Osmangazi Köprüsü ve Kapitülasyonların Yeniden Kabulü

Bu adı kim düşündüyse vallahi kutlama etmek lazım fakat eğer on ikiden isabet ettirmek istenseydi köprünün adı II.Abdülhamit Köprüsü olmalıydı. Bu köprüyle Osmanlı İmparatorluğu arasındaki en büyük benzerlik finansman modeli. Yandaşların ayakta alkışlamış olduğu bu finansman modelinin tarihteki adı ise kapitülasyon. Demiryoluyla ilgili yabancılara tanınan ayrıcalıklar, büyük seviyede II.Abdülhamit döneminde hayata geçirildiği için ben bu adı öneriyorum fakat bir eleştiri benzer biçimde de anlaşılmasın, Osmangazi de asla yoktan iyidir. Ilkin Dr.Durdu Mehmet Burak’ın İngiliz J.R. Pilling’in “Osmanlı Demiryolu İmtiyazını Ele Geçirme Mücadelesi” adlı makalesinden arakladığım bir kısmı aktarmak isterim:

“Osmanlı Devleti’nde imtiyazlı olarak demiryolu inşa etmek kârlı bir yatırım olmanın oldukça ötesinde bir anlam taşımaktaydı. Yapımı gerçekleştiren demiryolu şirketleri, hatta şirketlerden daha çok Avrupa Devletleri, demiryolu imtiyazı elde etmek için siyasî, ekonomik ve malî baskıya başvuruyorlardı. Avrupa ülkelerinin amacı Osmanlı Devleti’nde demiryolu yapımına girişerek nüfuz bölgelerini oluşturmaktı. Demiryolu yapımlarının bir ayrıcalık olarak verilmesi Osmanlı Devleti’nin demiryolu politikasının en mühim özelliğidir. Kilometre garantisi denilen sistemle şirketlerin kârları, Osmanlı Devleti’nce güvence altına alınıyordu. Demiryolu şirketlerinin güvence edilen kârın altında kâr etmeleri durumunda aradaki farkı devlet ödüyordu. Osmanlı Devleti doğacak farkı ödemek için bir yada birkaç vilayetin öşürlerini karşılık gösteriyordu ve vergiler yetmediği vakit, malî bakımdan oldukça zor durumda olan devlet farkı ödemek için başka devletlere borçlanıyordu.” (1)

Osmangazi Köprüsünün finansman modeli de şu şekilde: Firmalar aynı Osmanlının demiryolunu yaptırdığı benzer biçimde köprüyü yapıyor. Sonrasında buradan geçişler için ücret de alıyorlar fakat eğer kârları noksan olursa Türkiye Cumhuriyet devleti bu farkı ödemeyi taahhüt ediyor. Iyi mi ediyor? Aynı Osmanlı’nın yapmış olduğu benzer biçimde, gömü garantisiyle. Kısaca içinde yabancı ortaklar da bulunan firmalar zarar ederse, bunu senin halkın çatır çatır ödüyor. Köprüden geçen vasıta sayısı kafi gelmezse, noksan kalan rakamı, günlük averaj 40 bin araca tamamlayacak şekilde ödemek suretiyle devlet tarafınca 2035’e kadar güvence verilmiş. Kısaca bu araçlar geçerse kendileri, geçmezse tüm halk olarak bu şirketlere yılda 500 milyon dolar ödeyeceğiz. 19 yılda ortalama 10 milyar dolar ediyor. Lan oğlum bu şekilde bir borcun altına girilir mi bu devirde? Bak 12 yılda ev alacağım diye ev kredisine girip iki yıl sonrasında işi olmayan kalan bir dostum var, adam haliyle fena yola düştü lan. Parasızlık neler yaptırır oğlum insana, reis söylediğin adam bile parası bitince önüne gelenden özür dilemeye başladı oğlum görmüyor musun lan? Parasızlık delikanlılık dinlemez. Onun için bu devirde bu şekilde boktan bir proje için bu borca girilmez. Boru mu lan, on milyar dolar. Bu paraya dört bin tane okul, yüzlerce konser salonu ya da binlerce birahane yapabilirsin oğlum. Bir para saçma sapan bir köprü için bu şekilde mi ziyan edilir lan? Eline üç bin lira geçen bir aile tüm parasını mutfak tadilatına, banyonun yenilenmesine yada çeşitli inşaat işlerine harcar mı lan? Eğitim yerde sürünürken, insanoğlu hastanelerde muayene olamazken işsizlik çığ benzer biçimde büyürken bir ülke tüm parasını bir köprüye harcar mı oğlum?

Akşamdan sabaha kadar alkışladığın, neredeyse önünde secdeye vardığın köprüye bir bak. Tarihte kapitülasyon diye okuttuğun şeyin bir benzerini, üç beş tane inşaat şirketi sana dayatmış sen de parasızlıktan kabul etmişsin, bari bir de geleceğini satın alan firmalarla geleceğini satan yöneticilere övgü düzüp durma lan.

Oğlum, bir ülke firmalar karşısında bu kadar aciz olur mu? Sen yatırım yaptın, işler iyi giderse kazanırsın, fena giderse de kaybedersin değil mi? O kadar da şeyimdeydi senin zararınla kârın. Fakat yok, aslına bakarsan öyleki değil. Bizde tüm riski yoksul halk alıyor fakat firmalar her durumda yüksek kâr elde ediyor. Şu şekilde düşün, devlet sana tarla veriyor, sen domatesi ürettin sattın, parayı kazandın, eyvallah fakat dolu yağdı, sera bozuldu, devlet diyor ki ben domates parasını gene de sana veririm. Oğlum bu şekilde tarımı dedem de yapar lan. Öyleki iş mi yapılır oğlum, işler iyi giderse köprüden geçenler, fena giderse halk ödeyecek senin paranı, gram risk yok lan şirketlerin hesabına. İnşaat icra eden adam, iş bitince evini satarsa kazanır satamazsa da batar. İşin raconu budur.

Bakın rezillik böyle de bitmiyor. Dünyanın benzerleri içinde dördüncü uzunluktaki asma köprüsü olan Osmangazi Köprüsünün açılışında dünyanın en uzun köprüsü olacak Çanakkale 1915 Köprüsü için de çalışmaların başlatılmış olduğu duyurulmuş. Köprü ve duble yola tapan Neo-İslamcılar da derhal aynı nakaratı tekrarlamaya başlamışlar: “Falancalara direnme bu köprü de yapılacak”. “Bunlar şu köprüye de karşıydı, bu köprüye de karşıydı” diyen köy yumurtası, azıcık düşünsen ilkin şu suali sorarsın: Oğlum dünyanın en varlıklı milletleri bile maliyetinden dolayı bu uzun köprüleri kendi memleketine yapmıyorken biz ne bok yemeye habire köprü yapıyoruz? Önder ülkelerin başbakanları işe bisikletle giderken biz ne halt etmeye son model Mercedes’lere biniyoruz? Fakat senin sorabildiğin üç sual var: Ağustos’ta öğretmen atamaları olacak mı? Polis olamayanlara imamlık hakkı verilecek mi? Beleş iftar kuyruğu ne yanda? Hayatta başka sual sormamışsın hiç kimseye. Genetiği değiştirilmiş işgören şeklindesin lan. Elin bir alkışlamaya bir de el açmaya yarıyor oğlum.

Yöneticiler saçma sapan yatırımlarla halkın geleceğini şirketlere satıyor sen de alkışlıyorsun lan. Bu şekilde yatırımı babam da yapar, sen şirketlerin kucağına oturmuş diyorsun ki gel istediğin yere köprü yap, girişine kondur gişeyi, halkı soyabildiğin kadar soy, yok eğer arzu ettiğin oranda soyamazsan ben aradaki farkı önümüzdeki on beş yirmi senenin vergilerinden karşılar senin kasana koyarım. Oğlum senin geleceğini satıyorlar sen davul zurna ile halay çekiyorsun, sen iyi mi bir hıyarsın lan?

Beş parası yokken, banka kredisiyle pahalı telefon alan liseli mantığıyla devlet mi yönetilir lan? Bu şekilde boktan bir model olur mu oğlum? Yeni bir finansman modeli diye senin geleceğini satıyorlar, donuna kadar borca batıyorsun, niye görmüyorsun oğlum şu kadar rahat bir vakası? Kapitülasyonları bu şekilde davul zurnayla kabul eden başka bir halk var mıdır acaba? Evlatlarının geleceğini üç kuruş para için şirketlere satmışsın, insan bari önüne bakar, utanır, yalandan bir ağlar lan. Biz şirketlerin kucağına oturduk diye boru trampet çalıp neredeyse borcumuzu kutluyoruz.

Bunlar işin önemsiz tarafı, şimdi mühim bölüme geliyorum. Köprünün direğine konup oradan “İnadına Köprü” diye şakıyan sığırcık kuşu bir de beni dinle lan. Otomobil bir ulaşım aracı değildir. Otomobille ulaşımı çözmeye kalkarsan tüm paranı yola harcasan bile, bigün gelir trafikte sıkışır kalırsın. Peki otomobil nedir? Otomobil bir tüketim aracıdır, zenginlerin oyuncağı, bir nevi hobi aletidir. Ulaşımı otomobille çözmeye çalışmak, tayyare kullanmak yerine her bir yolcuyu, götüne pervane takıp gökyüzüne salmaya benzer. Otomobiller kullandığı yakıt, geçmiş olduğu yollar ve varış yerine götürmüş olduğu tüketim alışkanlıkları sebebiyle kültürün, tabiatın ve ekonominin içine sıçarlar. Hele ki ülkendeki otomobillerin büyük bölümünü dışarıdan alıyorsan, ülkende de petrol çıkmıyorsa otomobil ve petrol tüketimini artıracak karayolları yapmak tam bir geri zekâlılıktır.

Karayollarını ve karayolu köprülerini yapmanın dört temel amacı vardır:

  1. Ford, Koç, Sabancı, Mercedes benzer biçimde firmaları varlıklı etmek.
  2. Karayolu ve köprü meydana getirilen yere iğrenç tüketim alışkanlıklarını çekerek rant oluşturmak ve oradaki arsa sahiplerini varlıklı etmek.
  3. Tüpraş-Koç Tüm ortaklık, Shell, BP benzer biçimde petrol şirketlerini varlıklı etmek.
  4. Karayolu yapımında vazife alan otoyol şirketlerini ve müteahhitleri varlıklı etmek.

Bu zenginleşme ne yazık ki tek taraflı olmaz. Tüm bu paralar halktan çıkar doğrusu bu tür yatırımların hepsi halkı yoksullaştırıp köleleştirir. Karayolunun halka hiçbir yararı yoktur. Karayolu otomobiller gitsin diye yapılır, halk ulaşımını sağlasın diye yapılmaz. Bundan dolayı halkın oldukça büyük bir bölümünün otomobili yoktur. Eğer insanların bir yerden bir yere gitmesini kolaylaştırmak istiyorsan demiryoluna yatırım yapman gerekir. Demiryolu hem maliyet, hem hava kirliliği, hem verim hem de sağcı partilerin ninelerinin örekesi bakımından karayolundan daha avantajlıdır. Bak son kez yazıyorum: Karayolu ve karayolu köprüsü otomobil taşır. Eğer insan taşımak istiyorsan demiryolu ve demiryolu köprüsü yapman gerekir.

FSM açıldıktan sonrasında boğazı geçen insan sayısı üç katına bile çıkmazken, vasıta sayısı on iki katından fazla artmış. Köprü trafiğindeki her 100 araçtan 90’ı hususi vasıta ve bunların bir tek % 37’si yolcu taşıyor. Karayolu köprülerinin halkı değil otomobil ve bir de sürücüsünü taşıdığını görmek için şu örnek bile yeter. Üç beş tane varlıklı, sürücü koltuğunda gazlayıp makas atabilsin, bir taraftan da firmalar cebini doldursun diye tüm bir halkın vergisiyle karayolu yapmanın neresi gelişmişlik? Bir şehirde yaşayan insanoğlu, günlük işleri için toplu taşım değil de otomobil kullanıyorlarsa bence o şehirde otomobil firmaları lehine büyük bir soygun ve yöneticiler adına büyük bir yolsuzluk, beceriksizlik var anlamına gelir.

Soygun ülkeyi yönetenlerin, yoksul halkı otomobil almaya özendirmeleriyle adım atar. Bir ülke düşünün ki ülkenin cumhurbaşkanıyla başbakanı işini enerjisini bırakmış Mercedes’in pazarlama yetkilisi benzer biçimde çalışıyor. Bakanlar Kurulu toplantısının yapıldığı yer Mercedes galerisi benzer biçimde. Ulan azgelişmiş ülkenin insanı, senin araban yoksa ne bokuna yarayacak ki Osmangazi Köprüsü? Niçin sormuyorsun oğlum bu köprü yerine demiryolu köprüsü niçin yapılmadı, ilk planda varken ihale aşamasında demiryolu geçişi niçin iptal edildi diye? Üç kuruş maaşımla daha çocuklarımı okutamazken, elli bin liraya otomobil almak zorunda mıyım lan ben diye niçin sormuyorsun oğlum yöneticilerine?

Niçin arabasız bir yaşam olmuyor lan? Arabaların vitesi kıçımıza girmeyince niçin refah bulamıyoruz oğlum? Öğretmeninden imamına, diyanet işleri başkanından kaymakamına kadar niçin hepimiz otomobil ardında? Bu iyi mi bir görmemişliktir lan? Ucuzu varken sırf başkalarına hava atmak için daha pahalı otomobillerle dolaşmak, otomobil almaya parası olmayanları kendinden aşağıda görmek iyi mi bir ezilmişliğin, iyi mi bir aşağılık kompleksinin ürünüdür lan?

Içsel işlerle uğraşan Diyanet İşleri Başkanı bile yüz binlerce dolarlık Mercedes’e biner mi oğlum? Hadi bunlar sağcıdır, yolları belli. Kemal Kılıçdaroğlu Mercedes yerine Audi A6 tercih etmiş makam otomobili olarak. Oğlum solcu bir partinin lideri egzoz emisyonlarında sahtekarlık yapmış olup tüm dünyayı dolandıran, yırtıcı kapitalistlerin el emeği göz nuru, beş yüz bin liralık bir otomobile biner mi lan? Bu şekilde solculuk mu olur?

CHP’li Erdoğdu, Osmangazi Köprüsünü eleştirmeye başlarken “Biz projeye yatırım olarak karşı değiliz fakat” diyor. Tamam sonrasında söyledikleri doğru da söze buradan başlayınca kusura bakmasın sonrakilerin de bir anlamı kalmıyor. Şimal Ormanları Savunmasıyla beraber ortalarda gezerken bu şekilde konuşmuyordu kendisi. Bu projeye tam kökünden karşı çıkmadıkça sizden bir cacık olmaz kusura bakmayın. Bu köprü parasız olsa bile karşı çıkman lazım, sen ne şekil solcusun lan? Kısaca finansman modeli ve ihalesi doğru muntazam olsa, doğayı katledip otomotiv firmalarının yüzünü güldürecek bu rezilliği destekleyecek misiniz? Bu köprüyle ilgili tek mesele ihale usulsüzlükleri ve finansman modeli mi? Karayolu projelerine asla itirazınız yok mu? Eğer yoksa, bırakın sol partileri, otomotiv firmasında pazarlamacılık yapın ya da Koç Tüm ortaklık’in Tüpraş’ında Halkla İlişkiler Kısmına geçin. Doğayı kirleten, tümüyle rant amaçlı boktan bir projeye bile karşı çıkamayan adama solcu mu denir lan?

Her neyse biz aslolan sorumlulara dönelim. Başbakan diyor ki daha iyi yollar yaptığımız için kaza oranı azalacak. Doğal doğru. Bundan dolayı ikimiz de geri zekâlıyız. Oğlum sırf bayramda 132 şahıs ölmüş lan, bir tayyare düşse sadece bu kadar adam ölüyor. Daha oldukça karayolu yapmış olup daha çok otomobil satarak kaza sayısını azaltan ilk ülke biz olacağız bu evrendeki. Fakat koyun sürüsü buna da inanıyor.

Köyden hastaneye çocuklar gidemiyordu diye hikâyelere de sakın ola kulak asmayın. Bundan 30 yıl ilkin 82 model Kartal’ıyla köyün toprak yolunda yüz yirmiyle gidiyordu lan ben amcaoğlu. Şimdi yol asfalt oldu, hız tümsekleri de var. Otomobili da son model olunca altı vurmasın diye en fazla yetmişe çıkıyor artık aynı yolda.

Yol kısaldı da karbon salımı azaldı yalanları da başka bir uydurma. Körfezi feribotla geçerken karbon salımı sıfıra yakındı. Hesaplamanı aynı sayıda yolcu, otomobille değil de trenle gitseydi şeklinde yap bakalım netice ne çıkıyor? Körfezi otomobille dolaşmaya bakılırsa bir hesaplama yapmış olup, milleti hıyar yerine koymaya utanmıyor musun lan cin tonik?

Bir de “dokuz saatlik yol üç buçuk saate indi yalanı” var ki inanılır benzer biçimde değil. Lan oğlum toplam yol Eskihisar feribotuyla 480 km. idi. Şimdi olmuş 440 km. Ben feribotla geçerken sen de aslına bakarsan sadece Hereke’ye varmış olursun. Onu geç ortalama 450 km’lik bir yolu 3,5 saatte almak için, averajda 130’u tutturman, onun için de otobanda 150, 160’la gitmen gerekir ki bu da kabahat. Kısaca öyleki bir sallama ki azıcık hesap icra eden adam bu yalanın farkına varır. Süratli tren çıktığında da Ankara İstanbul 2,5 saat demişlerdi. Hoş, ben 4 saatte gitmekten de oldukça memnunum fakat bu durum adamların yalancılığını ortadan kaldırmıyor. Benim hesaplarıma bakılırsa bu adamların sözleri minimum % 35 yalan içeriyor. Kısaca benim tahminim bu yoldan İzmir’e, hız kurallarına uyarak en iyi olasılıkla 4,5-5 saat içinde gidersin.

Köprüye karşı çıkanlara ‘vatan haini’ diyorlar ya aynen iade ediyorum lan bu sözü kendilerine. Vatan hainliği nedir deseler, yeminle, tek saniye düşünmeden işte budur derim: Karayolları, Menderes’ten Demirel’e, Özal’dan Erdoğan’a kadar bizim halkımızın sofrasından çalınan paraların petrol şirketleriyle otomotiv firmalarına aktarılmasının adıdır. Yoksulluğun, eğitimsizliğin, adaletsizliğin, vatan hainliğinin adıdır otobanlar.

Ben, otomobillere ölümlü kazaları artırdığı, doğayı ve havayı kirlettiği, şehirlerin görünümünü bozmuş olduğu, yayalara ve bisikletlere yer bırakmadığı için karşıyım. Bir beldenin içine sıçmanın en iyi yöntemi oraya yol yapmaktır. Bir ormanı uzun solukta yok etmek istiyorsanız yakınına otoban yapmak yada köprü kondurmanız yeter. Bir aileyi mutsuzlaştırmanın en iyi yolu ailenin gelirini yıllara yayılan kredilerle otomobil firmalarına yada ev kıymetini yüze katlayan rantiyecilerle inşaatçılara hortumlatmaktır.

Lan güzel yurttaş, sen de eğer üç beş zenginle birkaç holdingi değil de kendini düşünüyorsan ilkin otomobile, sonrasında karayoluna sonrasında da karayolu köprülerine karşı çık lan. Sikt’ret oğlum makarnayı, bisikletini al gel, köfte ısmarlayayım ben sana.

1– İngiliz J.R.Pilling’in Osmanlı Demiryolu İmtiyazını Ele Geçirme Mücadelesi, Durdu Mehmet Burak, Gösterim Zamanı: 2005, OTAM-Ankara Üniversitesi Osmanlı Zamanı Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, Sayı:17

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir