Ömer Karacan

Ömer Karacan Biyografisi

Türk TV programcısı, yayıncı, organizatör. Eğlence sektöründeki en mühim isimdir. Türkiye’nin tek kanallı TV periyodu olan 80’li yıllarda TRT için yapmış olduğu müzik programı Number One ile tüm Türk gençliğini video kliple ilk tanıştıran şahıs olmuştur. Müzik yayıncılığı mevzusunda uzmanlaşıp Number One grubunu kurmuştur. Türkiye’nin ilk yabancı müzik kanalı Number One TV’yi yayına sokmuş, ülkenin en mühim DJ’lerini yetiştiren ve müzik yayıncılığında bir ekol olan Number One FM’le de radyo yayıncılığına büyük bir nefes kazandırmıştır. Coca Cola sponsorluğunda etkinlik göstermekte olan Number One TV ve FM haricinde Discovery Channel, Nickoledeon, Energy FM, Radyo Klas şeklinde gösterim kurumlarının da ve çeşitli dergilerin de sahibidir. Dünyanın en iyi parfüm markalarının da Türkiye dağıtıcısı olan Ömer Karacan, ek olarak, dünya jet setiyle ve Hollywood starlarıyla kurduğu yakın ilişkilerle de ülkemizin imajı ve tanıtımında mühim bir rol oynamaktadır. Moda, müzik, eğlence ve kültür dünyasında Türkiye’nin trendlerini belirlemekte olan Karacan, halen Londra’da kuracağı ve Fashion TV’ye rakip olacak yeni moda kanalının hazırlıklarıyla uğraşmaktadır.

1961 senesinde, Milliyet Gazetesi’nin eski sahibi Ercument Karacan ve Cemile Garan’ın 2 çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Ercüment Karacan’ın üçüncü eşiyle olan evliliği, Cemile Garan’ınsa 2. eşiyle olan evliliği olan bu evlilikten 2 evlatları olmuştu: Ömer Karacan ve Ali Karacan. Cemile Garan’ın ilk evliliğinden dünyaya gelen kızı Cemre Garan, Ömer Karacan’ın ablasıydı. NATO’da vazife meydana getiren ve Mehmet Ali Birand’la evli olan Cemre Garan haricinde Karacan’ın renkli ve başarı göstermiş isimlerle dolu ailesinde, bugün Fuji Filmleri’nin Türkiye sahibi olan Mehmet Garan ve Türkiye’nin gelmiş geçmiş en genç büyükelçisi olma unvanını taşıyan Mahmut Dikerdem de vardır.

Babasının gazeteci olması sebebiyle, küçüklüğü, yazarların, siyasetçilerin ve meşhur adların noksan olmadığı bir evde geçen Karacan, minik yaşlarda müziğe ve medyaya ilgi duymaya başladı. Babası, en yakın dostu ve gazetesinde yazar olan Abdi İpekçi’nin öldürülmesinden sonrasında, büyük bir üzüntü yaşadı. Bu vakadan sonrasında sürekli olarak öldürülme, kaçırılma endişesi taşımaya başlamış olan Ercüment Karacan, ailesini korumak için Milliyet Gazetesi’ni satmaya karar verdi.

1971 senesinde, ebeveyni boşandığında hemen hemen 10 yaşlarında olan Karacan, Robert Kolej’e gidiyordu. Oldukça popüler, sıcakkanlı ve sevilen kabul edilen ve o yıllarda müzik tutkusu daha oldukca derinleşen Karacan, mezuniyetinin peşinden medya mevzusunda eğitim almak için Londra’ya gitti.

Babası Ercüment Karacan, mesleği dolayısıyla politikayla iç içe olmasına karşın, siyasetten hoşlanmayan ve en büyük tutkusu müzik olan Ömer Karacan, mezuniyetinin derhal peşinden müzik yayıncılığı yapmak için kolları sıvadı. TRT’yle anlaşan Karacan, Türkiye’de bir ilki gerçekleştiriyordu. Zira Türk gençliği yabancı şarkıların video klipleriyle onun yardımıyla Number One programında tanışıyordu.Dünyanın en iyi müzisyenleriyle yapmış olduğu röportajlara da yer verdiği program oldukca büyük bir ilgi görmüş oldu.

Müzik yayıncılığının ikinci ayağı radyo için de çalışmalarını başlatan Karacan, 1992’de ilk kere Londra’da yayına geçen hit müzik formatlı radyosu Number One FM’i kurdu. DJ’lik yapmaları için Türkiye’nin dört bir yanından 11 kişiyi seçen
Karacan, hayata genç yaşta veda eden başarı göstermiş DJ Emre Kuytu dahil, yetenekli ve eğitimli gençlerle çalışmaya başladı. Meşhur tiyatrocu Cihan Ünal‘dan konuşma dersleri alan 11 DJ, 2 yıl İngiltere’de hem gösterim teknolojilerini benimseme hem de İngilizceyi daha iyi öğrenme fırsatı buldular. 1994‘te Türkiye’nin bir numaralı radyo istasyonu olmak için tüm hazırlıklar tamamlanmıştı ve radyo İstanbul’a taşındı.

Beyaz, Kadir Çöpdemir, Ayça Şen, Bay J, Geveze, Emre Kuytu, Hakan Tamar şeklinde birçok meşhur isim Number One grubunda meşhur oldular. Number One FM’den sonrasında aynı konseptteki televizyonu Number One TV’yi ve Radyo Klas’ı da gösterim hayatına geçiren Ömer Karacan, Türkiye’deki en büyük medya okulunu ve akımını başlatmış oldu. Bugün eğlence dünyasında, ekranın en sevilen simalarından olan Beyaz, gösterim hayatına ilk olarak Radyo Klas’ta başlamış, Number One TV yardımıyla meşhur olmuştu.

1997’de Ömer Karacan, plak şirketi oluşturmak için çalışmalarına başladı ve NR1 Müzik‘i Murat Akad’la beraber faaliyete geçirdi. Şirket ilk olarak, Mustafa Kemal Atatürk‘ün Söylev konuşmalarının yer almış olduğu orjinal ses kaydını kullanarak bir single projesine imza attı. Erol Temizel ve DJ U.F.U.K tarafınca aranjesi ve remixleri meydana getirilen Söylev isminde single’la, NR1 Müzik, ilk büyük çıkışını gerçekleştirmiş oldu.
İkinci albümü için NR1’la çalışmaya başlamış olan Teoman, NR1 etiketiyle çıkan “O” ve “17” albümleriyle büyük başarı kazanmıştır.

NR1 Müzik,bugün Türkiye’de büyük fanatik kitleleri olan müzisyen ve grupları Türk müziğine kazandırdı ve müziğin endüstrileşmesine büyük katkıları oldu. Athena, Vega, Duman şeklinde mühim grupları keşfeden Ömer Karacan, bu grupların ilk albümlerini yapmış oldu ve meşhur olmalarını sağlamış oldu.

Halen, İngiltere‘de bir moda kanalı oluşturmak için çalışmalarına devam eden Karacan, ilk kez internasyonal bir işe girmiş olduğu için oldukça heyecanlı bulunduğunu açıklamıştır.

13.01.2007 Tarihinde, Sabah Gazetesi’nde Gösterilen Ömer Karacan Röportajı.

Gazeteci bir aileden gelen ve kendisi de medya sektöründe çalışan Ömer Karacan, dünyaca meşhur isimlerle arkadaşlık yapıyor fakat bu ilişkilerin altında bir çıkar yattığını söylemekten de geri durmuyor.
“Hükümetten bir Tanrı’ın kulu da gelip ‘Sen bu kadar adam tanıyorsun şunu da bizim için yap,’ demedi. İdoloji asla mühim değil. Kültür ve Gezim Bakanlığı teklifi gelse, anında kabul ederdim.”

Dünyanın en meşhur isimleriyle dost olması, devamlı gezi etmesi ve iddialı projelere imza atmasıyla herkeste merak uyandıran Ömer Karacan’la, eski bir gazete patronunun oğlu olmayı ve bundan sonraki hedeflerini konuştuk.

Onu merak etmek için oldukca niçin var. Bir kere dünyaca şöhretli insanları “Dostum,” diye Türkiye’ye getirip ağzımızı açık bırakıyor. Gazeteci bir aileden geliyor ve medya işiyle uğraşıyor. Babası Milliyet’in eski sahibi Ercüment Karacan, kendisi Number One TV’nin patronu! Paralı, yakışıklı, popüler, dünya şöhretleriyle geziyor fakat yalnız (mış şeklinde görünüyor). Her daim tatildeymiş görünümü vermeyi başarıp sinirimizi bozabiliyor. Üstelik şu aralar dünyaca meşhur Fashion TV’ye rakip olarak, Londra’da bir moda kanalı kurmakla meşgul…

– “Dünyaca meşhur şöhretlerin arkadaşı” sıfatını çıkarırsak, sizin için ne diyebiliriz? Mesleğinizi soranlara ne yanıt veriyorsunuz?
– Medya devamlı ön plandadır benim için. Bunun haricinde, yurtdışından gelen insanoğlu için kurduğumuz kulüp şeklinde, Türkiye’de oldukca azca insanı içine kabul ettiğimiz bir gezi acentemiz var.

– Bugün hangi şapkanızı taktınız? Patron olanı mı?
– Biz üçüncü dönem basından gelen bir aileyiz. Dedem, babam ve ben… Biz bunu 21. yüzyıla adapte ettik ağabeyimle ve işin web tarafına geçtik, dergicilik tarafına yöneldik.

– Iyi mi bir aile ortamında büyüdünüz? “Ne olursa olsun medya işinde çalışacaksın,” mı dendi size?
– Kesinlikle öyleki bir şey yoktu. Babam hiçbir vakit “Bu işi yapacaksın,” demedi. Fakat biz medyaya ilgi duyduk hep.

– Gazetecilik babadan oğula geçen bir unvan mıdır ki “3. dönem gazeteciyim,” diyorsunuz mülakatlarınızda?
– Demiş olabilirim fakat kendimi gazeteci olarak görmüyorum doğal. Hiçbir vakit gazeteci olmak istemedim. Abdi İpekçi şeklinde bir insanı tanıma şansına sahiptim. Öyleki bir ortamda yaşadım. Evimiz bu tür insanlarla dolup taşıyordu fakat onlar gazete konuşurken, ben müzik dinliyordum. Bana söyledikleri “Kıs artık şunu,”ydu hep.

– Milliyet’in patronu olmayı istemez miydiniz?
– İstemezdim. Politikadan nefret derecesinde uzağım, anlamam. Benden gazeteci olamayacağını erken yaşlarda keşfettim. Gazetecilik kimseyi memnun edemediğiniz bir iş. Fakat ağabeyim, Milliyet’in sahibi olmayı isterdi.

– Mutsuz mü bu şekilde büyük bir gücü kaybetmiş olduğu için? Şundan dolayı medya, gücü en iyi gösteren sektör.
– Babam Milliyet’i satmaya mecburdu. Abdi Amca öldürülmüştü. O dünyadaki en yakın arkadaşıydı. Oldukca kırıldı ve küstü. Sürekli öldürüleceğiz, kaçırılacağız endişesiyle yaşıyordu. Bizim üzerimize oldukca titrerdi. Babamın Milliyet’i satmasındaki en büyük niçin, ölüm korkusudur. Babam, ailesini korumak istedi. Kim ölmek ister Bab-ı Ali sokaklarında? O, misyonunu tamamlamıştı. Oldukca iyi yaptığını düşünüyorum.

– Hâlâ babanızın Milliyet’in eski sahibi olmasının nimetlerinden faydalanıyor musunuz? – Iyi mi? – Bir dokunulmazlığınız, ayrıcalığınız var mı, bunu talep ediyor musunuz?
– Doğal ki her yerde tanıdıklarım var fakat beni koruyup kolladıklarını sanmıyorum. En azından, ben bir dokunulmazlık talep etmedim.

– Ercüment Karacan’ın değil de Ahmet Efendi’nin oğlu olsaydınız, ne değişirdi hayatınızda?
– Ben gene bu yerde olurdum. Yaptığım şeyleri gene yapardım. Tanrı’ın verdiği bir özelliğim var: İnsan ilişkilerim sıcak. Bir ihtimal önüm o yüzden açıldı, arkamda bir para olduğundan değil…

– Kaç yaşındasınız?
– 46.

– Yaşamdan ne aradığını bulmuş bir adam mı var karşımda, hâlâ denge ayarıyla cebelleşen biri mi?
– Denge ayarıyla cebelleşmeyi oldukca minik yaşta bıraktım. Ne istediğimi buldum.

– Neymiş o?
– Arayış, beni motive eden şey değil. Beni yaratıcı işler motive ediyor.

– Dünyadaki amacınız nedir? Daha oldukca para kazanmak, haiz olduklarınızı korumak, mutlu olmak…
– Mutluluk ve esenlik.

– Para kazanmak ya da haiz olduğunuz serveti korumak, ne kadar büyük bir kaygı sizin için?
– Her insanın bu şekilde bir kaygısı vardır. Yaşam kalitesi daha mühim. Para canlısı insanlarla iyi zaman geçiremem. Çevremdeki bazı insanoğlu bu şekilde fakat benim o frekanstaki insanlarla olmamam gerekir. Ben ‘paramı biriktireyim’ diye düşünmedim, asla para koyamadım bir kenara. Küçükken de annem bana para verirdi, bigün sonrasında batardı para. Tanrı bilir yaşlılığımda oldukca maddi sorun çekeceğim.

– Ağabeyiniz işlerin başlangıcında bir sigorta görevi görüyor şeklinde…
– İnşallah öyledir.

– Lükse de düşkün müsünüz?
– Düşkünüm.

– Lüks size ne bahşediyor?
– Tanrı bir yaşam vermiş ve onu en iyi şekilde yaşamak, bizim görevimiz şeklinde geliyor.

Bali‘de tatiller, dünya şöhretleriyle hususi geziler… Bu tatlı yaşam, yaşamınızdaki hangi gedikleri kapamak için?
– Her insanın tatile ihtiyacı var. Kimi Marmaris‘e gider, kimi Bali’ye. Benim şansım, bu gezilerin işimin bir parçası olması. Sözgelişi bir dostum bir yaş gününde “Şu saatte Madrid‘de havalimanında olun,” dedi ve bizi uçağa bindirip Afrika‘ya götürdü. Bunlar kendi kendine oluşan şeyler. Öyleki bir atmosferde iş bitirmek, emin olun oldukca daha kolay. Ofisine gitseniz aynı derecede ikna edici olamazsınız. O yüzden dinlence de olsa, benim bu insanlardan devamlı bir çıkarım var.

– Tüm bu şöhretli kişilerle kurduğunuz ilişkilerde çıkar mı var?
– Bir yüzdesiyle kesinlikle, fakat benim çıkarım var ise onların da var. Kimi zaman de iyi anlaşıp dost oluyorsunuz. Bir yere gittiğinde oradaki olanaklardan yararlanmak eğer çıkarsa, evet, çıkar ilişkisi var. Şöhretli kişilerle birlikte olduğum için ilgi çekiyor herhalde. Şimdi Tom Ford‘la tatile gidiyorum örneğin ve o bu tatilin sonunda kesinlikle benim televizyonumda çalışıyor olacak. Bizim vatanımızda çıkar ikinci planda fakat Avrupa‘ya gittiğinizde bu bu şekilde değil. Orada ‘Sen bana ne yaptın, ben sana ne yaptım’ kuralları geçerli. Bu ters bir şey değil.

– Çıkarcılık lügatımızda negatif anlam yüklü bir kelime…
– Çıkar, yaşamın büyük bir parçası. Her insanın vakti dar.

‘Bakanlığı düşünebilirim’

“Hükümetten bir Tanrı’ın kulu da gelip ‘Sen bu kadar adam tanıyorsun şunu da bizim için yap,’ demedi. Deselerdi yardım ederdim. Kültür ve Gezim Bakanlığı teklifi gelse, anında kabul ederdim. AKP hükümeti olmuş, başkası olmuş mühim değil… İdeolojik yapıları benim asla umurumda değil. Kabul eder ve elimden geleni yapardım. Gezim ve Kültür Bakanı’nın da değişik bir adam olması lazım. Oraya muhasebeci koyarsanız, muhasebe işi yapar. Benden bu tarz bir olay isteseler, boynum kıldan ince, her şeyi bırakırım.”

‘Dost edinmede iyiyim’

– Hangi sıfatla röportaj veriyor, Nihat Odabaşı‘na fotoğraflar çektiriyorsunuz? Milliyet’in eski patronu Ercüment Karacan’ın yaramaz oğlu, partilerin adamı… Hangisi?
– Siz beni hangi sıfatla merak ediyorsanız, o sıfatla yapıyorum.

– Niçin Nihat Odabaşı’na çektiriyorsunuz fotoğrafları?
– Bir, oldukca iyi dostum. İki, işini oldukca iyi yapıyor. Üç, bundan evvel bu şekilde fotoğraflar çektirdiğim vakit (yüzünü buruşturuyor) bu şekilde göründüğüm oldukca oldu. “Aman Allahım ben bunu tekrar yapmayacağım,” dedim. Nihat oldukca pahalı bir fotoğrafçı. Dostum olduğundan şanslıyım! Ben aslına bakarsanız durup dururken röportaj yapmıyorum. Söyleyecek bir şeyim olduğu vakit konuşuyorum.

– Frene ne vakit basacaksınız?
– Hiçbir vakit basacağımı sanmıyorum. Oldukca hareketli yaşıyorum fakat durduğunuz vakit, aslına bakarsanız anlatacak bir şeyiniz de kalmaz.

– İsteyip de elde edemediğiniz bir şey oldu mu asla?
– Bir şeye haiz olunca, bir başkasını istiyorsunuz. İnsanı hayatta tutan şeylerden biri de galiba bu. Tanrı’ım bir uçağım olsun, biri olsun… Hayır… İsteyip de haiz olamadığım hiçbir şey yok.

– Yeterince tutkuyla istemediğiniz ya da vazgeçmeyi bildiğiniz için mi?
– Vazgeçebilen biriyim galiba.

– Arkadaşlığına ya da aşkına talip olup da, haiz olamadığınız biri var mı?
– Onlarda iyiyiz bak. Tanrı’a bin şükür! (Tahtaya vuruyor)

‘Doğal ki çocuk sahibi olmayı düşünüyorum’

– İngiltere’de bir tv kanalı mı kuruyorsunuz?
– Ekim ayından beri, İngiltere’nin en büyük dijital platformu BSkyB’de yayınlanacak bir kanal hazırlığı içindeyim. News Corporation‘ın da bizlere oldukca desteği oldu. Her insanın eline geçebilecek bir fırsat değil. İngiltere’de gösterim yapacağız. İnşallah Türkiye’ye de gösterim vereceğiz. Şu anki odak noktamız Avrupa. Ondan sonraki üç ay içinde ABD’nin en büyük kablo ağı Direct TV‘ye girmeyi planlıyoruz.

– Ne tür bir kanal bu?
– Yaşam seçimi ve moda üstüne fakat moda oldukca ön planda. Etrafta gördüğüm moda yayınlarını seyrederken, hep bir memnuniyetsizlik hissediyordum. Modanın daha yüksek bir kesime hitap eden lüks tarafını, hiçbir vakit ön plana çıkarmıyorlardı. Biz bu şekilde bir kanal yapıyoruz. Şu an ‘Fashion One‘ ismiyle çalışıyoruz fakat isim değişebilir. Tamamen kişisel ilişkilerimle sağladığım şeyler bunlar. Modayı yöneten insanlara, ikonlara yer vereceğiz. Bu işe sıkı bir bütçe ayırdım diyebilirim size. Gösterim tamamen İngilizce olacak. Tüm dünyadan defileler topluyoruz. Müthiş bir ekip kurdum Londra’da. MAC adlı dünyanın en büyük makyaj malzemesi firmasının başındaki şahıs, pazarlamaya yardım ediyor. Vogue‘un eski moda editörü, şu an dünyadaki en büyük yoldam yöneticilerinden biri, benim moda editörüm.

– Ne vakit yayına giriyorsunuz?
– Şubat ortası kapalı yayına başlıyoruz. Mart ortasında inşallah seyredeceğiz. Mayıs’a oldukca büyük bir lansman hazırlıyoruz. Fashion One için gelecek yıl vaka yaratacak bir parti yapmak isterim.

– İşadamı olarak bakmış olduğunuzda bu sizin için yeterince kârlı bir yatırım mı?
– Ailemizde işadamı olan ağabeyimdir. Kârlı mı değil mi, onu ağabeyime soracaksınız!

– Şöhretli insanlarla dolaşmak sizi mutlu mu ediyor?
– Hayır. Beni mutlu etme unsuru değiller. Onlarla ‘meşhurlar’ diye gezmiyorum. O insanoğlu bonus olarak geldi bir çok vakit. Arkadaşlarımın arkadaşı bir çok… Şimdi George Michael ile dost olmak isterim örneğin, hem de iyi dost olmak isterim.

– İnsan biriyle dost olmaya karar verir mi?
– O insan sizi ilgilendiriyorsa, yaratıcılığına hayransanız, yüzde 100 olmalısınız.

– Bu kadar güzel ve şöhretli hanımla birlikte görününce, hepimiz sizin onlarla yattığınızı düşünüyordur değil mi?
– Bilmiyorum.

– Hadi canım, adam arkadaşlarınızdan bu şekilde imalar gelmiyor mu?
– Benim Türkiye’deki çevrem beni çocukluğumdan beri tanır. Bu biçim bir konuşmayı benimle yapmazlar. O tarafım ‘kabız’ derecede Avrupai. Biz Türkiye’de laubaliyiz. Bu benim asla hoşlanmadığım bir şeydir.

– Niçin evlenmediniz bugüne dek?
– Annem ve babam, ben 10 yaşlarındayken boşandı. Aynı şeyi yine etmek istemiyorum. Arkadaşlarımın ikinci, üçüncü birliktelikleri… Bir evladı dünyaya getirmeden evvel, oldukca iyi düşünmeniz gerekir. Hata yapmak istemem. Ağabeyim de evlenmedi, evladı da yok. Annem çıldırıyor bu duruma. Doğal ki düşünüyorum çocuk sahibi olmayı. Yarın da olabilir, iki yıl sonrasında da. Fakat enerjim varken yapabileceğim işleri bitirip sonrasında evde oturayım, aklım hiçbir yerde kalmasın isterim.

“Tanıştığımızda, Paris Hilton meşhur olmak için poposunu yırtıyordu. Onu Reiana’ya götürdüğüm bir gece, ansızın üzerindekileri çıkarıp dans etmeye başladı. Fakat bunu şöhret için yapmadı. Gaza geldi ve aniden üstündekileri çıkarıp kendini kalabalığın üzerine attı. Ne işe yaradığını şaşırdım. Reina’nın en kalabalık olduğu cumartesi gecesi, iğne atsan yere değmiyor… Paris oldukca yakın bir arkadaşımın kız arkadaşıydı, aslına bakarsanız başka türlü tanışamazdık. Ne kadar ortak yönüm olabilir ki benim onunla? Fakat ben tanıdığımda asla bu şekilde biri değildi. Oldukca sempatiktir, yanlış anlamayın. Korkulu da akıllı bir karı. Ortamı manipüle etmeyi oldukca iyi biliyor. Ne saf, ne de aptal. Sizi beni suya götürüp susuz getirir… Onun yaşamış olduğu hayatla başa çıkabilmek oldukca zor. Modellik halletmeye Avrupa’ya gelmişti. Baktı ki yaptıkları işe yarıyor, bunu kullandı. Sözgelişi şu an görmüş olduğu yerde gelip boynuma atlıyor, “Nasılsın iyi misin?” diye. Tüm bu insanlarla ortak dostlar vesilesiyle tanıştım. Mesela, Elizabeth Hurley bir iki ay sonrasında benim en yakın arkadaşımla evleniyor…

İlknur K. Akman’ın Ömer Karacan’la 2007 Trendleriyle İlgili Olarak Yapmış olduğu Röportaj

Number One TV’nin ortaklarından Ömer Karacan, işi dolayısıyla devamlı gezi edip dünyada neler olup bittiğini takibe alıyor. Türkiye’de de bir ‘trend belirleyici’ olarak tanınan Karacan’a, 2007’de müzik, eğlence ve dinlence hayatında dünyayı nelerin beklediğini sorduk. Açacağı İngiltere merkezli yeni moda ve yaşam seçimi kanalı FashionOne için oradan oraya koşuşturan Karacan, bu kanalın da yeni yılda oldukca konuşulacağını söyleyip en taze trendleri sıraladı.

Hangi şehirler gözde?
2007’nin en trendy şehri Londra olacak. Geçtiğimiz yıl parlamaya başlamış olan İstanbul ise gelecek yıl daha da gözde olacak. Londra’dan sonrasında dünyada en oldukca dört gözle beklenen ve adı geçen kent İstanbul diyebilirim. Hepimiz buraya gelmek için çok arzuluyor. Sadece Gezim Bakanlığı’nın birinci derslik müşteriye ve lüks turizme ciddi yatırım yapması lazım. Orta halli, ikinci üçüncü derslik turistin bizlere getirisi oldukca azca oluyor, götürüsü ise fazla.

Neler dinleyeceğiz?
Müzikte 80’lerin 2000’lere adapte edilişini görüyoruz. Ön planda olan iki akım var. Birincisi, ‘Guitar Band’ adında olan elektro gitar ağırlıklı rock müzik meydana getiren gruplar. Öncüleri The Killers ve Razorlight adlı gruplar diyebiliriz. İkincisi, gene 80’lerin elektronik dans müziğinin dönüşü. Gwen Stefani bu akımın gözde şarkıcılarının başlangıcında geliyor. Özetlemek gerekirse 80’ler 2007‘de müzik yaşamına tamamen egemen olacak.

2014 yılının Şubat ayında Kanal D ekranlarında başlamış olan, “Yıldız Işığı X Factor” adlı 2 milyon TL büyük ödüllü şarkı yarışmasında Ziynet Sali, Emre Aydın, Armağan Çağlayan ve Ömer Karacan Jüri üyeliği yapmaktadır. Yarışmanın sunuculuğunu ise Kadir Doğulu yapıyor.
Kaynak:Yaşam öyküsü.info

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir