Türk Kimdir, Türklerin Özellikleri Nelerdir, Türklerde Tanrı İnancı Nasıldır?

Türkler, beyaz ve brakisefal (geniş kafalı) bir ırktır. Daha fazlaca yazınsal eserlerde “Turani” (Fransızca: Touranien) de denen Ural-Altay ırklar grubunun Altay dalından bir kavimdir.

Türkçe, fazlaca heceli, bükümlü olmayan, bir kökün sonuna hece ekleri ilave edildikten sonra kelimeleri türetilen, fili zamanları bakımından fazlaca varlıklı bir dildir.

Özetlemek gerekirse Mevzu Başlıkları

Türklerin İnancı

Eski Türkler, Gök Tanrı (Eski Türkçe: Kök Tengri) dinindendir. Sadece fazlaca uzakta, Sibirya’da kalmış, Şaman Moğolların tesirine düşmüş Türk kabilelerinde Şamanlık görülür. Gök Tanrı dininin, peygamberi, mukaddes kitabı, mabedi, düzenlenmiş ibadeti, rahibi, yoktur. Tek tanrısı vardır (Tek Tengri). Fakat bu ilah, İslam’ın Tanrı’ı şeklinde rabbül-alemin (alemlerin, kainatın tanrısı) değildir, bir tek Türkler’in Tanrısı’dır. Gök ve toprak ve su, kutsaldır. Ölüler gömülür, tahnid edilebilir ve mumya yapılabilir. Diğeri Dünya’da kullanmaları için yanlarına zaruri eşyaları da gömülür.

Türk’ün Temel Özellikleri

Türk toplumunun hiçbir ferdi kendi içinde köle ve cariye olması imkansız. Köleler ve cariyeler, yabancı kavimlerden oluşur. Her Türk hür ve hepsi muharibdir. Hanım da ata biner ve tabanca kullanır ve örtünmez ve erkekten kaçmaz. Domuz eti -açlık olmayınca- yenmez ve domuz beslenmez. Domuz beslemek ve yiyecek, Moğolluk alametidir.

Bakirelik ve hanımefendilerin iffetine büyük önem verilir. Hanımlarını ikram etmek ve bakireliğe önem vermemek, bir öteki Moğolluk alametidir. Irza tecavüzün tek cezası idamdır. Meğerki tecavüze uğrayan evli olmasın, kız yada dul olsun ve o erkekle evlenmeyi kabul etsin.

Eski Türk toplumunda hiyerarşik seviye, esastır ve askeri disipline dayanır. Cemiyet, en kudretli düşman koalisyonları ile bile özgürlük ve bağımsızlık için ya da fütuhat maksadıyla başa çıkabilecek şekilde silahlandırılmış ve askerileştirilmiştir.

Türk’ün Asaleti

Türklerin tarihin fecrinde kendilerinden fazlaca kalabalık bir kavim olan Çinlilerle karşı karşıya gelmeleri ve onlarla ölüm-kalım mücadelesi yapmak zaruretinde kalmaları, bu şekilde organize olmalarının amilidir. Soyluluk vardır. Subayların bir çok soyludur. Generallikler, bir tek han ve hakan ailesi mensuplarına, fazlaca kez bir tek hakanlık prenslerine -ki «tegin» ve «şad» denir- mahsustur. Prensler yalnız general olabilir. Başka bir mesleğe intisapları ufak görülür, hoş karşılanmaz.

Eski Türkler, bir soğuk iklim ırkıdır. Soğuğa karşı giyinirler ve mukavimdirler. Kayak yapar, kızak kullanırlar. Sadece Orta Doğu’ya ve Türkiye’ye gelen Türkler, zaman içinde bu karakterlerini kaybetmişler, soğuktan ürken, sıcağa dayanıklı bir hale gelmişlerdir.

Türklerde Giyim

Türkler fazlaca erken zamanlarda, bilhassa askeri zaruretlerle, maden işleyip tabanca yapmayı, atı ve koyunu ehlileştirmeyi öğrenmişlerdir. Dünyanın üstün deri işçileri, süvarileri ve at donatıcısıdırlar. Gömlek, pantolon, ceket giyerler ve bu tarz şeyleri ilkin Çinlilere, Miladi V. asırdan başlayarak Romalılara öğretmişler ve Avrupa giyim kuşamının bugünkü şeklinin kurucusu olmuşlardır. Adam ve hanım Türk, saçını uzatıp arkasına bırakır yada al kuyruğu biçimini verir. Kısa saç ve uzun sakal, öteki bir Moğolluk alametidir. Erkekler bıyık, fakat nadiren sakal bırakırlar.

Türk’ün Fiziki Özellikleri

Melezleşmemiş Eski Türkler, açık renk, gök (mavi, yeşil, yeşil-mavi, çakır, ela) gözlü, sarışına yakın kumraldır. Göz çekikliği ve yuvarlaklığı, pomet (elmacık) barizliği yoktur. Bunlar Moğolluk ve Çinlilik alametleridir ve bu kavimlerle karışan Türkler de görülür. Mendel kanunlarına nazaran koyu renk, açık renge baskındır. Koyu gözlü ve açık renk gözlü bir ana-babadan, daha güçlü ihtimale nazaran, koyu renk gözlü çocuk doğar. Ten rengi için de aynen böyledir. Türkler, beyaz duru tenlidir. Esmerlik, öteki ırklarla karışımı gösterir.

Türkler, göçebelikten hoşlanır ve bir yerde kalmayı sevmezler, bu hususiyetleri, pek değişik ülkelere gitmelerinin sebeplerinden biridir. Erken zamanlarda büyük şehirler ve kaleler de kurmuşlardır. Birçoğu asrımızda ortaya çıkarılmıştır. Bunlar ortaya çıkarılmadan ilkin, Eski Türklerin tamamen göçebe olduğu sanılıyordu.

Türklerde At Kültürü

Ufak çocukken ata binerler. Bir çocuk, 4 yaşından itibaren ve en geç 8 yaşlarında, ilk kez atın üstüne konup babası tarafınca at çekilerek yavaş bir tur yaptırılır. Sonrasında attan ayrılmazlar. Türklerin atla birlikte doğdukları sanılır. Bunun neticesi olarak mesafeden ürkmezler.

Atlarını, açık denizlere, okyanuslara kadar sürer, orada dururlar. Denizi ve gemiciliği sevmezler. Sadece XI. yüzyıl sonlarında bugünkü Türkiye’ye yerleşince zaruri olarak denizciliğe başlamışlardır. Türkiye dışı Türkler’de gemicilik neredeyse yok gibidir.

Türklerde Ziraat ve Hayvancılık

Bozkır (step) insanlarıdır. Nadiren dağda da yaşarlar. Moğollar ve Slavlar şeklinde ormanda yaşamayı sevmezler, sadece avlanmak için ormana girerler. Ziraat aletleri ve sulama sistemleri mükemmeldir. Fakat bir tek toprak sahibi olmayı severler. Çiftçiliğe zor alışmışlardır. Topraklarında, hakimiyetlerine aldıkları kavimleri çalıştırmışlardır. Fakat hayvancılığa bayılırlar. Usta at ve koyun yetiştiricisidirler. At ve koyun eti, olmazsa olmaz besinleridir. Sonraları buna deve (bilhassa çift hörgüçlü) ve sığır ve manda ilave edilmiştir. Alkollü içki olarak at sütünden kımız ve üzümden şarap yapmış olup içerler. İçkiyi İslam yasaklamıştır. Sadece Eski Türklerde kumar, ender görülür.

Kültür ve Kut

Yabancı kavimlere, onların dillerine, dinlerine, kültürlerine, örf ve adetlerine karşı hiçbir olumlu ve menfi hisleri yoktur. Dinlerini ve dillerini öteki kavimlere kabul ettirmeye çalışmazlar. Hakim ve fatih olarak geldikleri ülkelerde bir kaç nesil sonrasında o ülkenin çoğunluğunun dinini ve dilini benimseyip erirler.

Kabile reisleri vardır. Fakat kabileler federasyonu, hele konfederasyonuna hükmedebilmek, bu şekilde bir birliğin başı olmak için, Kök Tengri’den «kut almak» gerekir. Tanrı ise bu «kut»’u, sadece Açinaoğulları denen sülaleye vermiştir, başka bir Türk ailesine vermez. M.Ö. III. asrın Hunlarından XX. asrın Osmanoğulları‘na kadar tüm Türk hakanlık Hanedanları, Açinaoğullarından ve Mete hanedanından iner. Başka bir aileden inenler meşru sayılmaz, kendilerine itaat vacip değildir, gaasıb sayılırlar.

«Hakan» denen Türk imparatoru, «kut» verildiği için kutsaldır «Tanrı’ya benzer». Tam Tanrı değildir fakat «Tanrı’ya benzer» olduğu, resmi Türk kitabelerinde bugün de okunmaktadır. Hakanlık fazlaca kez babadan oğula, çoğu kez büyük oğula geçer fakat bu bir kural değildir. Tüm Mete Sülalesi’ne Tanrı tarafınca «kut verildiği» için, hanedanın her prensi, tahta hak iddia edebilir. Hangisi üst gelip tahta oturabilirse, onun Gök Tanrı tarafınca tercih edilmiş olduğu anlaşılır ve artık bir tek ona itaat edilir. Bu sistem, Türk imparatorluklarını hızla ayrıştırıp çöküntüye götürmüş olduğu şeklinde, feodal ve federe bir sistem de oluşturmuştur. Zira hakan olamayan öteki prensler, geniş ülkelerin ve toprakların başlangıcında, hükümdar şeklinde yetkilerle bırakılırlar.

Hakanın kudreti nispetinde ona itaat ederler, kudretsizliği nispetinde ona karşı başkaldırmak fırsatı ararlar. Gene bu sistem, hakan yetenekli ise devleti yüceltir, sadece yetenekli değilse, çöküntüyü hızlandırır. Osmanoğulları’na kadar bu sistem, İslami Türk devrinde de yürürlükte kalmış, sadece Osmanoğulları ortadan kaldırabilmişlerdir.

Türklerin Ana Yurdu Neresidir?

Türklerin anayurdu ve menşei, öteki pek fazlaca kavim şeklinde, münakaşasız bir tarih mevzu değildir. Kati olarak konuşmak gerekirse, vakit ve mekan sınırlarını genişçe tutmak buluş eder.

Türklerin anayurdu, bugünkü bilgilerimize nazaran, Aral Gölü-Altay Dağları- Tanrı (Tiyenşan) Dağları içinde kalan ve Balkaş Gölü’nü içine alan büyük üçgendir. Sadece fazlaca erken zamanlarda hızla çevreye yayılmışlar, bilhassa kuzey-doğuya ilerleyerek Çin’in kuzeyine kudretle yerleşmişler. İrani kavimlerle karışıp Saka (Skit) adı altında batıya akmışlardır.

Türk Kimdir,  Türk Kelimesinin Anlamı Nedir?

«Türk» kelimesinin M.S. VII. asırdan önceki telaffuzunun «Türük» şeklinde olması muhtemeldir. Manası «güçlü, kudretli, çokluk, çoğalan» anlamına gelir ve «türemek» mastarının köküdür. Bu kelime, VI. asırdan, Göktürklerden itibaren tüm Türkçe konuşan kavimler için ortaklaşa isim olarak kullanılmıştır. Daha önceki asırlarda, Türkçe konuşan kavimlerden yada boylardan yalnız birinin adı idi. «Türk» kelimesi M.O. XVIII. yüzyıl Çin kaynaklarında «Tik» transkripsiyonu ile ilk kez olarak geçer, daha eski bir yazılı kayda rastlantı edilememiştir.

Türkler üstünde hükümran olmaları için Kök Tanrı tarafınca kut verilen aile, Açina Sülalesi’dir. Açina, Aşina, Böri, Kurd, çeşitli Türk lehçelerinde, kurd denen hayvanın adıdır. Bu kurd bir Kök Böri’dir doğrusu Bozkurd’dur. Hanedanın atası, bu Bozkurd’Ia çiftleşmiş, hanedan bu şekilde üremiştir. Bozkurd, ulusal semboldür. Ay, hilal şeklinde olarak, öteki bir ulusal semboldür (yıldız sembolü çök yenidir). Açinaoğulları hanedanı hanedan rengi al’dır. Tam bir kırmızı değildir. Turuncuya yakın alev rengi yada açık kırmızıdır. Osmanoğulları da dâhil, Türk büyük-hakanlık hanedanlarının hanedan rengidir ki, bugünkü Türk bayrağının rengini oluşturmuştur. Capet hanedanı renginin beyaz, Haşimiler’in yeşil, Abbasller’in siyah, Roma ve Bizans imparatorluklarının eflatun (erguvani) olması gibidir.

Ilkin «yabgu», sonrasında «kağan», nihayet bu kelimeden uzun hece zevkine nazaran düzeltilerek «hakan» denen Türk büyük-imparatoru, Türkleri yönetmek hakkını «Tengri» denen Türk Tanrısı’ndan alır, sonrasında İslami devirde Tanrı’dan almaya adım atmıştır. Orhun Kitabelerinde bizzat Bilge Kağan’ın söylediği şudur: «Tanrı irade etmiş olduğu için atalarımın tahtına oturdum.» Hanedan, fütuhat yöntemiyle devletin ve ulusal birliğin kurucusu olduğundan, hukuken meşrudur. Hakan emretmez, irade eder. Bu iradede kaynak, Tanrı ilhamıdır. Onun için hakan iradesi münakaşa edilemez, Tanrı’ya çarpmak telakkıy edilir. Hakan’ın aynı hanedandan zevcesi imparatoriçeye «katun» denir ki sonrasında «hatun» şeklinde söyleniş edilmiştir «hanım» kelimesiyle aynıdır. Belirli bir seviyede devlet işlerinde meşru görevi vardır, eşi hakanın yanına kurulan bir tahta oturabilir.

Kaynak: Tarih Ders Notları, Yılmaz Öztuna – Osmanlı Devleti Zamanı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir