Osmanlı Devleti Dönemi’nde Sporun Sosyal Hayata Etkileri

Hz. Muhammed’in; atıcılık, yüzme, güreş ve koşu şeklinde sporları öğrenmeyi ve öğretmeyi emretmesi, bu tarz şeyleri ibadetten sayması, güçlü Müslüman’ın zayıf Müslüman’dan hayırlı bulunduğunu bildirmesi, padişahların spora hususi ilgi duymalarını ve halkı spor hayata geçirmeye teşvik etmelerini elde etmiştir.

Spor, ferdin toplumda tek başına ve sorumsuzca hareket etmesini önleyen bir etkinlik çeşididir. Spor yardımıyla toplumdaki birlik ve beraberlik duyguları gelişmiş, insanların aynı amaç çevresinde birleşme kabiliyetleri ortaya çıkmıştır. Osmanlı şehzadeleri minik yaşta gönderildikleri sancaklarda bilginlerden ders almış, talep ve kabiliyetlerine nazaran; ok atma, ava gitme, cirit oynama, güreş yapma, ata binme ve gürz kaldırma şeklinde sporlarla uğraşmışlardır.

Şehzadeler kadar Osmanlı halkı da güreşi oldukca sevmiş ve güreşçilere büyük saygı duymuştur. Bu sevgi ve saygı, millet olma bilincinden ve halkın bu sporu güç gösterisi olarak kabul etmesinden kaynaklanmıştır. Güreş sporunun halkın kahramanlık duygularını kabartması, millî duygularını ortaya çıkartması ve pehlivanların ahlaklı kişiler olması, halkın bu spora duyduğu sevgide etkili olmuştur. Ülkede yaşayan adam çocuklar güreşçilere özenmiş, güreş toplumsal dayanışmayı elde eden en mühim unsurlardan birisi olmuştur.

Osmanlı Periyodu’nde meydana getirilen sporların kendine özgü kuralları vardı ve bu kurallar yardımıyla sporcular âdeta bir eğitimden geçerdi. Okçuluk sporundaki kurallar yardımıyla ok atan kemankeşlerin ruhsal ve bedensel açıdan terbiye edilmesi, bunun en güzel örneklerinden birisidir. Okçuluk tekkesinin tinsel bir yönü olduğundan buraya rastgele insanoğlu alınmazdı. Kemankeşler; hocalarına, tekkelerine, mukaddes değerlerine ve kullandıkları spor aletlerine saygı göstermek zorundaydı. Kemankeşler oku atmadan ilkin üç beş adım öne çıkar, ok’u; “Ya Hakk!” diye bağırarak bırakırdı. Kemankeşin oldukca iyi ok atması tek başına kafi değildi. Kemankeşler kendi aralarında rekabet etseler de aralarında her türlü rekabetin üstünde; sevgi, saygı, doğruluk ve dürüstlüğe dayalı bir dostluk söz mevzusuydu.

Osmanlı Devleti’nde avcılık sporu, kendisinden önceki Türk devletlerinde olduğu şeklinde harbe hazırlık olarak değerlendirilmiş ve bu amaçla yapılmıştır. Padişahlar ise av esnasında halkla kontakt kurmuş oldukları için av sporuna hususi ehemmiyet vermişler, bu sporla halka aracısız ulaşarak onların sorun ve şikayetlerini dinlemişlerdir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir