Türklerde At Kültürü-2

Tarih sahnesine at sırtında giren Türkler, bu asil hayvanı devamlı kıymetli bir varlık ve can yoldaşı bilmiştir. Tarih, Orta Asya bozkırlarında yırtıcı sürüler halinde bulmuş olduğu bu asil hayvanı evcilleştiren ve ona ilk gönül verenlerin Türkler bulunduğunu yazar.

Türkler Orta Asya steplerinde at sırtında dünyaya yayılırken at sevgisini de dünyaya yürüyerek kavim olarak tanınırlar.

Avusturyalı tarihçi Hoopers, atın ilk eğitim ve evcilleştirme hareketinin, İç Asya’da Türkler tarafınca yapıldığını belirtmiş, Alman tarihçi Portriatz ise ”Eski Çağlarda At” adlı eserinde, atın MÖ 6000 yıllarında, Türkler tarafınca evcilleştirildiğini iddia etmiş ve bu iddiası için bazı bulguları kanıt olarak göstermiştir. Bu bulgulara Türkistan’ın Anav bölgesinde ulaşılmıştır. Macar tarihçi Allfoldin ise atın eğitim ve evcilleştirme hareketinin ilk olarak Altay Türklerine ilişkin bulunduğunu belirtmiştir.

Türklerde At Kültürü

Türkler at sırtında ülkeler fethetmiş, onun üstünde amansız cenkler vermiş ve büyük zaferler kazanmıştır. Muharebede olduğu benzer biçimde barışta da Türkler, atlarından bir an olsun ayrılmamışlardır. Barış ve sükun günlerinde eğlencesine, oyunlarına kadar sokmuş ve atına devamlı fazlaca büyük ehemmiyet ve kıymet vermiştir. Türkün at, avrat, tabanca inancı da bunun en belirgin kanıtıdır.

Çocuklarını erken yaşta ata binmeye alıştıran Türklerin, üç yaşından sonrasında, çocuklarını büyük koyunlara bindirdikleri, sekiz yaşlarında at sırtında gezdirmeye başladıkları belirtilir. On iki yaşına gelen evlatların ise muhteşem binici olurlardı. Günümüzde evlatların atçılık oynamak istediklerinde, sopayı at benzer biçimde kullanmaları, büyüklerin sırtına ata biner benzer biçimde oturup oyun oynamaları bu kültürün yansımasıdır.

Türklerde At Kültürü

Eski Türklerde ölen kişinin atının kuyruğu kesilirdi. Bu uygulama Türklerin İslamiyet’i seçişi ile terk edilmiştir.

Eski Türklerde at yarışı bir spor ve eğlence olarak yapılırdı. Cuma ve bayram günlerinde, düğün, şölen, adam çocuğun doğumu benzer biçimde şenliklerde ilkbahar ve güz aylarında at yarışları düzenlenir, at yarışı yapmayan toplumlar küçümsenirdi.

Eski Türkler, atın eğitimi ile ilgili, bugün bile uygulaması güç olarak kabul edilen programlar düzenlemişlerdir. Atın koşu süresi, bakımı, beslenmesi, sulanması, tımarı, banyosu ve antrenmanın her bölümünde verilecek yemlerin türlerinden oranlarına kadar detaylı uygulamalar yapmışlardır.

Tarihçi E. Marcell, Hunlarla ilgili yazdığı bir eserinde şöyleki demektedir: “Türkler süvari harbinde, şimşek benzer biçimde süratli olan atlarının üstünde, mıhlı benzer biçimde dururlar, yaşantılarını at üstünde geçirirler. Toplantılarını at üstünde yaparlar, at üstünde bölgeler, içerler, hatta uyku gereksinimlerini bile atlarının boyunlarına doğru uzanarak giderirlerdi. Biniciliğe daha minik yaşlarda alışmış olan gençler yaya yürümeyi adeta onur kırıklığı olarak karşılardı.”

Sultan Alparslan Heykeli

Özetlemek gerekirse Mevzu Başlıkları

Hunlarda At Kültürü

Tarihte malum ilk Türk devleti olan Hunların ilk dönemleri hakkında yeterince data bulunmamakla beraber MÖ III. yüzyılın sonlarında fazlaca büyük bir güç olarak yargı sürdükleri bilinmektedir. Çin Seddi’nin Hun Türklerinin akınlarından korunmak için yapıldığı bilinmektedir.

Hun Okcusu Çizimi

Askeri yönden bu kadar kuvvetli olan Hunlarda, Türk yurttaşı olabilmek için iyi ata binmek, oku ve kılıcı iyi kullanmak gerekirdi. Bundan dolayı ata binme, kılıç ve ok eğitimi çocuk yaşta verilirdi. Sonraki dönemde tavşan ve tilki avına götürülen çocuklar, ilerleyen dönemlerde at üstünde uçan kuşları vuracak düzeye gelirlerdi.

Hunlar, okçuluk ve biniciliğin yanında avcılık ve güreşte de ustaydılar. Doğum ve ölüm törenlerinde, büyük şölenler ve bayramlarda spor etkinlikleri düzenlerler, ata binme, ok atma ve güreş tutma benzer biçimde becerilerini sergilerlerdi.

Göktürklerde At Kültürü

Göktürk Devleti, tarihte Türk adıyla kurulan ilk devlettir. Göktürklerde devlet ve millet olma bilinci en yüksek noktaya ulaşmıştır. Her yönüyle sağlam ve sıhhatli bir cemiyet oluşturan Göktürklerde, bu disiplin gövde kültürüne de yansımıştır. Göktürklerde hanımefendiler da ata biniyor, ok atıyor, güreş tutup erkeklerle yarışabiliyordu.

Göktürkler okçulukta büyük maharet sahibiydiler. Ok ve yaya o denli ehemmiyet vermişler ki Orhun Yazıtları’nı oluşturan Göktürk alfabesinde (K) harfi yerine ok, (Y) harfi yerine de yay işareti kullanmışlardır. Okçuluğun yanında fazlaca iyi güreş tutan, kılıç ve mızrak kullanan Göktürklerde avcılık da değişmez yaşam biçimiydi. Sürek avı denilen büyük avlarda, savaşlara hazırlık emek harcaması da yapılmaktaydı. Sürek avının sona ermesiyle av etleri beraber yenir, büyük şölenler düzenlenir, bu şölenlerde gençler top oynar, güreş meblağ, okçuluk benzer biçimde becerilerini sergilerlerdi.

Senenin büyük bir kısmı karla kaplı olan Orta Asya’da Göktürklerin, fazlaca iyi kayak yaptıkları bilinmektedir. Sığır kemiğinden yapılmış kayaklar kullandıkları için komşuları tarafınca “sığır ayaklı Türkler” olarak da anılmaktaydılar.

Uygurlarda At Kültürü

Kökenleri Asya Hunlarına dayanan Uygur Türkleri, ilk zamanlarında Orhun ve Selenga Irmakları çevresinde Göktürklere bağlı olarak yaşıyorlardı. Başlangıçta dokuz boydan oluşan Uygurlar, ondan sonra Dokuz Oğuzların da katılmasıyla On Uygur adını almıştır.

Uygurlarda atlı bozkır kültürü ön plana çıkmaktadır. Atla adeta özdeşleşen Uygurlar, at yetiştirmekte ve binicilikte ustaydılar. Çocuklarına minik yaşta ata binmeyi, ok atmayı ve avlanmayı öğretirlerdi. Ek olarak Uygurların yaşadıkları bölge göz önünde bulundurulduğunda fazlaca iyi yüzücü oldukları da bilinmektedir.

Oğuzlarda At Kültürü

Oğuzlar X.yüzyıl başlarında Seyhun Nehri, Hazar Denizi’nin doğusu ve Aral Gölü çevresindeki geniş bozkırlarda göçebe olarak yaşıyorlardı.

Oğuzlarda At Kültürü

Hunlar, Göktürkler ve Uygurlarda olduğu benzer biçimde Oğuzlar da ata fazlaca büyük sevgi duymuş ve onu mukaddes saymışlardır.

Oğuzlarda binicilikle birlikte okçuluk, ok ve yay yapımı fazlaca üst düzeydeydi. Oğuzlarda ok o denli kutsaldı ki Oğuz Han ülkesini evlatları içinde hisse ederken okunu parçalayarak ilk üç oğluna (Gün, Ay ve Yıldız) Bozok ve öteki üçüne (Gök, Dağ ve Deniz) Üçok adlarını vermiştir.

Ek olarak Oğuz devlet yönetiminde vazife alanların, çevgen oynaması, kılıç gösterilerine iştirak etmesi ve okçulukta hünerli olması gerekirdi.

Oğuzlar, “Sigirnam” isminde olan büyük sürek avları düzenlerlerdi. Av ve av hayvanlarına verdikleri önemi paraların üstüne hayvan figürleri işleyerek yansıtırlardı. Oğuzlarda avcı kuşların kıymeti fazlaca büyüktü. Öyleki kıymetli avcı kuşlar vardı ki bunların takasında fazlaca sayıda at, koyun ve keçi teklif edilmiş olduğu olurdu. Kimi zaman de muharebede elde edilmiş esirlere karşılık avcı kuş teklif edilirdi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir