Türk Dünyasında Kadın Algısı 4

Türk dünyasında hanım algısı temalı dört sayfadan oluşan yazının son sayfası:

İslamiyet’in etkisiyle beraber, Müslüman Türk hanımını aile ve toplumsal statüleri bakımından ikiye ayırarak değerlendirmek uygundur:

  1. Saray ve sarayın tesiri altında kalan yönetici derslik içinde ve şehirlerde hanım
  2. Kırsal bölgelerde, göçebe ve yerleşik halk çoğunluğu içinde hanım (Onay 1968: 24).
Türk Dünyasında Hanım Algısı

Selçuklular’ın X. yüzyılda Anadolu’ya gelişlerine kadar, İslamiyet’in tesirlerine karşın, Türk bayanı aktiftir. Günlük yaşamda erkekle beraberdir. Eve kapatılmamıştır. “Harem” hemen hemen bilinmemektedir. Bu zamanda kadının aile ve toplumsal durumundadeğişmeler var ise da erkekten hemen hemen kopmamıştır. Sanat ve kültür hareketleriyle ilgilidir. Bayanlar adına Medrese, Hastane ve Kütüphaneler yapılmaktadır. İran’ın Kirman şehrinde Kutlu Türkan Hastanesi (1271), Kayseri’de bugün adına Tıp Fakültesi kurulan Gevher Nesibe Şifahanesi (1206), Divriği’de Turan Melek Hatun Kütüphanesi ve Darüşşifahanesi (XIV.yy) şeklinde çeşitli yapılar saray ve kent merkezindeki kadının hala etkin bulunduğunu göstermektedir (Sağ: 14). Selçuklu dönemine ilişkin minyatürlerde hanım unsurunun ön plana çıkması da belli bir döneme kadar, kadının toplumsal yaşam içinde yer ve söz sahibi olduğu fikrini doğurmaktadır (Onay 1968: 22).

Osmanlı aile yapısı, ataerkil bir karakter gösterse de, araştırmalar, kadının da Osmanlı aile hayatında mühim seviyede söz sahibi bulunduğunu göstermektedir. Osmanlı ailesi içinde kadının eşine nazaran ailedeki pozisyonu, mülk edinebilme ve tutum hakkı, aile içi kararlara iştirakı, ailede statü ve rollerin durumu bizlere, kadının durumu hakkında data vermektedir (Çimen 2008: 274).

Osmanlı uygarlığında, kadının görevleri “vezaif-i beytiye” (ev görevleri), vezaif-i zevciye (kadınlık ve eş görevleri) ve “vezaif-i maderane” (annelik görevleri) şeklinde özetlenebilir (Çimen 2008: 291). Bu anlamda hanım, evine bağlı, eşinin ve evlatlarının gereksinimlerini gideren bir konumdadır.

Kadının eğitimi ve cemiyet içindeki yeri İslamiyet’te Batı yaşamına kıyasla oldukça daha ileri seviyededir. Bunun temel sebebi, İslam inancının hanımefendileri suçlu görmek yada aşağılamak şeklinde bir tutumunun olmamasıdır. Bilhassa Selçuklu döneminde yetişen alimler içinde hanımefendilerin mühim bir yer tutuyor olması da bunun bir sonucudur (Ocak 2011: 453-454; Piyadeoğlu 2011).

Bilhassa Osmanlıların ilk dönemlerinde büyük şehirlerde medreselerin ve tarikatların tesiriyle, nispeten hanıma da dini inançlarına nazaran toplumsal hayatta bir yer tanınmış ise de, bu durum gitgide kaybolmuştur. Osmanlı haremli hanımefendilerin kendi aralarında ve yalnızca ailelerinde erkeklerle temas halinde yaşadıkları ve kadının temel toplumsal işlevini belirleyen bir kurumdur (Sağ: 15).

Sadece Osmanlı toplumunda kent-saray hanımefendileri tümüyle saray ve eve kapalı bir halde kurumsallaşmış kadınlık uğraşını sürdürürken, kırsal kesim hanımının üretimde yer almış olduğu bilinmektedir (Sağ: 15). Şehirli Türk hanımefendilerin en mühim niteliklerinden birisi ise, vakıf sistemi altında meydana gelen hayır işlerindeki yararlarıydı (Onay 1968: 31).

Türk düşüncesinin Osmanlı toplumunda hanım algısını yansıtan en tipik örnekler ise destanlar ve halk hikâyeleridir. Köroğlu Destanı ve çeşitli halk hikâyelerinde kentli hanım daha oldukça saray ve ev içinde kalırken, kırsalda yaşayan kadının halen kocasının yanında, hem ev hem de iş hayatındaki yerini koruduğunu söyleyebiliriz.

Türk düşüncesinde hanım algısının Cumhuriyet döneminde tekrardan düzenlendiğini, Uygar kanunla kadının yer ve rolünün hem şehir hem de kırsal kesimde daha etkin bir hale getirildiğini, sadece çeşitli dönemlerde oluşan kadının toplumsal hayatta etkisizleştirilmesinin bazı bölge ve çevrelerde halen devam ettiğini, bunun da kadının eğitim, üretim ve yönetimden uzaklaştırılmasının bir sonucu bulunduğunu belirtelim.

Netice olarak; Türk düşüncesinde hanım her şeyden ilkin erkekle eşit ve yan yana kabul edilmiştir. Hanım aile içinde; doğuran ana, doğurulan kız evlat, abla ve kız kardeş, toplumsal hayatta kendisi için her şeyden vazgeçilen sevgili ve eş, siyasal hayatta erkekle beraberyönetici yada yönetimde söz sahibi, aile bireylerini ve toplumu eğiten öğretmen, gerektiğinde kendini ailesi ve toplumu için feda etmekten çekinmeyen alp savaşçı; evde, tarımsal ve endüstri hayatında ve ticari hayatta üreten olarak kabul edilmiş ve bu rollerin hepsini en iyi şekilde yerine getirmiştir.

Yazı: “Türk tefekkür dünyasında hanım: oğuz kağan’dan günümüze” Prof.Dr.M.Ekici

Kaynak: http://www.enu.kz/repository/repository2014/Turk-teffekkur-duniasinda-kadin.pdf

Kaynakça

BAYAT, Fuzuli (2007). Türk Mitolojik Sistemi 2. Ankara: Ötüken Neşriyat.

İNAN, Abdulkadir (1998). Makaleler ve İncelemeler I. Cilt. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

KAFESOĞLU, İbrahim (2010). Türk Ulusal Kültürü. İstanbul: Ötüken Neşriyat.

ÖGEL, Bahaeddin (2001). Dünden Bugüne Türk Kültürünün Gelişme Çağları. İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları.

ÖGEL, Bahaeddin (2003). Türk Mitolojisi (Kaynaklar ve Açıklamaları ile Destanlar) I. Cilt. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

TEKİN, Talat (2010). Orhon Yazıtları. Ankara: TDK.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir