Talas Savaşı 751

Talas Savaşı 751, başlıklı bu yazımızda Talas savaşı öncesi, Talas Savaşı ve Talas Savaşı sonrası dönemler incelenerek, Talas Savaşı nerede ve kimler içinde yapılmıştır, Talas savaşının sebepleri, Talas savaşının bilinmeyen gerçekleri ve bir fazlaca benzer mevzuya özet olarak değinip kısa data vermeye çalışacağız.

Özetlemek gerekirse Mevzu Başlıkları

Talas Savaşı

744 senesinde II. Kök Türk Devleti’ni yıkan Uygurlar, onların yerini dolduramadı. Bundan dolayı Çinliler batıya doğru ilerlemeye başladı.

Çinliler’in bu ilerleyişi esnasında geçtikleri bölgelerdeki Türkler’e sert tutumları ve bilhassa Taşkent’teki Türk hükümdarı Bagatur Tudun’u öldürmeleri üstüne Türkler Müslümanlar’dan yardım istedi. Bunun üstüne Karluk Türkleri tarafınca desteklenen Müslüman Araplar ile Çinliler içinde meydana gelen Talas Savaşı’nda (751) Çinliler ağır bir mağlubiyete uğradı. Talas Savaşı, 751 senesinde meydana gelmiştir.

Çinliler bu yenilgiden sonrasında Batı Türkistan’a egemen olma emellerinden caymak mecburiyetinde bırakıldı. Türk boyları Çin baskısından kurtuldu. Batı Türkistan’da sarsılan Türk nüfuzu tekrardan kuruldu.

Hz. Ömer zamanında Sâsânî Devleti’nin yıkılmasının arkasından bölgede İslâm fetihleri esnasında başlamış olan ve bir çağ devam eden Türk-Arap mücadelesi Talas Savaşı’ndan sonrasında yerini dostluğa ve iş birliğine bıraktı. Sağlanan bu sulh ortamında İslâmiyet’in Türkler içinde yayılması hızlandı.

Aşağıdaki harita Talas savaşının haritasıdır, Talas savaşının gerçekleştiği tarihte savaşın meydana geldiği coğrafyadaki durumu gözler önüne sermektedir.

Talas Savaşı Haritası

Talas Savaşı kültür zamanı açısından da mühim gelişmelere yol açmıştır. Çin’de keten ve kenevirden üretilen kâğıt bu muharebede tutsak alınan Çinliler vasıtasıyla, Çin haricinde ilk kez Semerkant’ta üretilmiştir.

Sonrasında 794 senesinde Bağdat’ta bir kâğıt imalâthanesi kurulmuş ve bunu Mısır’daki imalâthaneler takip etmiştir. IX. yüzyıldan itibaren Endülüs’ten Hindistan’a kadar tüm İslâm devletlerinde kâğıt yapımına başlanmıştır. Kâğıt Avrupa’ya Sicilya ve Endülüs üstünden girmiştir (Taşağıl, 2010, s.501’den düzenlenmiştir).

Talas Savaşı Tarihçesi

Talas Savaşı hakkında Islam kaynakları fazlaca detaylı data vermemektedir.

Talas Savaşı öncesinde Çin’in Türklere karşı baskı ve zulmü artmış, Çin kumandanı Kao Sien-tche’nin Taşkent beyi Bagatur Tudun’u hile ile hapsedip sonrada öldürtmüştü. Bunun üstüne Tudun’un oğlu, Horasan valisi Ebu Müslim’den yardım istemiştir.

Çinli komutanın Taşkent ahalisine sert tutumu üstüne başta Karluklar olmak suretiyle bölgedeki öteki Türk boyları Çin’e karşı harekete geçtiler. Sadece, bu zamanda siyasal birlikten yoksun olan Türkler, Çin güçleriyle tek başına savaşım edemeyeceklerini bildikleri için Çin üstüne bir sefer düzenleme eğiliminde bulunduğunu bildiklerinden Abbasi Devleti’nin Horasan valisi Ebu Müslim’i kendi komutası altında Kuça, Karaşar, Hotan ve Kaşgar’ın işgaline ikna ettiler. Bunu haber alan Çin komutanı Kao Sien-tche 100 bin kişilik ordu ile hareket ederek Talas (bugünkü Evliya-ata yakınında) şehrine gelip Said b. Humeyd’in birliği ile karşılaştı.

751 yılının Temmuz ayında Çin ve Abbasiler içinde başlamış olan ve beş gün devam eden bu muharebede, muhtemelen savaşın sonuncu günü Karluklar’ın arkadan Çin birliklerine saldırı etmesiyle, iki ateş içinde kalan Çin ordusunun 45- 50 bin kadar askeri öldürülmüş, 20 bin kadarı tutsak alınmış ve geriye kalan askerler ise Çin komutanı Kao Sien-Chih ile beraber kaçmayı başarmıştır.

Çin kaynakları bu muharebede Müslüman Araplara yardım eden Karluk Türkleri’ni ihanetle suçlamaktadırlar. Karluklar yüzünden Çinliler bu muharebede iki cephede savaşmak mecburiyetinde kalmışlar ve askerlerinin çoğunu harp meydanında kaybederek ağır bir yenilgi almışlardır. Bu muharebede Müslüman Araplar Türklerin de yardımını alarak galip gelmişlerdir.

Ebu Müslim’in ordusuna 751 senesinde Talas Savaşı’nda yenilince bu tarih Türk ve İslam zamanı bakımından bir dönüm noktası olmuştur. Türkler bu muharebede Abbasiler tarafını tutmakla yalnız muharebenin neticesini değil, bununla birlikte tarihlerinin istikametini de değiştirdiler. Bu tarihten itibaren artık Türkler yüzünü İslam yaşamına çevirdiler. Abbasi halifeleri başlangıçta İranlılara önem verdikleri halde bu savaştan sonrasında kendi ülkelerinin müdafaasında Türkleri ön plana çıkarmaya başladılar.

Talas Savaşının Neticeleri

Talas Savaşı Türk, İslam ve dünya zamanı açısından büyük ehemmiyet taşımaktadır. Fakat bu cenk kolay bir meydan muharebesi olarak düşünülmüş ve neticeleri üstünde fazla durulmamıştır.

Talas Savaşı Türk-Arap ilişkileri bakımından da mühim bir yere haizdir. Araplar Türkistan’da ilk kez Türklerle karşılaşıyorlar ve Emevilerin yanlış politikaları yüzünden Türklerin İslam dinine girmeleri gecikmiştir. Sonrasında Abbasiler döneminde sulh ve dostane ilişkiler süreci başlayacaktır. Bunun sonucu ise, Türklerin tedricen İslam Devleti hizmetine girmeleri Müslümanlığın kabulünün hızla artmasıdır. Dolayısıyla Türkler içinde İslamiyet’in yayılması Türk ve İslam zamanı açısından olmasıyla birlikte, dünya zamanı açısından da mühim bir gelişmedir. Talas Savaşı’nın en mühim sonucu da bu şekilde bir gelişmeye olanak hazırlaması olmuştur.

Liu En-Lin’in de belirttiği şeklinde: “Eğer cenk Arapların aleyhine neticelenmiş olsaydı, Müslümanlığa vurulacak darbenin tamiri fazlaca güç olacaktı. Kim bilir Türkistan’da yaşayan Türklerin çoğunluğu, hatta bütünü Budistliği kabul etmek mecburiyetinde kalcaktı.” Bu hakikati meşhur tarihçi Barthold şu cümlelerle ifade eder: “Bu muharabenin Türkistan tarihindeki önemi fazlaca büyüktür. Bu sebeple İslam ve Çin medeniyetinin hangisinin Türkistan’da hakim olacağı meselesi bu suretle halledilmiştir.”

Çin Hunlardan itibaren her fırsatta Türkistan’a nüfuz ederek Türkler üstünde egemenlik kurma siyasetini hep takip etmiştir. Bu emelini gerçekleştirmesi Türklerin siyasal ve askeri güçlerine bağlıydı.

VIII. asrın ortalarına doğru Çin İmparatoru’nun geleneksel siyasetinin bir devamı olan Batı Türkistan’a karşı giriştiği askeri harekat 751 Talas Savaşı ile feci bir halde son bulmuştur. Böylece Çin, Türkistan bölgesine hakim olma emellerinden vazgeçmiştir.

Savaştan önceki yıllarda Batı Türkistan’da sarsılan Türk nüfuzu, Talas Savaşı ile yeniden kurulmuştur. Savaşın Çin aleyhine neticelenmesinde mühim rol oynayan Karluklar, Göktürk ve Türgiş Devleti’nin yıkılması üstüne bölgenin en mühim unsuru haline gelmişler ve Türk birliğini tekrardan oluşturmak için harekete geçmişlerdir. Şu hususu belirtelim ki, Karlukların savaştan ilkin, cenk esnasında ve savaştan sonrasında takip ettikleri politika, bir rastlantı eseri olmayıp, kendi ulusal menfaatlerine uygun surette ve son aşama iyi planlanmış ve uygulama sahasına konmuştur.

Sasani Devleti’nin yıkılmasından sonrasında Türklerle Araplar içinde yarım asırdan fazla bir savaşım süreci devam etmiştir. Bu sebeple İslam dini Türkler içinde Talas Savaşı’na kadar fazla rağbet görmemiştir.

Talas Savaşı’nda bu iki rakibin Çin’e karşı beraber hareket etmesi, Türk-Arap ilişkileri bakımından bir dönüm noktası olmuştur. Bu tarihten (751) itibaren bu ilişkiler yerini sulhe ve dostça münasebetlere bırakmıştır. Böylece İslam dini Türkler tarafınca yavaş yavaş benimsenmeye adım atmıştır. Türkler daha sonraki zamanlarda artık kitleler halinde İslam’a girmeye devam etmişlerdir.

Talas Savaşı’nın dünya kültür tarihinde de mühim bir yeri olmalıdır. Çin bu savaşla Batı ile münasebet kurmaya adım atmıştır. Çin’de keten ve kenevirden yapım edilen kağıt, bu muharebede müslümanların eline tutsak düşen Çinliler vasıtasıyla ilk kez Çin haricinde bir yerde Semerkant’ta yapım edilmiştir. Bu zamana kadar Çin haricindeki tüm dünyada olduğu şeklinde, Islam dünyasında da yazı malzemesi olarak papirus ve parşomen kullanılıyordu. Bunlar ise hem sağlıksız hemde fazlaca pahalı idi.

Talas Savaşı sonrası Çinlilerden kâğıt yapmayı öğrenen Semerkantlılar X. yüzyılın sonlarından itibaren bu kâğıtları tüm İslam yaşamına yaydılar ve sonrasında da Avrupa’ya geçti.

Talas Savaşı’nın Çin’deki kültürel tesirleri içinde, Arap ve İslam yaşamına ilginin artmasını ve Islamiyet’le ilgili bir eserin Talas Savaşı’nda tutsak düşen bir Çinli rahip olan Tu Huan tarafınca yazılması fazlaca manidardır. Bu Çinli rahip 12 yıl Kufe’de tutsak yaşamı yaşamıştır ve ondan sonrasında ülkesine döndüğünde, Ching Hsing Chi adlı bir kitap yazmıştır. Bu kitap Islam dininin prensipleri hakkında fazlaca sıhhatli bilgiler vermektedir.

Talas Savaşı’nın sonucu olarak yukarıda saydıklarımızın yanında şu maddeleri de söyleyebiliriz:

  • Türkistan Çinlilerin egemenliğine girmekten kurtulmuştur.
  • Türklerle Müslüman Araplar arasındaki ilişkiler iyileşmiş, savaşların yerini dostluk ve kardeşlik almıştır.
  • Türklerle Müslüman Araplar içinde ticari ilişkiler gelişmiştir.
  • Türkler kitleler halinde İslamiyet’i kabul etmeye adım atmıştır. Talas Savaşı, Türk-İslam tarihinin başlangıcı kabul edilmiştir.
  • Türklerin İslamiyet’i kabulüyle İslam dini Türkler vasıtasıyla daha geniş bir alana yayılmıştır (Pakistan, Afganistan, Hindistan, Bangladeş ve Balkanlar).
  • Türkler, İslam dünyasındaki ayrılıkları etkili bir halde ortadan kaldırarak halifeyi korumuşlardır.

Türklerin İslamiyeti Kabul Etmelerinin Önemi

Türkler dünyanın en eski ve en köklü milletlerinden biri olup hem İslam’dan ilkin hem de İslami devirde tarihte fazlaca mühim rol oynamışlardır.

İslam dinini kabul etmeden önceki dönemde Türkler daha fazlaca Şamanist kültürün etkisindeydiler ve Gök-Tanrı (Gök-Tengri) inancını benimsemişlerdi. Bununla beraber dönemin şartlarına bağlı olarak değişik dönemlerde değişik din ve inançlara sahiptiler. Mesela Uygurlar döneminde Maniheizm fazlaca yaygınlık kazanmıştır.

Hazarlar’dan ufak bir gurup Museviliği seçmiş, Peçenekler, Kumanlar ve Bulgarlar ise Hıristiyanlığı benimsemişlerdir. Sadece bu dinlerin yapısı Türklerin ulusal karakterine uymadığı için onların ulusal kültürlerini kaybetmelerinde niçin olmuştur. Bunun en açık örneği, Göktürk hakanı Bilge Kağan, veziri Tonyukuk’tan bir Budist mabedi yaptırmasını isteyince, Tonyukuk’un “Savaşmayı ve hayvan kesmeyi yasaklayan, miskinlik telkin eden bir dinin kabulü Türkler için bir yıkım olur.” diye karşılık vermesinde görünmektedir.

Aynı şekilde, Tevratiliği kabul etmiş olan bir Hazar grubunun ve Hıristiyanlığı kabul eden Macarlar ile Bulgarların vakit içinde ulusal karakter ve kimliklerinden uzaklaştıkları görülmüştür. Buna karşılık, Türklerin ulusal bünyesine ruh ve karakterine uyan İslam dinini kabul etmeleri onlara yeni bir coşku verdiği şeklinde ulusal varlıklarını muhafaza etmelerinde de mühim rol oynamıştır.

Türklerin İslam Dinini Kabul Etmesindeki Etmenler

Emeviler hoşgörülü politikayı Türklere karşı uygulayamadıkları için ırkçı ve baskıcı politikaları yüzünden Türklerin İslam dinine tüm özellikleriyle vakıf olmaları uzun bir vakit almıştır.

Türklerin İslam dinine girişinde Müslüman Arap tüccarların, İslam’ı yaymakla görevli sufi dervişlerin ve halifenin hassa ordusuna alınan Türklerin büyük görevi olmuştur. İslamiyet’in Türkistan bozkırlarında yayılmasıyla Maveraünnehir’de cereyan eden bilimsel ve ticari faaliyetler içinde sıkı bir ilişki vardır.

Volga Bulgarları içinde gelişen ticari faaliyetler yavaş yavaş bu coğrafyaya İslam medeniyetinin üstünlüğünü göstermiş ve bu dine karşı bir ilgi uyandırmıştı. Buradaki medreselerde yetişen ilim ve tasavvuf erbabı, dervişler bu tecim kervanına karışarak göçebelere İslamiyet’in esaslarını öğretiyorlardı. Bilhassa bu din bilginleri İslam’ı dar bir dini kurallar çerçevesinde değil, geniş ve yumuşak bir ruh ve mana ile anlayarak göçebelere konu alıyor ve bu dervişler İslamlaşma faaliyetlerinde mühim rol oynuyorlardı.

Ek olarak bakınız:

Abbasi Devleti ve Türkler

Abbasiler Süreci Türk-Arap İlişkileri

Türklerin İslamiyeti Kabulü

Türklerin İslam Dinine Geçişi

Türklerin İslamiyet’e Geçiş Süreci


Talas Savaşı

İslam Dünyası Liderliği

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir