Osmanlı Sanatının Özgün Özellikleri

Osmanlı Devleti’nin sanat anlayışında ilk Türk devletleri ile Türk İslam devletlerinin izleri görülmekle beraber, bu sanat anlayışının kendine özgü bir standardı ve uyum üslubu vardır.

Zira Osmanlı Devleti başat olduğu coğrafyaların kültürünü fazlaca iyi harmanlamış ve bu kültür çeşitliliğini bir arada yaşatarak sanat anlayışına yansıtmıştır. Osmanlı Devleti, yargı sürdüğü coğrafyadan etkilenmesi sonucu mimaride üst kubbeyle örtülü kare birimini uygulamaya adım atmıştır.

Altı yüz yıldan fazla devam eden Osmanlı sanat anlayışı, kendi içinde mimari ve el sanatları olarak iki gruba ayrılırken üslup yönünden de Erken Dönem, Klasik Dönem ve Geç Dönem Osmanlı sanatı olmak suretiyle üç döneme ayrılmıştır. Orta Asya’dan başlayıp Balkanlar’a kadar uzanan bir süreci kapsayan bu sanat, mimarlıktan el sanatlarına kadar geniş ve varlıklı bir alanda varlığını sürdürmüştür. En mühim ve emsalsiz eserleri mimari alanda ortaya çıkan Osmanlı sanatında, mimarinin yanında; çinî, seramik, halı, minyatür, hat, ebru, ahşap işçiliği ve maden işlemeciliği sanatları da mühim bir yere haizdir.

Osmanlı üslubu, soyut ve kavramsal olmamış, gözlemci, akılcı ve işlevsel özellik taşımıştır. Bu anlayışla inşa edilen mimari yapılar, bir taraftan günlük yaşamın gereksinimlerini karşılamış, bir taraftan da sanat içerikli kıymet taşımıştır.

Özetlemek gerekirse Mevzu Başlıkları

Osmanlı Sanatı

Osmanlı sanatında emsalsiz özellikler, Fatih Sultan Mehmet ve II. Bayezid dönemlerinde ortaya çıkmış, Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murat dönemlerinde en gelişmiş biçimine ulaşmıştır. Bu sanat içerikli özellikler, Osmanlı sanatını tanımlayan ve onu kalıcı kılan görsel bir üslup bütünlüğünü oluşturmuştur. Osmanlıyla özdeşleşen bu sanat seçimi, devletin kurumları vasıtasıyla devletin o dönemdeki başkenti olan İstanbul dışındaki öteki bölgelere de yayılmıştır. Mimar Sinan dışındaki öteki Osmanlı sanatçıları kendileri ve eserleri hakkında yazı yazmamışlardır. Yaşadıkları dönemde onları özetleyen yada değerlendiren yazılar da bulunmadığı için Osmanlı sanatı, genel anlamda sanatçısının adı bilinmediği için anonim sanat özelliği taşımıştır.

Osmanlı sanatı, bir devlet ve saray sanatı olarak ortaya çıkmıştır. Bu emsalsiz sanatın ortaya çıkmasında sultan ve çevresinin fazlaca büyük destekleri olmuştur. Sultanların anneleri, eşleri, şehzadeler, sadrazamlar ve öteki yöneticiler vakıflar vasıtasıyla sanatı canlı tutmuşlardır. En görkemli mimari eserleri onlar yaptırmış, her alanda en güzel örnekler onlara sunulmak suretiyle hazırlanmıştır. Ilk olarak cami şeklinde toplumsal kurumların yapımı, tezhipli Kur’an-ı Kerimler, işlenmiş altın ve gümüşler, mücevherler, fildişi şeklinde kıymetli madenlerle bezenmiş günlük yaşam takıları, sanatı canlı tutmaya çalışan bu kişilerin beğenisi dikkate alınarak hazırlanmıştır. Osmanlı devlet yöneticileri yeni uygulamaları, yeni akımları ve yeni tarzları devamlı desteklemiş ve bunların yaygınlaşmasına öncülük etmiştir. Sanat içerikli üretim, sarayın kurumları vasıtasıyla örgütlenmiştir.

Osmanlı Devleti’nin yöneticileri, bilim adamları ile ozan, müzisyen ve mimar şeklinde sanatçıları korumuş, onları devamlı desteklemiştir. Sanatçıları korumakla yetinmeyen yöneticiler, Çandarlı Halil Paşa tarafınca yaptırılan İznik Yeşil Cami, II. Murat tarafınca yaptırılan Edirne Üç Şerefeli Cami Fatih Sultan Mehmet tarafınca yaptırılan Fatih Camisi ve Külliyesi, Kanuni Sultan Süleyman’ın Mimar Sinan’a yaptırdığı Süleymaniye Camisi şeklinde birçok mimari eserin yapımına da katkı sağlamışlardır. Saray ve yönetici sınıfa sanat içerikli üretim elde eden ve saraya bağlı kurumlarda çalışan mimarlar, nakkaşlar, halıcılar vb. sanatkârlar, Ehl-i Hiref örgütüne bağlı iş bilen kimselerdi. Sanat etkinliklerini örgütleyecek kurumların ve bu kurumlarda hizmet edecek sanatçıların olması, Klasik Dönem’de Osmanlı sanatının kurumsallaşmasını ve bütüncül bir üslubun ortaya çıkmasını elde etmiştir.

Osmanlı Sanatının Etkilenmesi

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesinin peşinden, bu yeni coğrafyada karşılaşılan sanatçılar ve sanat eserleri Osmanlı’yı etkilemiştir. Fatih Sultan Mehmet, sanatçıları ve bilginleri sarayında toplamak için girişimlerde bulunmuş, fethettiği bölgelerden sanatçıları İstanbul’a getirmiş olduğu şeklinde İtalya’dan meşhur ressamları da İstanbul’a çağrı etmiştir. Değişik bölge ve geleneklerden gelen sanatçılar, İstanbul’da devletin yeni ve kendine özgü üslubunun oluşmasına katkı sağlamışlardır. II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim dönemlerinde İstanbul’a gelen sanatçı ve zanaatkarlar, Osmanlı sanatının biçimsel olarak zenginleşmesine katkı sağlamışlardır.

Görkemli bir mimari yapıt olan Ayasofya, Türk mimarlarını etkilemiş, tüm Osmanlı mimarları Ayasofya’yı dikkate alarak bu eseri geçmek ve ondan daha güzelini yapmak için çaba sarf etmişlerdir. Mimar Sinan Süleymaniye Camisi’ni yaptıktan sonrasında hem plan hem de hacimsel bütünlük açısından Ayasofya’yı geçtiğini ifade etmiştir.

Süleymaniye Camisi, kemer bağlantıları ve daha birçok özelliği açısından Ayasofya’nın izlerini taşısa da bu camide Mimar Sinan kendi üslubunu ortaya koymuştur. Mimar Sinan, ufak bölümler hâlindeki uygulamaları tüm yapıya dağıtıp, bunu modüler bir sistem hâline getirmiştir. Her devletin kendi toprakları üstünde kurulmuş olan yeni devletlere aktardığı büyük bir kültür ve sanat mirası vardır. Osmanlı Devleti, yeni fethettiği ülkelerden; bilhassa de Bizans ve Balkan ülkelerinden birçok kültür ve sanat üslubunu alıp sentezleyerek kendi orijinal üslubunu oluşturmuştur.

Rumeli’ye geçen Osmanlı, karşılaşmış olduğu yeni kültürle bununla beraber götürmüş olduğu Türk kültürünü harmanlamıştır. Rumeli’nin türküleri, halk oyunları, el işlemeleri ve mimarisi Osmanlı sanatlarını etkilemiş, böylece ortak Rumeli-Türk kültürü ortaya çıkmıştır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir