Türk Çadır Sanatı Nedir? Orta Asya Türk Çadır Sanatı

Çadır, göçebe yaşayan Türkler için oldukca önemlidir. Orta Asya’da taşınabilir bir konut özelliği olan çadırların yapımında ağaç çubuklar, keçe ve ip kullanmışlardır. Çadırın kubbesinin ortası havalandırma ve ışık için açıktır.

Hun Türklerinde çadır üstünde aplike tekniği ile yapılmış süslemeler görülür. Selçuklu gömüt anıtlarından olan kümbetler ve türbeler yapı tipi olarak eski Türk çadırlarından izler taşır.

TÜRBE: Üstü kubbe ile örtülü gömüt yapıları.

KÜMBET: Üstü konik yada piramit çatıyla örtülü gömüt yapıları.

Eski Türk çadırlarında dokuma ve halı oldukca kullanıldığı için halıcılık oldukca gelişmiş bir sanat koludur.

Özetlemek gerekirse Mevzu Başlıkları

Türk Çadır Sanatı Geniş Informasyon

Çadır kelimesinin iki değişik kökenden geldiği düşünülmektedir. Bunlardan ilki Türkçede birleştirmek, birbirine tutturmak anlamlarında kullanılan çat- eylem kökünden türetilmişken, ikincisi Farsçada örtü anlamına gelen çatur kelimesidir. Bu kelimenin de kökeninin Farsçaya çetr şeklinde geçen Sanskritçe şemsiye yada gölgelik anlamlarına gelen çhattra dan geldiği düşünülmektedir.

Tarih öncesi devirlerde insanoğlunun mağaralardan çıkıp daha sıcak olan bölgelere göç ederken ortaya çıkan barınma sorununa getirilen çözüm sonucu ortaya çıkan çadır; insanlık tarihinin başlangıcından bu yana barınma ve korunmaya duyduğu gereksinimlerine karşı bulmuş olduğu çözümlerden birisidir. Çadır, mevsimsel değişimler sonucunda günümüzde açık havada kullanılan, kolaylıkla kurulabilen, değişik araç-gereç ve tekniklerle oluşturulabilen, değişik detaylar barındıran, kullanım farklılıklarına bakılırsa kimi zaman yalnız bir korunak görevi görürken kimi zaman de mekâna yerleşme öğesi olarak tanımlanmaktadır.

Çadır naturel etkenlerden korunmak amacıyla yapılmış rahat bir sığınağın ötesinde, içinde yaşayan insanların yaşam, inanç, anane, görenek, iktisat, beğeni, süsleme ve sanatlarını şu demek oluyor ki kültürlerini bünyesinde barındıran bir yapıdır.

En eski ev tipi olan çadırlar, öteki milletlerde olduğu şeklinde yüzyıllar süresince Türklerin hayatlarında mühim bir yere haiz olmuştur. Çadır Türk hükümdarlarının sarayı, halkın da evi olmuştur. Birçok çadır bir araya getirilerek çadır şehirler kurulmuştur.

Çadırlar, geleneksel Türk evinin ilk evre özelliklerini taşıyan evler olarak da kabul edilebilir. Bu yüzden çadırlar, Türk medeniyetinin en dikkat çeken unsurlarından biridir. Türkler, bir toprağı yurt edinmelerinde çeşitli kolaylıklar elde eden çadırdan yerleşik cemiyet hayatına geçmelerine karşın kopamamışlardır.

Konar Göçerlik Çadır Geleneği

Orta Asya’da konar-göçer yaşayan Türk toplulukları, beslenme gereksinimlerini karşılamak amacıyla büyük hayvan sürülerini takip eden göçebelerden değişik olarak ekonomik açıdan hayvancılıkla uğraşan, yaşam seçimi bakımından yaylak ve kışlak alanlar içinde hareket halinde olan göçebelik ile yerleşik yaşam içinde ara bir yaşam seçimi sürmüşlerdir. Bu durum eski bir yaşam seçimi olan konar-göçerlik çadır geleneğinin de başlangıcı olmuştur. Alışılagelen yaşam tarzının belli başlı gereklilikleri göçebe Türk ailesinin durağan(durgun) bir mekanda bulunamamasının sebebidir. Dolayısıyla onların meskenleri çadırlar olmuştur.

Orta Asya göçebe kültürü, Osmanlıda da bir imparatorluk geleneği haline gelmiştir. Osmanlıların atalarından devraldıkları göçebe kültürünü büyük seviyede bir organisazyona çevirmişlerdir. Şu demek oluyor ki otağlar padişahın kudret ve zenginliğinin göstergesi olmuştur. Orta Asya geleneklerini devam ettiren Osmanlılar, çadır kültürünü de en iyi şekilde sürdürmüşler ve çadırı bir göçebe kültürü olmaktan çıkarıp imparatorluk seviyesinde geliştirmişlerdir.

Osmanlı döneminde günlük hayatta ve seferlerde, şehzadelerin, ordunun, halkın her türlü ihtiyacını karşılayan çadırlar mevcuttur. Değişik türlerde çadırlar padişahın talimatıyla öncesinden yapılarak, ne için, kim için yapıldığı listelenerek ambarlarda sefere hazır durumda saklanmıştır. Bugün hala Orta Asya şehirlerinde beton evlerle yan yana kurulmuş çadırlar görmek mümkündür. Çadırın Türk toplumlarının kültür hayatında mühim bir yeri olmuş, Türk mimarisi de birçok şekil ve işlevini çadırdan almıştır. Meşhur kazıbilimci J. Strzygowski Doğu’taki kubbelerin, yuvarlak ve konik kümbetlerin ve daha birçok mimari ve süsleme unsurlarının Orta Asya Türk çadırından geldiğini ileri sürmüştür.

Osmanlıda sürdürülmüş olan çadır geleneğinin en iyi kanıtı günümüze ulaşmış minyatürlerdir. Nitekim incelenen minyatür örneklerinde süreci minyatürlerle belgeleyen nakkaşların çadırlara sıkça yer verdiği görülmektedir.

Orta Asya ve Anadolu’da Kullanılan Çadır Çeşitleri

Orta Asya ve Anadolu Türklerinde çadır en oldukca kullanılan terim olmakla birlikte ev, iv, üy, oba, otak, kerekü, gerek, çerge, getir, yurt şeklinde kelimeleri de kullanmışlardır. Kırgızlar çadıra, kiyiz, keçe, üy, iv derken, Uygurlar iv, oba, yurt, ev demişlerdir.

Kırgızların keçe ev olarak adlandırdıkları çadırları, Oğuzlar ve Uygurlar da kullanmıştır. Orta Asya’da Kazaklarda ve Kırgızlarda en yaygın çadır tipi yuvarlak ve kubbeli olanlarıdır. Hasırlarla örtülü çemberlerden yapılı yarım daire biçimindeki çadırlar Doğu Afrika’da da görülmektedir. Türkistan ve Kırgızistan’daki çadırlar üstü kubbeli ve yuvarlak bir ev şeklindedir. Ek olarak söz mevzusu yerlerde Moğol çadırlarından etkilenerek külah şeklinde meydana getirilen kubbeli çadırlara da rastlanmaktadır.

Eski Türklerin çadır yapımında geliştikleri ve çeşitli çadır türlerini kullandıkları kurgan denilen eski mezarlarda bulunan tarihî kalıntılarda görülmektedir.

Tüklerin Kullandığı Çadır Türleri

Rahat örtü çadır, konik çadır, alaçık-çatma ev, yurt-keçe çadır, topak ev, karaçadır-kılçadır, tenefli çadır, şemsiye çadır, kumanda çadırı ve beşik çadır Orta Asya ve Anadolu’da kullanılan çadır türleridir: Rahat örtü çadır; karşılıklı yere çakılan direkler üstüne bezin gerilmesi ile yapılır. İki tarafında ve yanlarında üçgen biçiminde örtüleri bulunur. Bu çadır şekli bununla beraber Osmanlı’da kullanılan bir çadır çeşididir.

Mahruti (konik) çadır; çadırların en basiti, sırıkların birbirine çatılarak üstünün örtülmesiyle elde edilmiş konik biçimindedir. Kurganlarda uçları sırımla birbirine tutturulmuş bazı sırıklara rastlanmıştır ki, bu buluntular Kızılderililerin kullandığı konik çadır tipinin eski Türklerde de var bulunduğunu akla getirmektedir. Bu Hunların da kullandığı rahat bir çadır tarzıdır. Fazlaca yönlü kullanılabilen bu çadır günümüzde de kullanılmaktadır. Etekleri daire şeklinde olan, ortaya dikilen bir direğin üzerine takılıp kanatları etrafına oluşturulan ve gerildiğinde konik biçimini alan çadırlardır.

Konik çadır örneği

Alaçık-Çatma ev; Anadolu’nun derhal her yerinde kurulmuş, bilhassa yazları meydana getirilen ilkel ve rahat barınaklardır. Tepe uçları yukarı gelecek şekilde sırıkların birbirine çatılarak ortadan direkli, konik bir şekilde meydana getirilen bu çadıra alaçık denir. Bu çadırların üstü karaçam yada kayın ağacı yapraklarıyla örtülür.

Boz-Üy-Keçe Çadır örneği

Orta Asya’da yaşayan Türk ve Moğol kavimleri içinde en yaygın olan çadır tipi yurt, topak ev yada kiyiz üy (keçe ev) denilen ve oldukca eski bir geçmişi olan kubbeli çadırlardır. Bu çadırlar biri çevre duvarı, diğeri üst örtüsü olmak suretiyle iki kısımdan meydana gelir. Çevre duvarının iskeleti, sırımla birbirine çaprazlama bağlanan ve kanat yada kerege denilen 2-2,5 m. kadar yükseklikteki ince ahşap kafes panolardan oluşur. Bu kanatlardan altı yada yedi tanesiyle 5-6 m. çapında bir daireyi çeviren yuvarlak bir kafes meydana getirilir. Çadır kurulurken kolaylık sağlaması için kanatların sayısına bakılırsa daire çizecek seviyede bir ip bulundurulur; bununla yere çizilen daire üstüne kanatlar dizilerek birbirine bağlanır. Çoğu zaman güneşin doğduğu tarafa kapı için hazırlanmış bir çerçeve konulur.

Yurt-alaçık-topak ev denilen çadır türüne ilişik bir Türkmen çadırının iç-dış-tavan
görünümü örneği

Yurt-keçe çadır, ormanlık bölgelerde yaşayan Altay Türklerinin kullandığı, iskeleti ahşap, yuvarlak planlı ve toparlak örtülü, ortası delik olan keregü yada yurt denilen çadır türüdür. Bugün bu tür çadırlara Kazakistan ve Kırgızistan da kara-üy, ak-üy, Özbek ve Türkmenlerde ise kara üy denilmektedir. Orta Asya Türk boylarının çadırlarına bakıldığında boylarına özgü simgesel anlam taşıyan motiflerle çadırları süsledikleri görülür. Yurt-keçe çadırlarına benzeyen topak ev çadırları da, bugün Orta Asya, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Afganistan’da kullanılan çadırın en yaygın türüdür.

Yurt-alaçık-topak ev denilen çadır türüne ilişik bir Türkmen çadırının iç-dış-tavan
görünümü örneği

Karaçadır-kılçadır; göçebe Türklerin kullandığı çadır tiplerinden biri de topak ev şeklinde gene yüzyıllardır pek fazla bir değişikliğe uğramamış olan kara çadırdır. Direkli, keçi kılından dokunmuş kumaşların kullanıldığı göçebe yaşamının en muhteşem barınağıdır. Bu türün tek sıkıntılı yönü siyah olması sebebiyle güneş ışığını üstünde toplayıp, yazları çadırın içinin oldukca sıcak olmasıdır.

Karaçadır-kılçadır örneği

Tenefli çadır, yapılışı zorluk derecesi yüksek direkli çadırlardandır. Bilhassa Sivas yöresinde kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra Orta Asya ve Anadolu’da şemsiye çadır, kumanda çadırı, beşik çadır kullanılan öteki çadır türleridir.

Yurt-alaçık-topak ev denilen çadır türüne ilişik bir Türkmen çadırının iç-dış-tavan
görünümü örneği

Osmanlıda Kullanılan Çadır Çeşitleri

Çadır, Osmanlılarda çerge, oba ve otağ olarak adlandırılır. Bu çadırlar içinde Otağ-ı hümayun denilen padişah çadırları önde gelir. Osmanlı döneminde saray çadırlarında yurt tipi çadırlar kullanılırken sonraki dönemlerde oldukca direkli ve bez örtülü çadırlar kullanılır. Padişah ve paşa çadırları tenefli (içi astarlanmış), kumandan ve beşik çadırları kara çadır tipi direkli çadırlardır. Bu tip çadırlarda, dıştan atlas, ipek sırma işlemeli kumaşlar ile kaplanmış, içinde ve haricinde değişik kumaşlar kullanılmıştır. Süslemelerdeki teknik ve desen oldukca iyi seviyelere ulaşmış motif, renk ve kompozisyonlar mensup oldukları devrin süsleme sanatlarıyla benzerlik göstermiştir.

Osmanlı süreci saray çadırlarını; Otağ-ı Hümayun, Otağ-ı Asafi, Halvet çadırı, Sokakla ÇadırPerdeli Çadır, Çadır-ı Gömü-Gömü çadırı, Kurba Çadır-Hamam Çadırı, Hastane çadırı, Kilar çadırı, Mutfak çadırı, Ceza çadırları olarak sınıflandırılmaktadır.

Otağ-ı Hümayun-Padişah Çadırı

Otağ-ı Hümayun-Padişah çadırı; çadırların en muhteşemi, eski çağlardan beri hükümdar otağları olmuştur. Kaynaklarda, Uygur hakanının altın sırmalı çadırının 900 kişiyi alabilecek büyüklükte olduğu, Hazar hakanının tekerlekler üstünde taşınan atlas otağının tepesinde altın bir nar bulunmuş olduğu ve Timurlulardan Gazan Han’ın en mahir ustalara altın bir çadır yaptırdığı şeklinde bilgiler yer verilmiştir. Hükümdar otağlarının en ünlüsü ise Osmanlıların ‘otağ-ı hümayunudur’.

Otağ-ı hümayun seferlerde, av ve gezintilerde kullanılmış, çeşitli bölümlere ayrılan son aşama görkemli, işlemeli ve süslü çadırlardır. Otağ-ı hümayunların rengi kırmızıdır ve Osmanlı ordusunda padişahlar, şehzadeler, vezirler ve beylerbeyilerden başkası bu renkte çadır kullanmamıştır. Otağ süslemelerinin padişahların ihtişamına yakışır bir halde olmasına büyük itina gösterilmiştir. Otağlar iç ve dış düzenlemeleri ve süslemeleriyle hem tüm ihtiyaca uygun, hem de padişahın içinde adeta sarayda şeklinde yaşantısını her koşulda rahatça sürdürebilmesine yanıt verebilecek şekilde düşünülerek hazırlanmıştır.

Çadırlarda dekoratif amaçlı süsleme öğeleri de dikkat çekmektedir. Süsleme amaçlı kullanılan eşyalar içinde ipek ve pamuklu kumaşlar, sim, tel, püskülsaçak, oya çeşitleri, boncuk, sırma ve deri şeklinde malzemeler bulunmaktadır. Bu malzemeler bilhassa çadırların kapı amaçlı kullanılan örtülerinde püskül ve taht saçağı şeklinde süsleme unsuru olarak kullanılmıştır.

Güzel duyu açıdan bakıldığında, bütünüyle birer sanat eseri olan otağların iç düzenlemeleri de oldukça varlıklı ve göz kamaştırıcı, tabanına altın ve gümüş teller ilâvesiyle dokunmuş ipek halılar serilir, kıymetli halılar ve kumaşlarla örtülü sedirlerin üstlerine özenle işlenmiş yastıklar konulur ve tüm bölümler sarayda olduğu şeklinde kıymetli taşlarla bezenmiş altın ve gümüş eşya ile tefriş edilirdi. Bu çadırlar etrafı en iyi şekilde gören ufak tepeler üstüne kurulur, boyutları ve dış süslemeleri ile öteki çadırlardan ayrılan bir tür ve İslam öncesi Türk hakanlarından devam ettirilen bir gelenektir.

Osmanlı Devletinde Kullanılan Öteki Çadır Türleri

Otağ-ı Asafi, Paşaçadırı, Divan çadırı, bu çadır türleri vezirlere mahsustur. Birkaç direkli, geniş bir alan üstüne oturtulmuş, pencere ve perdeleri bulunan bir çadırdır. Bu çadırda resmi kabuller, toplantılar, harp görüşmeleri yapılır, ziyafetler verilir. Divan çadırı, ara bir çadırla padişah çadırına bağlıdır.

Halvet Çadırı, Sadrazama ilişik olan Padişah çadırında olduğu şeklinde soğuk havalara karşı kalınca ve sırma işlemeli bezden yapılmış çadırdır. Sokakla Çadır-Perdeli Çadır, İpler ve bezlerden meydana gelen perdeli çadır, sefer esnasında sancakbeyinin barınağı görevini yapmaktadır. Çadır-ı Gömü-Gömü çadırı, sancak beyinin sefer esnasında harp hazinelerini muhafaza etmiş olduğu çadırdır.

Kurba ÇadırHamam Çadırı, hamam olarak kullanılan çadırdır. Hastane Çadırı, hastalara mahsus bölmeli bir çadırdır. Kilar Çadırı, sefer esnasında yiyecek stoklarının saklanmasında kullanılan çadır türüdür. Çadır-ı Saraçhane, eyer ve deri işlerinin yapıldığı çadırdır. Mutfak çadırı, ceza çadırı, piyade ve meslek sınıfı askerlerin yatıp dinlenmeleri için kullanıldığı çeşitli derslik asker çadırları öteki çadır türleridir.

Çadır formunun, kendisinden sonraki İslami ve sivil mimaride kümbet, kubbe, eyvan şeklinde mimari biçimlerine esin deposu olduğu mimarlık ve sanat zamanı uzmanlarınca ileri sürülmüştür. Ek olarak çadırdaki tek mekân anlayışının, geleneksel köy mimarisinde evin en mühim bölümünün oturulan yiyecek yenilen, yatılan hatta ocağın da içeride yer almış olduğu bir kullanım şeklinin ve alışkanlığının deposu olduğu düşünülebilir.

Çadırda mimari bezeme ya da çadır donanımı olarak kullanılan tüm dokuma ve keçe yaygıları, hiçbir değişikliğe uğramadan aynı fonksiyonlarıyla geleneksel konutlar da görülmektedir. Anadolu göçer topluluklarında çadıra ilişkin birçok inanç, tane ve anane eve ilişkin hikayelerde yaşatılmış olduğu söylenebilir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir