Tımar Sistemi ve Tımar Sisteminin Özellikleri

Tarihsel kökeni mevzusunda kati yargıya varılması bir fazlaca zorluk derecesi yüksek Osmanlı Tımar Sistemi‘nin, Yakındoğu Türk-İslam devletleriyle Bizans toprak sisteminin bir bileşkesi olduğu kabul edilmektedir.

Tımar Sistemi, İmparatorluğun yalnız askeri-idari dayanağı değil, bununla birlikte toprak sistemi, köylünün statüsü ve vergilendirme mevzusunda da Klasik Dönem ziraat ekonomisi için belirleyici bir unsur olmuştur. Dolayısıyla Miri Arazi Sistemini mühim seviyede etkilemiş ve siteme paralel bir gelişme çizgisi göstermiştir.

Miri Arazi Sisteminde aslına bakarsanız toprağın çıplak mülkiyetinin devlete ilişkin olması, Tımar sisteminin yaygınlaşmasını bununla beraber getirmiş olup, bu yönüyle her iki sistem sembiotik bir ilişki içinde devam etmiştir. Esas olarak, “geçimlerini yada hizmetlerine ilişkin harcamaları karşılamak suretiyle bir kısım asker yada memurlara belirli bölgelerin kendi ad ve hesaplarına tahsis edilmiş olan vergi kaynakları ve ayrıca bilhassa defter yazılarında yılık geliri 20.000 akçeye kadar olan askeri dirlikler” şeklinde tanımlanan Tımar Sistemi, prekapitalist bir ekonomik düzeyde büyük ve güçlü bir devleti ayakta tutabilmenin örneksiz ve başarı göstermiş bir yolu olarak kendini dayatan bir sistemdir.

Şundan dolayı prekapitalist üretim ilişkilerinin hakim olduğu toplumlarda, para kullanımı yaygın olmadığı için toprak kirası yada vergi biçimindeki artık değerin nakdi olarak eğitim edilmesi mümkün değildi. Üstelik o günün koşulları içinde ayni olarak toplanan ürünlerin pazara taşınarak paraya çevrilip, merkezi devletin asker ve memurlarına maaş olarak dağıtılması hiçte ihtimaller içinde gözükmüyordu. Aslına bakarsanız Klasik Dönemde Osmanlı imparatorluğundaki ne üretici güçler ve üretim ilişkileri, ne ulaşım ve kontakt olanakları ve ne de mali ve bürokratik örgütlenme, ayni olarak toplanan bu çok önemli ölçüdeki vergiyi kısa sürede nakde dönüştürecek derecede gelişmemişti.

Özetlemek gerekirse Mevzu Başlıkları

Tımar Sisteminin Özellikleri

Osmanlı Devleti varlılığının sürekliliği açısından mühim olan üç temel işlevin yürütülmesini sağlıyor ve üstelik merkezi hazineden mühim bir harcamaya girmeden, ülke çapında enerjisini artırıyordu. Bu fonksiyonlardan ilki, “Tımar Sisteminin Askeri Yönü“dür. Devlet, ayni olması sebebiyle toplaması mümkün olmayan vergileri sipahilere tahsis ederek onların geçimini sağlıyor ve böylece mühim bir harcamaya girmeden sayıları yüz binleri gören çok önemli bir orduya haiz oluyordu.

İkincisi, gene askeri işlevden meydana gelen ve ona paralel gelişen “Tımar Sisteminin İdari Yönü“dür. Bu işleviyle devlet, görevlendirdiği ve direkt merkeze bağlı olan bu tür askerlerle otoritesini ülkenin en ufak yönetimsel birimlerine kadar yaymaktadır. Böylece merkezi devlet hem kendisine karşı tehdit oluşturabilecek mahalli güçlerin gelişmesini önlüyor, hem de vergi kaynağını oluşturan reayanın güvenliğini sağlıyordu, şu demek oluyor ki, askeri gereksinimlerle, reayanın toplumsal güvenliği bu sistemin güzel bir bileşkesini oluşturuyordu.

Sonuncusu ise sistemin “Tımar Sisteminin Mali Yönü“dür. Böylece devlet, eyaletlerden toplanacak ayni vergiler için oldukça sayıda işyar görevlendirmekten kurtulurken, vergi kaynağını da uzun solukta korumuş oluyordu. Aslına bakarsanız o günün koşulları içinde devletin, söz mevzusu görevlileri yetiştirmesi, finanse etmesi mümkün olmadığı şeklinde, mali örgütü de bu bağlamda organize olacak durumda değildi. Böylece, Devlet, Miri Arazide Tımar Sistemini uygulayarak hem toprakların büyük bir kısmını direkt kontrolü altında tutuyor, hem de merkezi hazineden yüklü oranda harcama yapmadan devrin en kuvvetli ordularından birisine haiz oluyordu.

II. Murat Döneminde, Tımar sisteminin temel ilkeleri ve özellikleri iyice gelişmiş ve ülkede yerleşik bir seviye halini almıştır. Artık tipik bir Osmanlı Eyaleti, Tımarın uygulanmış olduğu bir yönetimsel yapı haline gelmişti. Bir tek Mısır, Bağdat, Lahsa, Yemen, Habeş, Basra, Cezayir ve Tunus şeklinde Tımar tevcihatının yapılmadığı “Salyaneli” eyaletler bu uygulamanın haricinde tutulmuştur.

Kaynaklara bakılırsa ilk Tımar tevcihatının yapıldığı Orhan Bey döneminden başlayarak, giderek gelişen ve ülke genelinde yaygınlaşarak hakim arazi rejimi haline gelen Tımar Sistemi, özünde barındırdığı ve sistemin sacayağını oluşturan askeri, siyasal ve mali işlevlerini bir tüm halinde 16. yy’ın ikinci yarısına kadar devam ettirdi. O şekilde ki, 1527-28 bütçe gelirlerine bakılırsa 537.929.006 akçelik vergi gelirinin % 49.8’i, buna Mısır geliri de dahil edilirse, ülke vergi gelirinin % 37’si irili ufaklı Tımar sahiplerinin tasarrufunda bulunuyordu.

Eyaletlerde yer edinen bu Tımarlardan 9.653’ü kale mustahfızı, geriye kalan ve büyük bir kısmını oluşturan 27,868’i tamamen eşkinci tımarıydı. Cenk alanlarında hafifçe süvari özelliğiyle etkili bir ordu olarak gerek iç gerek dış güvenliği başarı göstermiş bir halde elde eden Tımarlı Sipahi ordusu yukarıda da belirtildiği suretiyle, sistemin bazı yönlerinin aksamasına karşın 16. yy süresince da bir süre gelişme halinde bulunmuş oldu.

Bu gelişmenin başlıca sebepleri; bu zamanda yaşanmış olan başarı göstermiş fetihler ile ekonomik refah ve nüfus artışıdır. Nitekim, 1654 tarihindeki Sofyalı Ali Çavuş risalesi ile döneme ilişkin Ayni Ali Risalesinde yer edinen bilgiler bu zamanda Tımarın yaygınlaşmasını doğrular niteliktedir. Yeniçeriler yanında böylesine kuvvetli bir eyalet ordu gücüne haiz olan Osmanlı Devleti, bu zamanda aleyhine gelişebilecek merkez-kaç güçlerin gelişimini başarı göstermiş bir halde engellerken, merkezi enerjisini, ekonomik, siyasal ve toplumsal sistemi tekrardan organize ederek geliştirme olanağı bulmuştur.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir