Tımar Sisteminin Değişimi ve Bozulması

Osmanlı İmparatorluğu Klasik Süreci, 16. yy’ın ikinci yarısından itibaren iç ve dış dinamiklerin etkisiyle yeni bir değişiklik ve dönüşüm sürecine girerken bu yapının temel taşlarından birisini oluşturan “Tımar Sisteminde Yaşanmış olan Değişiklik“den de mühim seviyede etkilenerek, bir dönüşüm içine girmişti.

Tımar sisteminde bu dönem de yaşanmış olan değişiklileri, süreci belirleyen iç ve dış dinamiklerin etkisinden bağımsız olarak açıklamak mümkün değildir. Öyleyse böylesine muhteşem işleyen bir sistemin artık temel işlevlerinden bazılarına kaybetmesine yol açan gelişmeler neydi? Bunu devrin konjonktüründe iç ve dış dinamiklerin yarattığı değişiklik ve gelişmelerde aramak gerekir.

Dış etkenler içinde de mühim bir yer tutan gelişme, tüm Avrupa’da yaşanmış olan ve çevre ülkeleri de derinden etkileyen fiyat devrimi ve süratli nüfus artışıdır. ABD’dan Avrupa’ya akan ve tüm kıtayla birlikte çevresinde yer edinen Akdeniz dünyasını da etkileyen gümüş akını ve nüfus artışının eş zamanlı olarak yaşanmasının niçin olduğu değişimler, iç etkenlerle birlikte Klasik Osmanlı Sisteminin sonunu hazırlayarak, onu yeni bir yapılanmaya yöneltmiştir. Avrupa’ da yaşanmış olan bu tür gelişmeler, yetersiz tarımsal üretimi dolayısıyla çevre ülkelerden tarımsal ürün ithalatı arayışını gündeme getirdi. Bunun arayış, aslına bakarsan yasaklanmış olan ziraat ihracatının artışını bununla beraber getirdi. Bu durum, süratli bir enflasyon sürecine girmiş bulunan Osmanlı Devletinde tarımsal ürünlerin fiyatlarının artmasına niçin olarak, devletin geleneksel tekrardan dağıtım işlemini tehdit etmeye başladı. Bu gelişmeler sonucunda ülkede büyük bir enflasyon yaşanmaya başladı ve klasik Osmanlı sitemi süratli bir çözülme sürecine girerek, değişime uğradı.

Değişiklik Batı’da olduğu benzer biçimde, Osmanlı düzeninin de sistemin ayırt edici özelliği olan toprak rejimi ve köylünün ekonomik durumunda kendini gösterdi. Yaşanmış olan değişiklik Batı’da feodalitenin tasfiyesi şeklinde gerçekleşirken, Osmanlıda Tımar Sisteminin bozulması yönünde kendini göstermiştir. Böylece, daha ilkin Bey-Köylü ve Bey-Padişah çatışmasının yaşanmadığı değişmez bir hakkaniyet düzeni olan Tımar Sistemi, artık piyasa mekanizmasına devlet tarafınca bağlı bir hale getirildiğinden, piyasanın etkilerine daha etkili ve acele bir halde maruz kalmıştır. Bu ekonomik gelişmeler yanında, artık Avrupa’da geleneksel cenk tekniği ve teknolojilerinin değişerek, cenk alanlarında, gelişmiş yakıcı silahlarla donatılmış, eğitimli ve tertipli piyade ordularının kullanılmaya başlaması, hafifçe silahlarla donatılmış hareketli süvari ordusunu gereksiz hale getiriyordu. Bu, aslına bakarsan ekonomik nedenlerle durumu iyice kötüleşmiş olan ve Osmanlı ordusunun vurucu enerjisini oluşturan Tımarlı Sipahilerin askeri teşkilatlanmadaki varlığını iyice önemsiz hale getiriyordu.

Osmanlı Devlet artık sipahilerin yerine, Batı’daki düşmanlarına etkili bir halde karşı koyabilmek için aynı şekilde donatılmış tertipli yeni piyade enerjisini koymak zorundaydı. Ek olarak, sipahiler yukarıda sıraladığımız nedenlerden dolayı cenk meydanlarından kaçıyor yada mazeretsiz olarak harbe katılmıyorlardı.

Osmanlı Devleti bu zamanda neredeyse asla kazanç elde edemediği, çoğu zaman haiz olduğu toprakları korumak için giriştiği uzun soluklu ve masraflı seferleri finanse edebilmek, önemini kaybeden ve verimsiz hale gelen sipahi ordusu yerine rakipleri kadar kuvvetli, yakıcı silahlarla donatılmış sürekli bir merkez ordusu oluşturmak için devamlı olarak nakit paraya gereksinim duyuyordu. Hazinenin nakit para ihtiyacı ve buna paralelolarak uygulanan fiskalist politikalar, klasik Tımar Sisteminde yeni uygulamaları gündeme getirmeye başladı. Artık malul Tımar alanları yine tevcih edilmek yerine, Havassı Hümayuna katılmak suretiyle zapt edilmeye başlandı. Zaptedilen bir kısım mahlul Tımarlar Kapıkullarına tevcih ediliyordu. Bu uygulama, Kanuni döneminde adeta devletin resmi politikası haline gelmiş ve sistemin askeri işlevi çökmeye başlamıştı.

Sistem değişikliğe uğrarken, sipahilerin sayıları da giderek azalıyordu. Tımar tevcihatları sipahizadeler yerine, sistemin ruhuna uymayan kimselere verilirken, sipahilerden boşalan yeri ücretli askerler doldurmaya başladı. Sadece, Tımar Sistemindeki değişimin bir bozulma değil, yeni şartların bir zorlaması olduğu açıktır.

Yakıcı silahların yaygınlaşması, piyadenin ehemmiyet kazanması, buna paralel olarak ücretli asker sayısının artırılması, dirlik olarak tahsis edilen gelirleri nakdi gelire dönüştürme çabaları sonucunda sistem zayıflamaya başladı. Gerek askeri gerek mali yönden klasik özellikleri değişmeye süregelen Tımar Sistemi, taşralarda askeri ve siyasal bir derslik olarak, sipahilerin çökmesine ve Tımar alanlarının mukataa haline getirilerek, yerini iltizam ve malikane benzer biçimde işletme biçimlerine bırakmasına niçin oldu.

Osmanlı Devleti, kendi informasyon birikimi ve deneyimleri sonucunda, yeni sorunlara yeni çözümler geliştirebilen, pragmatik ve esnek bir yönetim tarzına haiz olduğundan, gereksinimler ortaya çıktıkça bu yaklaşımları bir çok vakit pratiğe çıkabilmiştir. Böylece, bir taraftan Tımar alanları merkezi gömü gelirlerini oluşturan mukataalara dahil edilerek, ortaya çıkan sorunlara bu anlayış çerçevesinde yeni çözüm yolları aranırken, bir taraftan da eski sistem bir halde ihya edilmeye çalışılarak, çözüm üretilmek istenmiştir.

Osmanlı Mali Sistemi, ayaklarını gömü, Tımar ve padişah hazinesinin oluşturduğu bir sacayağı üstüne oturmuştu. Bu öğelerden asla biri diğeri lehine güçlendirilmeden, klasik Osmanlı tutumsal mantığının temel öğelerinden birini oluşturan fiskalist politikaların devamı sağlanıyordu. Bu fiskalist politikayla cenk ve iktisat arasındaki ilişki şu şekilde belirleniyordu. Girilen savaşlar hep kazanılacak ve cenk masraflarının finansmanı benzer biçimde bir mesele asla yaşanmayacaktı. Bu varsayım Tımar Sisteminin uygulanmasını sağlamış oldu. Ek olarak bu varsayım üretici güçleri senelerce cephede tutacak uzun ve sonuçsuz savaşın varlığını da dışlıyordu. Öteki varsayım ise, gelir gider kapasitesi düşük, durağan bir yapıda olan Gömü-i Amire’nin kendi olağan gelirleriyle muhteşem giderleri karşılayacak bir yapıya haiz olmadığı yolundaki görüştür. Bu fiskalist siyaset çerçevesinde sistem 17. yy’ın ikinci yarısına kadar sistem içi çözümlerle devam ettirildi.

Yenilgilerle sonuçlanan ve uzun devam eden cenk masraflarının maliye üstüne getirmiş olduğu yükü azaltmak için merkezi gömü, klasik mali sistem içinde kendi lehine düzenlemelere baş vuruyordu. Sadece bu üç temel unsur içinde meydana getirilen palyatif çözümler deva olmaktan uzaktı. Bilhassa padişah hazinesinden meydana getirilen kaynak aktarımıarının hızla artan bütçe açıklarını karşılamakta yetersiz kalması, saç ayağının öteki öğesini oluşturan, Tımar alanlarının merkez lehine tekrardan düzenlenmesine, şu demek oluyor ki merkezi gömü gelirleri içine dahil edilmesine niçin oldu. Böylece, 17.yy’ da süregelen mukataalaşma süreci hızla Tımar alanlarının tasfiyesine niçin oluyordu. Tımar alanlarının mukataalaşması, Tımar-zeamet-has olarak sınıflandırılan diriiklerden elde edilip, yerine tahsis olunan fiskal gelirlerin merkezi gömü gelirlerine katılmasını sağlamış oldu.

Başlangıçta mukataalaşma ufak dirlikleri içerdiğinden, uzun süre Osmanlı askeri sisteminin bel kemiğini oluşturan hasları etkilemeden devam etmiştir. Sadece mukataalaşma süreci, mali bunalımlar derinleştikçe Beylerbeyi, Paşa ve Vezir benzer biçimde üst düzey askeri görevlilere verilen hasları da bünyesine katmaya başladı.

Tımar ve zeametin mukataaya dönüşmesi pratikte iki aşamada gerçekleşiyordu. Ilkin kanunlar ya da naturel yoldan mahlul addedilen Tımar yada zeamet miri tarafınca zapt edilirdi. Geçici olarak zapt edilenler eğer başkasına tevcih edilmezse Havas-ı Hümayuna dahil edilerek, gömü gelirlerine katılırdı. Önceki dönemlerde münferit olarak gerçekleşen bu uygulama, 18. yy’da düzgüsel boyutları aşarak genel bir eğilim haline gelmiştir. Bu zamanda Tımar yoklamaları sıklaştırılarak, mevcut olamayanların dirlikleri ellerinden alınıyordu. Bunun yanında bazı dirlik sahipleri gelirlerinin yetersiz olduğu ve yükümlülüklerine yerine getiremeyecekleri sebebi öne sürülerek tasarruflarında bulunan Tımar ve zeametlerini kendi istekleriyle hazineye ferağ ediyorlardı. Bununla birlikte, ellerindeki Tımar ve zeametin miri hazineye tahvil edilerek kendilerine malikane olarak verilmesini isteyenlerde yok değildi. Çoğu zaman bu türden Tımarlar eski sahiplerinin önerdikleri fiyattan kendilerine malikane olarak satılıyordu. Bu uygulamalar sonucunda Tımar Sistemi giderek tasfiye olunuyordu, sadece bu gücü ikame edecek başka bir düzenleme de yoktu. Üstelik girişilen yeni savaşlar sebebiyle daha güçlü orduya olan gereksinim, giderek artıyordu. Öte taraftan Tımar Sisteminin plansız bir halde tasfiyesinin hazineye sağlamış olduğu katkının doyurucu bir düzeyde bulunduğunu söylenemez.

18. yy’daki genel eğilim ve uygulamalar Tımar Sisteminin yavaş yavaş tasfiye edilmekte bulunduğunu göstermekteyse de, devletin hemen hemen bu mevzuda belirlenmiş bir programı yoktu. Tımar, zeamet ve özgü benzer biçimde mahallinde tahsis oluna gelen fiskal gelirlerin merkezi gömü gelirleri arasına katılma süreci, ilk olarak ufak dirliklerden başlamış, haslar son olarak devreye girmiştir. Haslar devreye girmede bu süreç, klasik sistemin dengesini alabora etmeden uzunca bir süre devam edebilmiştir. 18. yy süresince bu sürece hasların iştirak etmesi olayın boyutlarını büyütüp, bozulan dengeler sebebiyle Osmanlı askeri-idari sisteminin değişimini hızlandırmıştır.

Devletin sistemin iyi mi tasfiye edileceği mevzusunda belirlenmiş bir politikasının olmaması, uygulan politikalarda da bir karmaşıklığa niçin olmuştur. Bir taraftan Tımar istemini tasfiyeye yönelik uygulamalara gidilirken, öteki taraftan arada bir sistemi diriltip, yaşatacak bazı önlemlere baş vurmaktan da geri kalınmıyordu. Bu düalist yaklaşım kati bir siyaset belirleninceye kadar devam edecektir. Nitekim 19. yy’da Tımara ilişkin tüm politikalarda bu yaklaşımın izleri görülür.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir