Orta Doğu’da Su Sorunu

Dünyada küresel ölçekte ön plana çıkan su problemi, Orta Doğu coğrafyasında yoğun bir halde yaşanmaktadır.

Orta Doğu’daki pek oldukça ülke petrol bakımından varlıklı rezervlere haiz olsa da tatlı su kaynakları açısından oldukça fukara durumdadır. Bundan dolayı Orta Doğu ülkeleri arasındaki anlaşmazlıkların en büyük sebeplerinden biri sudur.

Mesela Golan Tepeleri’ndeki varlıklı su kaynakları, geçmişte İsrail-Suriye içinde çatışma sebeplerinden biri olmuştur.

Orta Doğu’da Asi, Dicle ve Fırat nehirleri şeklinde sınır aşan akarsuların paylaşımı bölge ülkeleri içinde sorunlara niçin olmaktadır. Yaşanmış olan siyasal anlaşmazlıklar suyun paylaşımına stratejik bir özellik kazandırmış ve su kaynaklarına haiz olmak siyasal ve internasyonal bir problem hâlini almıştır.

Orta Doğu’da Mühim Su Kaynakları ve Planlanan Projeler

Türkiye-Suriye-Irak arasındaki ilişkiler 1920-1960 yılları arası dönemde olumluydu. Bu yıllarda Fırat- Dicle nehirleri ve kollarının fazlaca tüketilmesine niçin olacak büyük projelere başlanmamıştı. Bundan dolayı 1960’lı yıllarda, havzadaki suyun daha iyi yönetilmesi ve kullanılması için ortak bir anlayışın geliştirilmesine gerek duyulmamıştı.

1960’lardan sonrasında ülkelerin Fırat-Dicle nehirlerine yönelik su kaynaklarını geliştirme projelerini hayata geçirmesiyle ilişkiler bozulmuş ve su problemi bölgenin gündemine yerleşmiştir.

1960’tan sonrasında Türkiye ve Suriye, Fırat-Dicle sularının enerji ve sulama amacıyla kullanımını olanaklı kılacak projeler geliştirmeye başlamışlardır. Türkiye’deki Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ve Suriye’deki Fırat Vadisi Projesi, bu amaçla geliştirilen mühim projelerdir. Irak da aynı dönemde sulamaya dair yeni projeleri bulunduğunu bildirmiştir.

Özetlemek gerekirse Mevzu Başlıkları

Mezopotamya’da Türkiye – Suriye – Irak

Fırat ve Dicle nehirleri için Türkiye’nin görüşü ile Suriye ve Irak’ın görüşleri farklıdır.

Türkiye Fırat ve Dicle nehirlerini sınır aşan akarsular, Suriye ile Irak da internasyonal akarsular olarak değerlendirmektedir. Türkiye’ye gore suya kaynaklık eden ülke ile suyun akmış olduğu ülkeler içinde eşit egemenlik ve eşit paylaşım hakkı söz mevzusu değildir.

Türkiye, Dicle ve Fırat’ın kendi sınırları içinde kalan kısımları üstünde istediği şekilde yaralanma hakkına haizdir. Dicle ve Fırat nehirleri üstünde kuracağı tesisler ile bunların önceliklerine Türkiye’nin kendisi karar verir.

Türkiye, suyun daha iyi kontrolü ve kullanımı için hazırladığı planda Dicle ve Fırat nehirlerini tek bir havza olarak değerlendirir. Bu plana gore bölgede Türkiye, Suriye ve Irak ortaklaşa belirleyecekleri havza ile sulanabilir araziyi tespit etmeli, toprak etütlerini yapmalıdır.

Üç ülke teknik iş birliği ile sulamayı verimli hâle getirmeli, haiz olunan toprağa gore uygun üretimi yapmalı, ortaklaşa su kullanma şekilleri geliştirmelidir.

Irak ve Suriye’ye gore Fırat ve Dicle nehirleri internasyonal akarsulardır, dolayısıyla Türkiye bu nehirler üstünde egemenlik hakkına haiz değildir. Bu sular, internasyonal hukukun öngördüğü esaslar çerçevesinde üç ülke içinde yapılacak bir antak kalma ile adil bir halde paylaştırılmalıdır.

Fırat ve Dicle nehirleri tek bir su sistemi yada ortaklaşa bir havza olarak mütalaa edilmemeli, görüşmelerde ayrı ayrı ele alınmalıdır.

Sulh Suyu Projesi

Türkiye, Orta Doğu ülkeleri ile bazı projeler gerçekleştirerek Orta Doğu’ya su sağlamayı amaçlamıştır.

Turgut Özal’ın 1986’da GAP’tan da meydana gelen siyasal baskıları azaltmak ve Orta Doğu’ya su taşımak için önerilmiş olduğu ilk proje Sulh Suyu Projesi’dir. Bu projeyle Seyhan ve Ceyhan havzalarının sularının bir takım baraj, tünel ve boru hatları vesilesiyle Orta Doğu ülkelerinin kullanımına sunulması planlanmıştır.

Projenin iki bölümden oluşması tasarlanmıştır. Batı ucu Suriye, İsrail, Filistin ve Ürdün’den geçerek Cidde’ye ulaşacak ve 2650 km uzunluğa haiz olacaktır.

Toplam maliyetin 8,5 milyar doları bulacağı hesaplanmıştır. Doğu ucu Suriye’den ayrılarak Körfez ülkelerine, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri’ne ulaşacak ve 3900 km uzunluğa haiz olacaktır. Toplam maliyetin 12 milyar dolar olacağı hesaplanmıştır.

Sulh Suyu Projesi, tamamlandığında dünyanın en büyük su taşıma projesi unvanını kazanacaktı. Fakat Orta Doğu’daki siyasal çekişmeler, Arap-İsrail çatışması, ülkeler arası siyasal güvensizlik şeklinde nedenlerden dolayı proje rafa kaldırılmıştır.

1993’ün sonlarına doğru İsrail ile Filistin Devleti içinde gizli saklı görüşmeler yapıldığı ve çeşitli mevzularda ilerlemeler kaydedildiği ortaya çıkınca bölgeye dışarıdan su getirilmesinin önündeki siyasal engellerin kalkabileceği düşüncesi ile Ufak Sulh Suyu Projesi fikri ortaya atılmıştır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir