Orta Doğu’nun Yeniden Şekillenmesinde Emperyalist Güçlerin Rolü

Orta Doğu’da yaşanmış olan çatışmaların ana sebebi olan Filistin problemi, Osmanlı Devleti’nin bölgede enerjisini kaybetmeye başlaması ve İsrail Devleti’nin kurulması için atılan adımlarla ortaya çıktı. Tüm Yahudileri İsrail’de toplamayı hedefleyen Siyonist Hareket Theodor Herzl [Teodor Herz] önderliğinde, 1897’de İsviçre’nin Basel kentinde Dünya Siyonist Örgütünün ilk kongresini yapmış oldu.

Kongrenin hedefi Yahudi halkı için bir vatan bulmak ve kendilerine vadedildiğine inandıkları topraklarda İsrail Devleti’ni kurmaktı. I. Dünya Savaşı devam ederken İngilizler bölgenin kaderini etkileyecek bir adım atarak Yahudi devletine izin vereceklerini ortaya koydukları Balfour Deklarasyonu’nu 1917 Kasım ayında duyurdular. I. Dünya Savaşı’ndan sonrasında Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla Yahudi devletinin kurulmasındaki en büyük engel ortadan kalkmış oldu.

İngiltere 1917’den 1922’ye kadar Filistin’i yönetti. Peşinden Milletler Cemiyeti tarafınca bölge İngiliz mandasına bırakıldı. Manda yönetiminin başlamasıyla İngilizler Balfour Deklarasyonu’nun içeriğini hayata geçirmeye başladı. İngilizler Dünya Siyonist Örgütünü bilhassa onun mahalli uzantısı olan Yahudi Ajansını Filistin Yahudilerinin temsilcisi kabul etti. Bu tarihten itibaren meydana getirilen göçlerle bölgedeki Yahudi nüfusu sürekli olarak bir artış gösterdi. Filistin’de 1917’de 50 bin Yahudi varken 1948’de bu sayı 650 bine ulaştı. Bu gelişmeler Araplar tarafınca tepkiyle karşılandı. İngiltere, göçmen girişini ve toprak satın almayı gittikçe daha sıkı kurallara bağladı. İngiltere bölgedeki manda yönetimlerine son verme sonucu alarak problemi 2 Nisan 1947’de BM’ye devretti. 21-22 Nisan 1947’de Mısır, Irak, Suriye, Lübnan ve Suudi Arabistan’ın Filistin’deki mandanın sona erdirilmesi ve Filistin’in bağımsızlığına dair teklifleri kabul görmedi.

İngiltere, BM’den Filistin Hususi Komitesi (UNSCOP) oluşturulmasını ve mevzu ile ilgili rapor hazırlanmasını istedi. Komite çözüm için çoğunluk ve azınlık planı olmak suretiyle iki seçenek ortaya koydu (Harita 2.3).

Çoğunluk Planı: Filistin Devleti; Yahudi ve Arap devleti olarak ekonomik bağlarla birbirine bağlı iki devlet olacaktır. Kudüs ortak bölge olarak internasyonal güçlerin kontrolünde olacaktır.

Azınlık Planı: Kudüs merkezli Filistin Federal Devleti kurulacak.

Genel Kurul, 29 Kasım 1947’de meydana getirilen oylamada Arapların muhalefetine karşın çoğunluk planı önerisini kabul etti. Genel Kurul sonucu sonrası İngilizlerin bölgeden askerî güçlerini çekmeye başlaması Arap-Yahudi çatışmasını artırdı. Yahudi Geçici Ulusal Konseyi, 14 Mayıs 1948’de mandanın sona ermesinden birkaç saat ilkin Ben Gurion (Ben Gurion) başkanlığında İsrail Devleti’nin kurulmasına karar verdi. Kurulan yeni devlet 15 Mayıs’ta ABD ve SSCB tarafınca tanındı. Böylece dünya tarihinde ilk kez internasyonal bir müessese olan BM’nin oylamasıyla bir devlet kurulmuş oldu. Filistinliler 15 Mayıs’ı El Nakba (Yıkım Günü) olarak adlandırdılar.

İsrail’in kuruluşu, yaşanacak Arap-İsrail savaşlarının en mühim sebebi oldu. Orta Doğu’da kurulan Arap devletleri İsrail Devleti’ni tanımadılar. Araplarla İsrail içinde yaşanmış olan çatışmalardan kaçan 1 milyon Filistinli, bigün geri dönmek umuduyla komşu devletlere göç etmek mecburiyetinde bırakıldı. 1955 sonrası Mısır’da Cemal Abdul Nasır’ın öncülüğünde tekrardan gelişen Arap milliyetçiliğinin SSCB ile ilişkilerini geliştirmesi, Arap-İsrail çatışmalarının Soğuk Harp Süreci’nde bloklar arası bir problem hâline gelmesine yol açtı. Nasır’ın Fransa’ya karşı Cezayirli direnişçileri desteklemesi ve Süveyş Kanalı’nı millîleştirmesi İngiltere ve Fransa’nın Orta Doğu politikalarını etkiledi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir