykü temsilcileri: Tevfik Fikret, Mehmet Akif Ersoy, Recaizade Mahmut Ekrem, Muallim Naci, Ziya Gökalp, Orhan Veli…

Manzum Öykü Örneği

ALAGEYİK
Çocuktum, ufacıktım,

Top oynadım, acıktım.

Buldum yerde bir erik,
Kaptı bir Ala Geyik.

Geyik firar etti ormana,
Bindim bir ak doğana.

Doğan, yolu şaşırdı,
Kaf Dağından aşırdı.

Attı beni bir göle;
Gölden çıktım bir çöle,

Çölde buldum izini,
Koştum, tuttum dizini.

Geyik beni görünce,
Düştü büyük sevince.

Verdi bana bir elma,
Dedi, dinlenme, durma.

Dağdan yürü, kırdan git,
Altın Köşke acele yet.

Seni bekler öncesiz,
Orda dünya güzeli.

Bin senelik çile doldu!
Bunu dedi, kayboldu.

Yedim sırlı elmayı,
Gördüm gizli saklı dünyayı.

Gündüz oldu, geceler;
Ak sakallı cüceler,

Korkulu devler hortladı,
Cinler, cirit oynadı.

Kesik adım atar yürürdü,
Saçlarını sürürdü.

Bir de baktım, melekler,
Başlarında çiçekler.

Devlere el bağlıyor,
Gizli saklı gizli saklı ağlıyor.

Kılıcımı çıkardım,
Perileri kurtardım.

Kurtardığım periler,
Adım adım geriler,

Kanadını açardı,
Merhaba verir, kaçardı.

Azca, uz gittim, dolaştım,
Altın Köşke ulaştım.

Bir kapısı açıktı,
Diğeri kapanıktı.

Kapalıyı açarak,
Açığa vurdum kapak.

At önünde et vardı,
İt, ot yemez ağlardı;

Otu ata yedirdim,
Eti ite yedirdim.

Açtım bir elmas oda;
Dev şahı uykuda

Gördüm, kestim başını,
Dedim, Ey dev nerede?

Nerede Dünya Güzeli?
Dedi, Elinde eli!

Döndüm, baktım. Bir Kırgız
Elbiseli güzel kız.

Durmuş, bakar yanımda,
Şimşek çaktı canımda.

Güldü, dedi, Türk Beyi!
Tanıdın mı geyiği?

Kimse, beni bu devden
Alamazdı. Sadece sen,

Kaya deldin, dağ yardın,
Geldin, beni kurtardın.

Ah o imiş anladım,
Sevincimden ağladım,

Dedim, Turan Meleği!
Türkün yüce dileği!

Yüz milyon Türk bu anda
Seni bekler Turanda.

Haydi, acele varalım,
Karanlığı yaralım;

Sönük ocak canlansın,
Yoksul ülke şanlansın

İndik, iti okşadık,
At sırtına atladık.

Geçtik nice dağ, kaya,
Geldik Demirkapıya.

Kapanması, oldukca yıldı,
Açıl! dedim, açıldı.

Yol verince gizli saklı yurt,
Aldı bizi Bozkurt,

Kaf Dağından geçirdi,
Türk Eline getirdi.

Ziya GÖKALP

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir